![]() |
Geçmiş
Dönem |
| |||||||
|
_____ M. F. Ö Z K A N _____ | |||||||||
|
Bilindiği üzere Kur'an 1400 yıl önce Arap yarımadasında yaşayan ve Arapça konuşan bir topluma onların diliyle inmiştir. Bu ilahi kitap şu an her renk ve ırktan milyonlarca insanın kutsal kitabı konumundadır. Arap edebiyatının en ince edebi özelliklerini kullanarak pek çok insanı etkileyen bu kitap, şu an, Arapça bilmeyen pek çok insan için okumaları ve onunla amel etmeleri gereken bir kitaptır. Arapça, bir Müslüman için Kur'an'ın dili olması nedeniyle oldukça önemlidir. Biz bu çalışmamızda Kur'an'ın neden başka bir dilde değil de Arapça inmiş olduğu sorusuna cevap aramayacağız. Arapça'nın tarihsel gelişimini ve bu dilin özellikleri üzerinde durmaya çalışacağız. Dil, insanoğlunun çevreyle ve başka insanlarla ilişki kurmaya başladığı andan itibaren var olagelmiştir. Arabistan yarımadası ve Bereketli Hilal diye tabir edilen bölgelerde miladi 18. ve 19. yüzyıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda o bölgede yaşayan insanların ve bu dillerinin bir soydan geldiği gözlemlenmiştir. Bu Eski Ahid'de geçen ve bu kitabın alimlerinin Sâmî adını verdikleri insanlar oldukları düşünülmektedir. Tekvin bölümünün 10. Babında bu ırkın şeceresi şu şekilde anlatılmaktadır: "Nuh'un oğulları Sam ve Ham ve Yafetin zürriyetleri bunlardır, ve tufandan sonra onlara oğullar doğdu." 10. bölüme şekilde bir giriş yapıldıktan sonra oldukça teferruatlı olarak Hz. Nuh'un oğullarından olan çocukların bir bölümünü sayılmaktadır. Bu teferruatlı bahisten sonra bab şu şekilde sona ermektedir: "Milletlerinde zürriyetlerine göre Nuh oğullarının kabileleri bunlardır; ve Tufandan sonra yeryüzünde milletler bunlardan ayrıldılar." Hem Eski Ahid'de geçen bu pasaj hem de yapılan araştırmalar bu bölgede yaşayan insanlar ve bu insanların dilleri arasında sanıldığından çok daha sıkı bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır. Bölgede Akadca, Süryanice, Fenike dili, İncil İbranicesi, Kenani Lehçeleri, Arapça, Himyeri dili, Etiyopya dili gibi diller kullanıldığı saptanmıştır. Halen bu dillerden Arapça haricindekiler kullanılmamaktadır. Arap yarımadasından Bereketli Hilal'e doğru M.Ö. 3000-1800'lerde Akad ve Amurru'luların göç dalgaları sonucu Akad dili bölgeye egemen olmuştur. M.Ö. 1400' e kadar yerliler ve Mısırlı efendileri tarafından konuşulan ve yazılan Akadça, resmî dil olduğu kadar sokaktaki insanın da konuştuğu dil olmuştur. Âramice M.Ö. 1200'erden itibaren yerini Akadça'ya bırakmaya başlamış ve bölgede bu dilin çeşitli lehçeleri ortaya çıkmıştır. Âramice, Kenânilerin dili olan İbranice'yi yerinden etmiştir. Âramicenin bu bölgedeki etkisi yüzyıllar sürmüş ve Batı Asya'daki Yahudilerin konuştukları dil olmuştur. Daha sonra ise bölgede Arapça ortaya çıkmış ve İslam'la birlikte tüm Batı Asya boyunca, Âramiceyi yerinden etmiştir. Arapça Kur'an'daki şekliyle Arabistan yarımadasının bütün yerlileri ve İslam'dan bin yıl önce onunla yan yana olan Bereketli Hilal'de yerleşmiş insanlar tarafından konuşulmuştur. Her ne kadar yazılı kaynaklar elde bulunmasa da sözlü gelenekten Kur'an'ın indiği dönemde Arapçanın gelişimini tamamlamış ve mükemmel bir dil olduğunu anlamaktayız. Onun Farsça, Mısır dili ve Sanskritçe'den de bazı kelimeler alarak geliştiğine hiç şüphe yoktur. Fakat bu kelimeleri kendi içinde Arapçalaştırmıştır. Peki Arapça nereden gelmiştir bölgeye? Bu konuyla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Ancak Kur'an Arapçasının "Arabu'l musta'rebe" veya kendilerini Araplaştırmış olan Kuzey Arabistan Araplarının dili olduğu konusunda birleşilmektedir. Rivayetler bu topluluğun kim olduğu ve Mekke civarına nasıl geldikleri noktasında farklılaşmaktadır. Bu rivayatlerden biri Kuzey Arabistanlıların Mekke'ye yerleşen ve bir tek Allah'a ibadet için mabet olarak Kabe'yi inşa eden Hz. İbrahim'in ilk oğlu İsmail'in soyundan olduklarını söyler. Bunun yanında ilk Arap krallığının ilk kralı Ye'rub ile ilgili rivayetlerde vardır. Kur'an'a baktığımızda bu konyla ilgili birkaç ayete rastlamaktayız. Kabe ve bu kutsal evin inşası ile ilgili ayetleri aşağıda sıralamaya çalıştık: Bakara Sûresi, 2/126: "İbrahim: 'Rabbim! Burasını güvenli ir yer kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle besle' demişti. Allah: 'İnkar edenin de az bir süre geçimini sağlar, sonra da onu ateşin azabına uğratırım. Varılacak ne kötü yerdir.' buyurmuştu." Hacc Sûresi, 22/26: "Bana hiçbir şeti ortak koşma; tavaf edenler, (namazda) ayakta duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kâbe'nin olduğu yere yerleştirdik. Hz. İbrahim'in Ur'dan çıkışıyla başlayan göçü şu an Mekke'nin bulunduğu topraklarda son bulmuştur. Semitik Dillerin Yapısı: Semitik diller Arapça'yı da içine alan bir dil ailesidir. Aynı kökten gelmeleri nedeniyle benzer bir takım özellikleri vardır. Bu bölümde bu özelliklere kısaca değinmeye çalışacağız. Triliteralizm: Semitik diller triliteralizm dil karakteriğini taşırlar, yani kelimeleri üç sessiz harfin köklerini ve bu köklerin türevlerini içerir. Bu özellik, yalnızca bu dil ailesine has bir özelliktir ve başka hiçbir dil ailesinde rastlanmaz. Gövdelerin veya köklerin listesi, bazıları kullanımdan çıkarıldığı, bazıları da belli bir geçmişe dayandığı, hayatın içinden geldiği ve diğer dillerden alıntılar yaptıklarından bir dilden diğerine farklılık gösterir. Bununla birlikte Semitik diller, birbirleriyle en çok ortak köke sahip olan aile olma özelliğini sürdürürler. Kelimeler, üç sessiz harf taşıyan köklerden, kurala göre, üç sessiz harfin seslendirilişleri değiştirilerek, kelimenin başına ya da sonuna ya da ortasına bir ya da daha fazla harf ilave edilerek türetilir. Fonetik: Semitik diller altı gırtlak sesi (a,h,j,kh,',gh), iki damak sessizi (k,j), iki dudak sesi (p,b), beş küçük dil sesi (q,t,z,s,d) iki dil-diş sesi(t,c), üç safiri (ıslıksı) harfi (th,s,z), altı yarım harfli (r,y,l,w,m,n) ve altı sürtme sesi veren harf ( m,g,t,d,p,b) olmak üzere söylenişi İngilizce'den biraz farklı seslerden oluşan bir alfabeyi paylaşırlar. Mevcut hiçbir Semitik dil bunların hepsine birden sahip değildir. Arapça, toplam otuziki harfin yirmidokuzuna sahip olmakla en zenginleridir. İbranice ve Kenan dillerinin tarihi, zaman içinde z ile s, g ile ' gibi harflerin tek bir harf üretecek şekilde nasıl bir araya geldiklerini gösterir. Gramer: Semitik diller çekimli dillerdir; ismin sonunu içinde bulunduğu duruma bağlı olarak özne, dolaylı veya dolaysız nesne oluşuna göre ve filleri zmana göre çeker. Sadece üç dil bugün çekimlidir. Arapça, Habeşistan'ın resmi lisanı olan Amharik ve Almanca. Geçmişin birçok dili çekimli idi. Mesela Akad dili, Yunanca, Latince ve