|
TEKVİR
SURESİ
|
Haz:
Mehmet Fatih ÖZKAN
mfozkan@patikalar.net |
|
Giriş
Kur’an, Allah tarafından dünyaya gönderilen insanın yegane dayanak noktasıdır. İnsan, hayatla sınırlandırılan zamanda, başta kendi olmak üzere, hayata dair her şeyi anlamlandırma yarışına girmiştir. “Ben neyim? Kimim? Nereden geldim ve nereye gidiyorum?” türünden onlarca sorunun çakıl taşları gibi serildiği, bir takım şeyleri anlaşılır kılma yolundaki pek çok fersiz ışığın arasında en parlak, yegane yol göstericidir Kur’an. Eşrefi mahlukata yüce Rabbinden bir öğüt, bir hidayet kaynağıdır.
7/ 1- Elif, lam, Mim, Sad 2- (Bu) kendisiyle uyarman ve inananlara öğüt olması için sana indirilen bir kitaptır. Bu yüzden gönlüne bir darlık gelmesin. 3- Rabbinizden size indirilene uyun ve ondan başka himayeciler edinmeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.
39/ 1- Bu Kitab’ın indirilmesi Güçlü ve Bilge olan Allah katındadır. 2- Biz sana bu Kitab’ı hak ile indirdik. ÖYLEYSE DİNİ Allah’a has kılarak O’na kulluk et.
54/ 17, 22, 32, 40- Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
38/29- (Bu) ayetleri üzerinde düşünsünler ve aklı olanlar ders alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
Kur’an, nazil olduğu dönemden günümüze kadar gelen zaman dilimi içerisinde, bir kısım muhatapları tarafından çeşitli bahanelerle şiddetli yalanlanmaya maruz kalmıştır. Yani tarihin her sahnesinde hakikatin karşısında sürekli inkarcılar varolagelmiştir. İlahi vahiy ve onu insanlara ulaştıran peygamberler yalanlanmış ve bunlara inanmış olanlar da zaman zaman sert müdahalelerle karşılaşmışlardır. Kendini yeterli görüp azan insan, ilahi uyarıya kulaklarını tıkamış, dolayısıyla Allah’a güvenip O’na iman eden kalbin duyduğu hazdan mahrum kalmıştır.
96/ 6-7- İnsanoğlu (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını düşünmekle azgınlık etmektedir. 8- Halbuki dönüş Rabbinedir.
39/ 36- Allah kuluna yetmez mi? Seni O’dan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah’ın saptırdığını doğru yola koyacak yoktur.
Allah, vahyi karşısında duran ve O’nun gönderdiği peygamberlere fütursuzca saldıran insanları çok yakın ve acı bir azapla uyarmıştır. Hz Muhammed’in güvenilir bir peygamber olduğunu her fırsatta dile getirilen Kur’an’da, azgınları bekleyen acı azabın başlangıcı olan Kıyamet Günü ile ilgili de pek çok ayet yeralmıştır.
40/ 18- (Ey Muhammed) Onları, yüreklerin ağza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. (O gün) haksızlık edenlerin ne bir dostu, ne de (sözü) dinlenecek bir aracısı vardır.
*
İşte bu sayımızda ele alacağımız 81. Sure olan Tekvir Suresi de imanın icaplarından olan iki gerçeği ele alır. Bunlardan ilki ‘kıyamet gerçeği’, ikincisi ise ‘vahiy ve peygamberlik gerçeği’dir.
Sure adını güneşin dürülmesinden bahsedilen ilk ayette, ‘dürülme’ manasında kullanılan ‘kuvvirat’ kelimesinden almıştır. Sureye ‘Kuvvirat’ suresi de denir. Surenin ismi olan ‘Tekvir’in anlamı ise ‘yuvarlak şekle sokmak’ ve ‘toplamak’ manalarıyla ilgili olarak ‘sarık sarar gibi sarmak’ veya ‘bohçalamaktır’. Aynı zaman da ‘devirmek’, ‘kürümek’, ‘yıkıp atmak’ manalarına da gelir. Muhtevasından ve üslubundan anlaşılacağı üzere Mekke’nin ilk dönemlerine ait bir suredir.
İlk 6 ayette kıyametin ilk safhası canlandırılmıştır.
Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar bulandığında, dağlar yürütüldüğünde, kıyılmaz mallar bırakıldığında, vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler ateşlendiğinde,
Daha sonraki 7 ayette ise kıyametin ikinci safhası gözler önüne getirilmektedir.
Nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda, “Hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye, amel defterleri açıldığında, gök sıyrılıp açıldığında, cehennem kızıştırıldığında ve cennet yaklaştırıldığında...
Böyle bir tablo çizildikten sonra düşünmesi için insan kendi kendine bırakılarak,
her can ne yapıp getirdiğini bilecektir, diye buyurulmuştur. Hemen ardından da Risalet konusuna geçilmiş ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) tebliğ ettiği vahyin, bir mecnunun sözleri ve şeytanın vesveseleri olmadığı bildirilmiştir.
Ayetlerin Açıklaması
Surenin ilk bölümünde (1-14. Ayetler) çok şiddetli Kıyamet sahneleri vardır. Bu ayetleri topluca düşünüldüğünde Allah tarafından yaratılıp insanoğlunun hizmetine sunulan güneşin, yıldızların, dağların ve denizlerin akıl almaz bir değişim içerisine girdikleri görülür.
Bu sahneler yakıp yıkan bir hareketle, bir afetle başlıyor. Bu durum, içerisinde bulunan insanı bir anda telaşlandırıyor, korkutuyor.
Her sabah insanı yeni güne çağıran güneşin ışıkları sönmüş, ışınları katlanmış. Ne ışık kalmış ne de ışın. Birbirlerine geçmiş, yapışmış nur saçan yıldızların ise bağları çözülmüş, dağılmış, nurları görünmez olmuş ve kararmış. Hareketsiz sabit duran o dağlar incelmiş, yürütülmüş ve yumuşamış. Bağlı tutulan develer salıverilmiş, ihmal edilmiş. Vahşi hayvanlar kendilerini saran o büyük korkuyla bir araya toplanmışlar. Engin okyanusların suları bir anda ateşe verilmiş.
Nefisler eşleştirilmiş. Suçsuzca diri diri toprağa gömülen kıza “Hangi suçtan dolayı öldürüldün?” diye sorulmuş. Katlanan amel defterleri açılmış, her şey okunmakta ve açığa çıkmakta. Yeri örten, havayı koruyan o göğün örtüsü çekilip alınmış, ne örtülük kalmış ne de gizlilik.
Cehennemin ateşi harlanmış, cennet ise hazırlanıp, vaad edilenlere yaklaştırılmış.
İşte o gün her şeyin alt üst olup yeni bir hayatın hazırlanacağı bir gündür. İşte o gün insanı hayrete ve korkuya düşürüp yar ve yardımcısız bırakacak bir gündür.
Ve o gün her nefis getirdiği amellerini bilecektir. Artık hiçbir şey ne örtülü ne de gizlidir. Her şey apaçık ortadadır.
Tüm bunlar Kıyameti şiddetle yalanlayanları dehşete düşürecek sahnelerdir.
34/ 3- İnkar edenler : “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hayır; gaybı bilen Rabbime andolsun ki, kıyamet size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O’nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de apaçık bir kitaptadır.
40/ 59- Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yok. Fakat insanların çoğu inanmıyorlar.
***
Bu ilk bölümde yer alan ayetlerin bazılarını derinlemesine incelemeye çalışalım.
4- Kıyılmaz malların bırakılması: Bu ayette geçen “işar”, uşera’nın çoğuludur. “Uşar” on aylık gebe develere denilmektedir. Araplar on aylık gebe develere doğuruncaya kadar bu adı verirler. Bu develer hem süt hem de yavru vermeleri bakımından çok kıymetlidirler.
Bunların bırakılmasından maksat ise çobansız, bakımsız, başıboş bırakılıvermesidir. Zira korkunç kıyamet olayları içinde develerin sahipleri böyle en kıymetli mallarını bile başıboş bırakıp kaçışmaktadırlar.
26/ 89- O gün ne mal fayda verir ne oğullar. Ancak Allah’a selim bir kalp ile varan başka.
5- Vahşi hayvanların toplanması: Ayette geçen “vuhuş” vahşi hayvanlar manasına olup “vahş” kelimesinin çoğuludur. İnsana yakın olmayan kara hayvanlarına bu ad verilir.
Vahşi hayvanların böyle bir günde bir araya getirilmesi hususunda müfessirler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Lakin bu yorumların genelinde Allah’ın adaletine atıfta bulunulmaktadır. Özetle Allah Teala, kıyamet gününde adaletini ortaya koymak için bütün canlıları , hayvanları haşreder, bir araya getirir. Bineanalehy bu böyleyken, mükellef olan ins ve cinni haşretmemesi nasıl düşünülebilir.
7-Nefislerin eşleştirilmesi: “Nüfus” “nefs”in çoğuludur. Nefis de kişi ve can manalarına gelir. Gene ayette geçen “tezvic” de; eşi eşe, dengi denge, benzer ve yaşıtları bir araya getirmek, kısacası sınıflandırmak ve birleştirmek manalarını ifade etmektedir.
Herkesin kendisi gibi amel eden toplulukla beraber olması, bir araya getirilmesinin kastedildiği de söylenmiştir. Kim bir topluluğa benzerse o da onlardandır. Yani herkes amelde benzerleriyle, iyiler iyilerle, kötüler kötülerle birlikte haşrolunacaktır.
8- Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda “Hangi günahla öldürüldü?” diye:
“Mevude”, küçükken diri diri toprağa gömülen kızcağız demektir ki “Ve’d”kökünden türemiştir. “Ve’d” aslında “evd” gibi ağır basmak manasıyla ilgili olup cahiliyye Araplarının kız çocuklarının diri diri toprağa gömme şeklindeki adi adetlerine denmektedir.
Arapların kimisi bunu kızlar yüzünden bir ar gelmek korkusuyla, kimisi ise melekler Allah’ın kızlarıdır dediklerinden dolayı kızlarını meleklere katmak üzere yaparlardı. Fakat genelde fakirlik ve çocuğu besleyememek korkusu onları bu zulme iten başlıca nedendi.
6/ 151- Yoksulluktan dolayı çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin ve onların rızkını veren biziz.
17/ 31- Bir de fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı biz veririz. Onları öldürmek elbette büyük günahtır.
Bununla beraber Araplar içinde kız çocuklarını bu şekilde toprağa gömmeyi tasvip etmeyenler de vardı. Mesela Farazdak’ın dedesi Sa’sa’ab. Naciye el-Mücaşi kendi kavmi olan Beni Temim’den toprağa gömülecek kız çocuklarını fidye ile kurtarırdı.
Bu ayette dikkate değer bir diğer husus da nefislerin eşleştirileceği duyurulduktan sonra sorumluluk vakti hatırlatılırken koruyucusu yok varsayılan o diri diri toprağa gömülen kızcağıza sorulacak soru açıkça belirtilmiş ve bu sorunun evvela öldürene değil öldürülen suçsuz kıza sorulacağı anlatılmıştır. Cinayetin sebebi doğrudan doğruya onu işleyene sorulmayıp da davacısı olan suçsuz kıza sorulması, o diri diri gömme işini yapan katilin vicdanını sızlatacak ve koruyucusuz gördüğü mazlumun karşısında mağlubiyetini duyuracaktır. Katilin haksızlığını tam manasıyla tanıtarak Hakk’ın huzurunda hiçbir savunma yapamayacak şekilde öfke ve cezayı hak edeceğini anlatacak şiddetli bir uyarıdır.
Bu ayetlere göre yalnız gömmek suretiyle değil, ne şekilde olursa olsun çocukları kasten öldürmek de büyük bir günahtır. O halde çocuk aldırmak, kasten çocuk düşürmek çocuğu öldürmek olduğu için aynı mahiyette bir öldürme suçu olduğu unutulmamalıdır. Cahiliye devrinde yapılanları dehşetle dinlerken, günümüzde benzer uygulamalara ilgisiz kalmak son derece sakıncalıdır.
*
Tüm bunlar teker teker yerine geldikten sonra, korku ve heyecan içindeki insan, hayat denen imtihanda ne yapıp ettiğinin farkına varacaktır.
3/ 30- O gün her nefis ne hayır işlemiş ne kötülük yapmışsa onları önüne konmuş vaziyette bulur.
O anda hazırladığı(yaptığı) şeyleri açılan amel defterlerinde apaçık görecektir.
18/ 49 – Defter de konulmuştur; artık o mücrimleri görürsün bulundukları haileden helecanlar(çırpıntılar) içinde titreşiyor ve diyorlardır: ‘Eyvah bize! Bu defter ne acaib; ne küçük komuş ne büyük, hepsini zaptetmiş!?’ Ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır; Rabbin kimseye zulmetmez!
***
Bu sonun dehşetli hakikatleri böyle haber verildikten sonra, bu haberlerin gerçek olduğunu vurgulamak suretiyle hikmet ve faydalarını da beyan etmek için bunları haber veren Peygamber şanını Peygamberliğin güçlü olduğunu ve Kur’an’ın mahiyetini bildirip anlatmak gayesiyle yeminle başlayan bir pasaj geliyor.
Tekvir 15- Şimdi yemin ederim o sinenlere,
Tekvir 16- O akıp akıp yuvasına gidenlere,
Tekvir 17- Yöneldiği an geceye,
Tekvir 18- Nefeslendiği an sabaha ki,
Tekvir 19- Kuşkusuz o değerli bir elçinin sözüdür.
Kur’an’ı Kerim dikkat çekmek istediği bazı konularla ilgili pasajlara -o zaman ki insanların da sık sık başvurdukları bir yol olan- bir takım nesnelere yemin ederek başlar. Kur’an’da bu tür uygulamalara çok sık rastlamaktayız. Ayrıca üzerine yemin edilen şeyler de bulundukları pasajlarla ilintili olarak farklılık arzetmektedir.
Buradaki 15. ayette gündüz kaybolup gece ortaya çıkan, parlak yıldızlara, kuvvetli bir yemin mevcuttur. Burada güneş ve ayla birlikte akıp giden, sonra battıkları zaman, ceylanların, mağara ve inlerinde gözden kayboldukları gibi gözden kaybolan yıldızlar anlatılmaktadır. 17. ayette bu sefer geceye yemin edilmektedir. Hemen ardından ağardığı ve aydınlığı genişleyip her tarafa yayılan sabaha bir yemin vardır.
Bu yeminlerin ardından, nihayet üzerine yemin edilen ve dikkat çekilen ayet(ler) gelmektedir.
“Kuşkusuz o değerli bir elçinin sözüdür.” Yani bu Kur’an’ı Kerim, Allah katından değerli bir elçi vasıtası ile indirilmiş “Allah Kelamı”dır.
Bu ayette elçi ile Cebrail(a.s) kastedilmektedir. Allah Kelamı’nı bu şerefli elçi getirmektedir. Dolayısıyla, Allah’ın Resul’üne sözü getiren müşriklerin söylediği gibi şeytan değildir.
26/ 192,193- Ve hakikat bu (Kur’an) rabb’ul-alemin’in şüphesiz bir tenzilidir, onu Ruh’ül-Emin [Cebrail] indirdi senin kalbin üzerine –ki o münzirlerden [uyarıcılardan] olasın- açık parlak arabi lisani ile!
19. ayetin hemen ardından gelen ayetlerde ise bu değerli elçinin özellikleri zikredilmektedir.
Tekvir 20- O elçi güçlü, Arş’ın sahibini yanında çok itibarlıdır.
Tekvir 21- Orada ona itaat edilir, güvenilir.
Dolayısıyla bu itibarlı elçinin bizatihi kendisi peygamberlere getirdiği vahiy konusunda bir güvence ve teminattır.
Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğu ve emin bir elçinin aracılığı ile peygamberlere ulaştığı açıklığa kavuşturulduktan sonra, Hz. Peygamber ile ilgili bir takım ithamlara ilerleyen ayetlerde cevap veriliyor.
Tekvir 22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
Sizin arkadaşınız sohbette bulunduğunuz arkadaşınız, yani Hz. Peygamber(s.a.v.) vahyi cinlerden almıyor.
53/1,2,3,4- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı; o arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenlerden başkası değildir.
10/ 16- De ki: ‘Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım, hiçbir surette de size onu bildirmezdi. Bilirsiniz ki ben sizin içinizde bundan evvel bir ömür durdum. Artık bir kere aklınıza müracaat etmez misiniz?’
