LEYL SÜRESİ

Haz: Ömer Faruk KAYAASLAN
omerf@patikalar.net

1-  Örttüğü zaman geceye,
2-  Açıldığı zaman gündüze,
3-  Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki,
,
4-  Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.
5-  Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
6-  Ve en güzel olanı doğrularsa,
7-  Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
8-  Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
9-  Ve en güzeli de yalanlarsa,

10- Onu da en zor yola hazırlarız.
11- Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.
12- Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.
13- Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.
14- Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
15- Ona ancak en azgın olanlar girer.
16- Öyle azgın ki yalanlamış ve sırtını dönmüştür
17- En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.
18- O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir
19- Onun yanında, karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.
20- O ancak yüce Rabb’ının rızasını aramak için verir.
21- Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.

Adını ilk ayetinde geçen “leyl” (gece) kelimesinden alan bu sure, ilk inen vahiylerdendir ve nüzul sırasında dokuzuncudur.

Geceye yemin olsun, bürürken veya bürüyeceği zaman, [düşün yeryüzünü karanlığa boğan geceyi] karanlığıyla Güneşi veya gündüzü veya örtebileceği her şeyi ile ufukları ve hatta gam ve sıkıntıyı örten, “Sizleri geceleri ölü gibi uyutan odur” (En’am, 6/60) buyurulduğu üzere ölüm manasında olan uyku ve gafleti ile gözleri ve gönülleri, bütün şuur ve nefisleri sarıp bürüyen; kısacası insanı ayrılıktan birleştirmeye, çokluktan yalnızlığa, görünen alemden yokluğa götürmek üzere hücum eden zamanı. Burada Hz Muhammed’in peygamber olarak gönderildiği sırada dünyayı sarmış bulunan cahiliye devri haline ve geleceğe ait olmak üzere de can çekişme haline veya kıyamet koparken olacak korkunç hallere işaret vardır.

Ortaya çıktığı zaman gündüze andolsun, [düşün aydınlığı yükselten gündüzü]. Burada hak güneşinin vahdetle aydınlanıp, İslam güneşinin ortaya çıkışına işaret vardır.

Ve erkeği ve dişiyi yaratan o büyük kudret sahibi yaratıcıya (andolsun), [erkeğin ve dişinin yaratılışını düşün] lafzen erkeği ve dişiyi yaratmış olanı (veya yaratanı) düşün, yani erkek ile dişi arasındaki farklılığı oluşturan unsurları. Bu, gece ve gündüz, aydınlık ile karanlık sembolizmi ile birlikte bütün tabiatta mevcut olan kutupluluğa ve dolayısıyla insanın hedeflerini ve saiklerini karakterize eden (sonraki ayette sözü edilecek olan) çift kutupluluğa bir işarettir.

Kuşkusuz eylemleriniz birbirinden farklıdır.  [Gerçekte ey insanlar siz çok çeşitli hedefler (hm iyi hem kötü hedefler) peşindesiniz. M. Esed] Sizin çalışmalarınız birbirinden farklıdır, yani çalışmalarınız birbirini tutmaz şekilde dağınık, ayrı ve düzensizdir. Oysa hayat ve kurtuluş, birlik nizamı içinde yardımlaşma ve birleşmeye bağlıdır. Nitekim “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın” (Al-i İmran, 3/103) buyurulmuştur.

Fakat her kim vermiş, malının hakkı olan vergisini vermiş, [başkaları için harcamış], ve korunmuş,  takva yolunu tutmuş, Allah’tan korkup itaat yolunu tutarak kendini dağınıklıktan, fenalıklardan, yasaklanmış şeylerden sakındırmış “Ufak tefek kusurlar dışında; büyük günahlardan ve fuhşiyattan sakınanlar” (Necm, 53/32) vasfını elde ederek muttaki olarak Allah’ın korumasına girmiş, ve en güzeli tasdik etmiş ise [ve nihai güzelliğin/iyiliğin gerçekliğine (zamandan ve sosyal şartlardan bağımsız ahlaki değerlere ve dolayısıyla, “ahlaki vecibe” olarak tanımlanabilecek olanın mutlak geçerliliğine) inanırsa], hakikatte bir güzellik ve güzellerin en güzeli bulunduğuna inanmış, iyiyi-kötüyü, fazileti-rezilliği, fark etmiş ise, Allah’ı görüyor gibi sadakat ve samimiyetle güzellik yapanların sonunda güzel bir son ile sonraki hayatta cennet ve cemale erdirileceğine iman etmiş ise, biz onu en kolaya muvaffak kılacağız, onu başarıya (başarıya giden yola) ulaştıracağız, [işte onun için nihai huzur ve rahatlığa giden (zihnin huzura ermesine ve ruhun sükunetine giden) yolu kolaylaştıracağız].