Sanskritçe. Modern diller çekimlerinin büyük çoğunluğunu düşürmüşlerdir. Çekim daha fazla titizliğin, kesinlik arayışının; yokluğu ise daha az titizliğin ve faydacılık eğiliminin işaretidir. Kelime Hazinesi ve İfade Keskinliği: Semitik diller aynı nesne için birçok kelimeyle pek çok kelime hazinesine sahiptir. Bu açıdan hepsi Avrupa dillerinden daha iyidir. Semitik diller arasında da bu özelliği en çok ön plana çıkan dil Arapça'dır. Arapça, ışığa 21, yıla 24, güneşe 29, bulutlara 50, karanlığa 52, yağmura 64, suya 170, yılana 100, deveye 255 ve aslana 350 isim vermiştir. Bu örnekler rahatlıkla uzatılabilir. Kelime çokluğunun yanı sıra Semitik diller doğru seçilmiş kelimelerin kullanımında da çok büyük titizlik gösterirler. Sâmîlerin sezdikleri mana nüansları diğerleri için çoğu zaman anlamsızdır. Yine Arapça gece ve gündüzün her saatine, (Ay'ı esas alan) ayın her gecesine, insan vücudunun bölümlerine bağlı olan saçın her lülesine, görmenin, yürümenin , oturmanın , uyumanın, sevmenin her çeşidine ayrı isimler vererek bu özelliği de mükemmel derecesine yükseltti. Sentaks, Stil, Edebiyat: Semitik dillerde sentaks, rahat anlaşılabilir bir sadelik ve idrak açısından açıklığı içerir. Arapça'da güzel söz söyleme sanatı ahenk, kesinlik ve açıklık terminolojisi ile tanımlanır. İfadenin açıklığı her zaman edebi bir kıymet taşır. Kolaylıkla anlaşılabilen ve akılda kalan birkaç kelimenin içine büyük anlamlar sıkıştırma bütün Semitik edebiyat ürünlerinin gücünün bir parçasıdır. Bu özelliği özellikle ilahi metinlerde çok ön plana çıkmaktadır. Semitik dillerde birleşik kelimeler yok denecek kadar azdır. Her seviyede ayırt edici ve çağrıştırıcı anlamlar için ayrı kelimelerin kullanılıyor olması kelimeleri birleştirme ihtiyacını önlemiştir. Yazının bulunuşundan itibaren Sâmiler, nesirde ve nazımda edebi eserler vermede, bunları yazmada ve gelecek nesiller için balçık tabletler saklamada öncülük yapmışlardır. Edebi, dini ve ticari metinlerin yanı sıra ilmi, tarihi ve ticari konularda da geniş muhteviyata sahip koleksiyonlarıyla dünyaya ilk Edubba ya da kütüphaneleri armağan ettiler. Bıraktıkları eserde estetik, güzellik ve duygusal etkilerle beraber açıklık kesinliğin bir bileşimini de ihtiva eder. Konu birliğine sıkı sıkıya bağlanmışlığın yerine bütün Semitik edebiyat ürünleri analistik ve tekrarlıdır. Tanınmış bazı edebi ürünleri şu şekilde sıralayabiliriz: İbrani Krallar Kitabı, Şarkıların Şarkısı, Akad Kraliyet Kitabeleri, Gılgameş Destanı, Arap Kasidesi, Binbir Gece Masalları. Bütün kompozisyonlar kendi sonsuzluklarının başlangıç ya da sonuç yokluğunun izlenimlerini verirler. Bütün Semitik edebiyatın başka bir özelliği de ahlâkî tonudur. Sâmî, ister dış dünya, insan hayatını ve hareketlerini, isterse geçmiş tarihi tanımlasın, gayesi sırf tanımlamış olmak değildir. Herhangi bir tanımın doğru, kesin ve yeterli olması isteği çok yüksektir. Bununla beraber, daima okuyucusuna ve dinleyicisine ahlâkî bir değer götürmeyi ve faziletle ona rehber olmayı hedefler. Sâmî'ye göre estetik ve ahlâk, hangi değer dikkate alınırsa alınsın, beyan ve talimatın bir olduğu yerde ayrılmaz ikizlerdir; gerçekte bir birlik meydana getirirler. Sâmî her zaman değeri anlamanın harekete geçirilmesi ve beğenisi tarafından etkilenmesi gerektiği görüşüne bağlı kalmıştır.
| ||||||||
|
| |||||||||
| |||||||||