Yani, ey o Kur’an’a inanmamak için Peygamber’e cinlenmiş diye iftira etmek isteyenler. O Peygamber(s.a.v.) sizin arkadaşınızdır. Siz yıllarca onun sohbetinde bulundunuz. Aklının ve ahlakının yüksekliğini denediniz. Görüş ve fikrine başvurdunuz. Bilirsiniz ki o deli ve mecnun değildir. Akıl ve anlayışı tam, fazilet ve erdemliliği herkesçe kabul edilmiş, sizin iyiliğinizi isteyen bir zattır. Dolayısıyla o size bunları bir mecnun gibi söylemiyor.
37/ 37- Hayır! O hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik eyledi.
23. ayette ise her türlü cinlenmeden münezzeh olan Resulün Allah katında çok itibarlı, değerli ve güvenilir bir melek olan Cebrail’i açık ufukta gördüğü vurgulanmıştır. Böylece Hz. Peygamber’e cinlenmiş diye iftira ederek ilahi mesajı inkar edenlere kuvvetli bir cevap verilmiş olmaktadır.
Ve bir sonraki ayette de, vahyi size tebliğ eden Hz. Muhammed, almış olduğu vahyi size duyurmada ve sizin gözlem ve ilminizin dışında kalan bilmediğiniz şeyleri haber verip bildirmede cimrilik etmediği buyurulmaktadır. Bunun yanında 25. ayette o mübarek elçinin size bildirdiği taşlanmış bir şeytanın sözü olmadığı da vurgulanmaktadır.
Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e yapılan bu tür yalanlamalara karşı apaçık deliller getirildikten sonra, surenin son bölümünde inkarcılara, sapmışlara “Hal böyleyken siz nereye gidiyorsunuz?” diye seslenilmektedir. Bu ayetin hemen ardından da Kur’an’ın bütün insanlık için bir öğüt ve nasihat olduğu vurgulanmıştır. Ve surenin son ayeti olan 29. ayette ise “Alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz” denilerek ancak ve ancak Allah’ın insanlara bağışladığı içgüdüler yoluyla ve peygamberlerine indirdiği vahiyler aracılığı ile doğru yolu göstermek istediği belirtilmiştir. Böylece bu doğru yolu seçmenin, Allah’ın rehberliğinden yararlanmak isteyen herkese açık olduğu vurgulanmıştır.
76/ 29 – Bütün bunlar birer uyarıdır; öyleyse dileyen Rabbine giden yolu bulabilir.
KAYNAKÇA
Hak Dini Kur'an Dili - Elmalılı M. Hamdi YAZIR -
Kur'an Kıyamet Sahneleri - Seyyid KUTUP -
Kur'an Fihristi - Haz : Ömer ÖZSOY, İlhami GÜLER
|
 |

|
Rahman, Rahim Olan
Allah’ın Adıyla
1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,
2- Yıldızlar bulandığında,
3- Dağlar yürütüldüğünde,
4- Kıyılmaz mallar bırakıldığında,
5- Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,
6- Denizler ateşlendiğinde,
7- Nefisler eşleştirildiğinde,
8- Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
9- “Hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye,
10- Amel defterleri açıldığında,
11- Gök sıyrılıp açıldığında,
12- Cehennem kızıştırıldığında,
13- Ve cennet yaklaştırıldığında,
14- Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.
15- Şimdi yemin ederim o sinenlere,
16- O akıp akıp yuvasına gidenlere,
17- Yöneldiği an geceye,
18- Nefeslendiği an sabaha ki,
19- Kuşkusuz o değerli bir elçinin sözüdür.
20- O elçi güçlü, Arş’ın Sahibinin yanında çok itibarlıdır.
21- Orada O’na itaat edilir, güvenilir.
22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
23- Andolsun o, Cebrail’i açık ufukta gördü.
24- O gayb hakkında cimri de değildir.
25- O kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
26- Hal böyleyken siz nereye gidiyorsunuz?
27- O, alemler için öğütten başka bir şey değildir,
28- İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
29- Alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz.
* Meal Hak Dini Kur’an Dili (Elmalılı M. Hamdi YAZIR- Feza Gazetecilik AŞ-)’nden alınmıştır.
|
|
|