Kim de cimrilik eder, malını kıskanıp da vermekten kaçınır, ve kendisini yeterli görür, kendisini doyuma doyuma ermiş, en güzel sonucu bulmuş, ilerisi için hiçbir ihtiyacı kalmamış, artık korunmaya muhtaç olmayan sanarak ahiret nimetlerine ihtiyacı kalmadığını zannederse, Alak suresinde belirtildiği gibi kendini yeterli görüp fütursuzca azarsa, ve en güzeli yalanlarsa, [ve nihai güzelliği/iyiliği yalan sayana gelince] daha güzele ve en güzele inanmamış, cennet nimetleriyle ihsan sahibi kimseleri bekleyen akıbetin daha güzel olacağı hakikatine “yalan” demiş, kısacası gün günden daha kötüdür diyerek ihsanın, korunmanın faydası yoktur diyerek sonuç hakkında kötümser olmuş ise, ona da en zor olanı hazırlayacağız, [onun için zorluğa ve sıkıntıya giden yolu kolaylaştıracağız], onu zora ulaştıracağız kolayca.

Çukura yuvarlandığı yahut helak olduğu, [mezarına girdiği], zaman onu malı kurtaramayacaktır. Kıyıp veremeyerek biriktirdiği ve onunla zengin olmak, hiçbir şeye ihtiyaç hissetmemek istediği mal, onu kabre yuvarlanmaktan, helak olarak aşağıların aşağısına gitmekten kurtaracak değil, aksine azap ve zararını artıracaktır. Doğru yolu göstermek bize düşer, kurtuluşa götüren doğru yolu göstermek, hakkı ve doğruyu açıklamak, peygamber göndermek, kitap indirmek, kalplerinize iyiyi kötüyü ilham etmek Rab’lığa yakışan bir iştir. Allah’ın hidayeti olmayınca kendiliğinizden onu yapamazsınız, ona göre hidayeti kabul ettirip de hak ve hayır yoluna girmek de sizin dilemenize bırakılmış bir durumdur.

Kuşku yok ki, son da bizimdir, ilk de, [ve hem öteki dünya, hem de (hayatınızın) bu ilk bölümü (üzerindeki hakimiyet) bize aittir. (Bu ifade, insanın bu dünyadaki ve öteki dünyadaki hayatının, süregelen aynı olgunun iki safhasından ibaret olduğu gerçeğini vurgulamaktadır)]. Başta ve sonda mülk bizim tasarruf hakkı bizimdir. Karşı çıkacak ve karışacak başka malik yoktur. O halde ne ahirette, ne de dünyada Allah’tan başka hükmü ve isteği geçerli olacak bir başvuru yeri bulmanıza ve onun hidayetine ihtiyacımız yok deyip de kendinizi kurtarmanıza imkan yoktur. O ne derse öyle olacaktır. Hidayet onun hidayeti, asıl irade onun iradesi, hüküm onun hükmüdür. Onun iradesi, hidayeti, hükmü aksine hareket etmek isteyen arzularınız dilekleriniz, hükümleriniz hep sapıklıktır. Onun sizin dilemenize bırakarak gösterdiği hidayeti kabul etmeyip aksine gitmek istediğiniz takdirde zarar edecek olan o değil, ancak sizinizdir.

İşte size bir uyarı yaptım, bir ateş haber verdim ki, alevlendikçe alevlenir, köpürdükçe köpürür, ona ancak en azılı, en bedbaht olan yaslanır, [işte sizi alevler saçan ateşe karşı uyarıyorum (öyle bir ateş ki) kimse girmez, en onulmaz azgınlar dışında]. O ki yalanlamış, hak hidayetine yalan demiş, ve yüz çevirmiştir, doğruya yalan demiş iltifat etmemiştir ki, işte bu kafirdir. İlahi takdire göre en mutsuz en bedbahttır.

O en takvalı olan, [Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar]yani hem günahtan, hem küfürden korunan en muttaki ise, ateşten uzak kalacak. O en takvalı kişi ki malını verir, temizlenir. Yahut Allah katında temizlenip artmak üzere malını verir. Ve onda başka bir kimsenin nimeti yoktur ki karşılığı, mükafatı verilecek olsun. Yani hiç kimseye borçlu ve minnet altında kalmış değildir ki verirken ona karşılık olarak versin. Yahut herhangi bir kimseye verdiği vergiyi ondan bir karşılık, bir mükafat bekleyerek vermez. Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir, işin bu yönünü gözetir. Yanında dağıtılacak ödüller bulunan bir kişi için değil, sadece Yüce Rabbinin rızası için verir. (Karşılık beklenen nimet sahibi bir kişi için değil sadece...)

Yemin olsun ki o muhakkak hoşnut olacaktır.

Kaynak: Hak Dini Kur’an Dili, M. Hamdi Yazır
Kur’an mesajı, Muhammed Esed

 

 

 

 

 

 

 

1- Örttüğü zaman geceye,
2- Açıldığı zaman gündüze,
3- Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki,
,
4- Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.
5-  Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
6- Ve en güzel olanı doğrularsa,
7- Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
8- Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
9- Ve en güzeli de yalanlarsa
;
10- Onu da en zor yola hazırlarız.
11- Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.
12- Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.
13- Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.
14- Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
15- Ona ancak en azgın olanlar girer.
16- Öyle azgın ki yalanlamış ve sırtını dönmüştür
17- En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.
18- O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir
19- Onun yanında, karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.
20- O ancak yüce Rabb’ının rızasını aramak için verir.
21- Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım