|
MÜDDESİR
|
Haz:
Filiz UĞUR
filizugur@patikalar.net |
|
Müddesir Suresi; risaletin baslangıç yıllarında indirilmiştir.
56 ayettir. İlk vahyin gelişinden sonra bir süre vahiy gelmedi.üzüntü
ve tereddüt dolu sürecin ardından, Hz Muhammed'e Hz Cebrail göründü
ve bu sure indirildi.
İlk surelerde olduğu gibi, bu surenin ilk ayetlerinin ana teması;
Allah'ın birliğini ve benzersizliğini açıklayan mesajı ve bu
mesajı iletenin nitelikleri ve fonksiyonudur. Mesaj ve mesajı
ileten karşısında ortaya konan bireysel veya toplumsal
tepkiler, tavırlar söylenen ana tema içinde değerlendirilir,
örnekler verilir, sonuçları gösterilir. Sonuçların en önemlisi
ve kaçınılmazı elbette, 'hesaplaşma gününde' elde edilecek
olandır.
Rahman
ve Rahim Allah'ın Adıyla;
1-Ey örtüsüne bürünen
2-Kalk ve bundan böyle uyar
3-Rabbini tekbir et
4-Elbiseni temizle
5-Pislikten kaçınıp- uzaklaş
6-Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma
7-Rabbin için sabret.
Uyarıcıdan istenen herşeyden önce Allah'ın aşkın yüceliğine
inanması ve bunu dile getirmesidir. Bu başlangıç, hem kendisi
hem de uyaracağı kişiler için yani tüm insanlar için geçerlidir.
Yukarıdaki emirlerin bir amacının, haberle habercinin kişiliği
arasında uyum ve bütünlüğün sağlanması olduğu açıktır.
Vahy; habercinin kişiliğini, düşünce ve davranışlarını yoğurmalı,
olgunlaştırmalıdır.
Böylece, Hz Aişe'nin değimiyle 'Kur'an ahlakı' oluşur.
Kur'an'a bu açıdan bakıldığında, Hz Peygamberin (sa) en güzel
ve gerçek bir şekilde anlatıldığını görürüz.
İlk ayette geçen 'Müddesir' ifadesi kelime anlamı olarak ; örtünmüş,
sarınmış demektir. Burada Hz Peygamberin vahy başlarken bir örtüye
bürünerek gizlenme gereği duymasını ifade edeceği gibi,
Peygamberlik görevi başlamadan önce yaşadığı yalnızlığı
anlatmak için de kullanılmış olabilir. İkinci ifade sonraki
ayetlerle daha uyumludur.
Dördüncü ayette geçen ve 'elbise' karşılığı alan ifade,
dar kapsamda kişinin bedenini örten bir elbiseyi, geniş
kapsamda -mecazi olarak- örtenin kişiliğini veya kalbini, hatta
halet-i ruhiyesini anlatır. Kişiliğin ve kalbin temizliği o
kadar önemlidir ki bölüm bölüm inen Kur'an-ı Kerim, ancak ön
yargılardan uzakta ve bu arınmışlıkla ele alınabilir, üzerinde
çalışılır, incelenir, okunur!
Beşinci ayette geçen ve pislik olarak çevrilen kelime, 'put', 'evsan',
'sanem' anlamlarını da aktarmaktadır. Okunuşu itibarıyla da
"Azap" yada "Azaba götürenden uzaklaş"
anlamını içermektedir.
Altıncı ayet, uyarıcını Rab'den gelen habere karşı
samimiyetini ortaya çıkaracak ahlaki bir ilkeyi dile
getirmektedir. "Çok daha fazlasını alabilmek için
vereceksin" şeklinde, sonu korkunç bir sömürü ve
istismara varan düşünceye karşı koyuşu hatırlatır. Uyarı
eyleminin Allah'tan başka herşeyden (kişi, toplum veya
kurumlardan) bağımsız olabilmesi için ön şarttır. Bu önşart,
uyarıcının kendi kişiliğinde olduğu gibi, muhataplarının
kişiliğinde de Allah'ın rızasının ve bunun karşılık
bulacağı ahiret gününü hatırlatmanın en etkili yollarından
biridir.
8-
Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman,
9- İşte o gün zorlu bir gündür;
10- Kafirler içinse hiç kolay değildir.
Kendini kendine yeterli gören (Müstağni) insanın kaçamayacağı
anı anlatır.
Onuncu ayet "Kafir", "Küfr" kavramını işlendiği
ilk ayetlerden biridir. 'kafir' kelime olarak; bir şeyi örten,
gizleyen, inkar eden anlamındadır. Burada hitap çoğuldur.
Toplumsal bir güç oluşturan bireylere karşı izlenecek tutum,
ortaya konacak tavır önemli olmaya başlamıştır artık. Uyarıcı
sadece kendini uyarmakla problemi çözemez. bu uyarıda, kavramın
gereği olarak açıklık esastır.
11-
Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı
Bana bırak:
12- Ki ben ona, alabildiğine geniş kapsamlı bir mal verdim.
13- Göz önünde hazır çocuklar (verdim).
14- ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.
15- Sonra daha arttırmam için tamah eder.
Onbirinci ayetteki "Yalnız yarattım" ibaresi, iki şekilde
anlaşılabilir: Birincisi, yalnız ve yalnız Allah'ın yaratıcı
olduğuna işaret ettiği; ikincisi, Allah'ın yarattığı kişinin
hayatının başlangıcında ve sonunda tam bir yalnızlık içinde
olduğudur. Her iki anlam da bizleri Allah'tan bağımsız
olamayacağımız gerçeğine götürmektedir. Sonraki ayetlerde
de kişinin doyumsuzluğu gözler önüne serilmektedir.
16-
Hayır; çünkü o Bizim ayetlerimize karşı "kesin bir
inatçıdır."(anid)
17- Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.
18- Çünkü o düşündü ve bir ölçü tespit etti.
19- Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
20- Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
21- Sonra bir baktı.
22- Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
23- Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).
24- Böylece: "Bu, yalnızca' aktarılarak öğrenilen' bir
büyüdür" dedi.
25- "Bu bir beşer sözünden başkası değildir."
Burada anlatılan tavır; zamana, mekana, toplumsal yapıya ve kişilere
bağımlı olmaksızın her çağda ortaya konulabilen bir tavırdır.
her an herhangi bir müstekbir (büyüklenen, kendini en üstün gören)
ilahi mesaja karşı bu tavrı koyabilir, nitekim koymaktadır da.
Onaltıncı ayette geçen "anid" ismi, doğru bir şeye,
doğruluğunu bilerek karşı koyan ve onu reddeden kişi anlamındaki
"anede" fiilinden türemiştir.
Bu bölümde enine boyuna düşünme, planlama, kaş çatmalar ve
somurtmalar sonuç olarak "müstekbirliğe" ulaşmaktadır.
İstikbar, anlık duygusal bir patlamanın sonucu değildir.
Allah'ın aşkın büyüklüğünü-yüceliğini tüm insanlara
hatırlatan elçi karşısında, gelen ilahi mesajı yalanlamak için
tüm bilincini zorlamakta, plan kurmakta ve sonuca ulaşmak, böylece
statükosunu korumak istemektedir.
Yirmidördüncü ayette geçen "sihr" kelimesi; büyü,
kandırmaca, aldatmaca anlamlarına gelmektedir. Bu kelime ve türevleri,
hem mesajın içeriğine, hem de Resul'e karşı çıkanlar tarafından
kullanılmaktadır. "Batılı hak suretinde gösterdi"
anlamı da verilmektedir. Bu kullanımlar, toplumda bilinen
"büyü" kavramının yanında, daha farklı ve kapsamlı
anlatıma işaret etmektedir.
Türkçe kullanımda da "kandırma"; ikna etmeyi,
etkilemeyi içerir. Müstekbir, İlahi vahyin insanlara yol gösterme,
onları düşündürme, etkileme gücü ve hakimiyeti olduğunu
farkettiği halde, bu ilahi gerçeği gözardı edebilmek için ısrarla
tanımlamasını sürdürmüş ve karara varmıştır. Bunun ancak
geçmişten beri söylenegelen etkili bir kandırmaca ve bir beşer
sözü olduğunu söylemiştir.
Peygamberler sabırlı mücadelelerinin ardından -Allah'ın yardımıyla-
başarıya ulaştıktan sonra, "Hak" tüm açıklığıyla
ortaya çıkmaktadır. Bu durumda bile, İlahi Vahy'e beşeri bir
özellik yükleme çabaları, kendisini farklı renklerde gösteregelmiştir.
(Kitap ehlinin kendilerine indirilen Tevrat ve İncil'i tahrif
etmeleri, değişiklik yaptıklarını saklamaya çalışmaları
bu renklerden biridir.)
26-
Onu ben cehenneme sürükleyip-atacağım.
27- Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?
28- Ne alıkoyar, ne bırakır.
29- Beşere delicesine susamıştır.
30- Onun üzerinde ondokuz vardır.
31- Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık.
Ve onların sayısını inkar edenler için bir yalnızca bir
fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin
bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın;
Kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya
kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de
şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak
istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır,
dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını
kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise beşer (insan) için
yalnızca bir öğüttür.
32- Hayır; aya andolsun,
33- Dönüp gittiği zaman geceye,
34- Ağardığı zaman sabaha,
35- Gerçekten o büyük (musibet)lerden biridir.
36- Beşer (insan) için bir uyarıcıdır.
37- Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.
38- Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir.
39- Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç.
40- Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.
41- Suçlu-günahkarları;
42- "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
43- Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik."
dediler.
44- "Yoksula yedirmezdik."
45- "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalıp
giderdik."
46- "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk."
47- "Sonunda yakin (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip
bize çattı."
48- Artık şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
49- Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip
duruyorlar?
50- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;
51- Arslandan korkup-kaçmışlar.
Allah'ın ayetlerine karşı son derece küstahça girişilen bu
eylemin karşılıksız kalmayacağı muhakkaktır.
Kur'an'da ahiret, sahip olduğumuz idrak sınırlarının ötesinde
bir vakıa olarak anlatılmaktadır. Vahyin geldiği ilk dönemlerde,
ahiret ile ilgili konularda tasfirler ve bu tasfirlerdeki dekor,
aktör, mekanlar v.s. canlıdır, değişiktir, yerine göre ayrıntılıdır.
Somut anlatımlar yoğundur. Örneğin (40-47 ayetler arasında)cennet
ehli ile cehennem ehlinin dialogları gibi. Ayrıca (32-33-34.
ayetlerdeki gibi) yeminler kullanılarak, konu üzerinde dikkatler
toplanmaktadır. Amaç; o ana kadar ahiret hakkında herhangibir düşüncesi
veya kaygısı olmayan muhatapları uyarmaktır. Gaybe ait
haberlerin en önemlisini, Allah'a dönüş oluşturmaktadır.
Ahiret kavramı ve özellikle otuzsekizinci ayette geçen her kişinin
elde ettiğine karşılık rehin tutulacağı bildirisi, adalet
kavramını akıllara getirmektedir. insanların, kendisine
sunulan yollardan yaptığı tercih, aynı zamanda ahirette bulacağı
karşılığı işaret etmektedir. Nitekim cennet ehli ve cehennem
ehlinin dialoglarında, cehennem ehli orada bulunmalarının
sebebini açıklamaktadır.
Kırksekizinci ayette geçen "Şefaat" kelimesinin sözlük
anlamı; aracılık, araya girmedir. Burada iki farklı şekilde
algılanabilir. Birincisi şudur: Şefaat, cahiliyyede inanılan
şekliyle kul ile Allah arasında aracılık yapma idi. Bu durumda
ayete "İnandığınız şefaatçilerin size faydasının
olmadığını göreceksiniz" anlamını kazandırmaktadır.
İkincisi şudur: "Allah'ın izin verdiklerinin dışında
kimse şefaatçi olamaz. Allah, sizin için böyle bir eylemi
onaylamayacaktır." anlamındadır. her iki durumda da yardım
göremeyecekleri sonucu çıkmaktadır. (56. ayetle bağlantı
kurulduğunda bağışlamanın yalnız Allah tarafından yapılacağı
anlamı daha uygunluk göstermektedir.)
52-
Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini
isterler.
53- Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.
54- Gerçek (şu ki), o (Kur'an) elbette bir öğüttür.
55- Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.
56- Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi
(onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya
ehil olan da) O'dur.
Elli ikinci ayette, bu insanların mucize beklentileri dile
getirilmektedir. Bu beklenti, o günlerden, hatta daha öncesinden
günümüze uzanan süreçte görülen maddeci düşünce tarzını
sergileme açısından önemlidir. Ardından son derece çarpıcı
bir uyarı gelmektedir. Ve sonraki ayette dileyenler için kurtuluş
yolu aralanmaktadır. En son olarak da öğüt alıp düşünmeyi
sağlayacak olan ve bağışlama yetkisini elinde bulunduran Allah
anılmaktadır.
Bir
Dua:
Rabbim,
Büründüğümüz örtülerden çıkıp, en güzel olana ulaşmak
için kalkmayı ve uyarmayı nasip et ve yolunda adımlarımızı
hızlandır. Amin.
KAYNAKLAR:
KUR'AN MESAJI Meal-Tefsir (Muhammed Esed-İşaret Yayınları)
FİZİLAL-İL KUR'AN (Seyyid Kutub-Madve Yayınları)
İLK MESAJLAR (M.Ali Baltaşı-Birleşik Yayıncılık)
KUR'AN-I KERİM VE TÜRKÇE ANLAMI (Ali Bulaç-Girişim)