Tekasür Sûresi

_____ H a z: M u r a t  Y I L D I Z _____
















 

1,2- Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.

3- Hayır! Yakında bileceksiniz.

4- Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).

5- Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz...

6- Elbette cehennemi görürsünüz. 

7- Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.



 

 



..: B i s m i l l a h i r r a h m a n i r r a h i m :..


1,2- Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.

Tekasür kelimesi ile kastedilen, ahirette işe yaramayacak, sadece dünya hayatında insanı aldatarak kendine çeken, fakat ahiret hayatına faydası olmayan, orada sadece azap ve pişmanlık getiren şeylerin çokluğudur. İlha ise oyaladı demektir. Önemli olan şeyi bırakıp, nefsin istediği şeyle meşgul olmak demektir. İnsanı meşgul olması gereken gerçek maksattan; zikir, marifet (bilgi), tefekkür, düşünme, şükür, taat ve ibadet gibi mühim işlerden alıkoymak, insanı oyalamaktır. Hadid Sûresi'ndeki "Muhakkak dünya hayatı bir oyun, eğlence, sûr, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır." (Hadid, 57/20) âyetinde bahsedilen fiiller, insanı oyalayan fiillerdir.

Çokluk (tekasür) kelimesinin başında belirlilik takısı vardır. Bunu bazı müfessirler, ayetin inmesine sebep olan olaya (sebebi nüzul) işaret olarak değerlendirirler. Bu olayla ilgili en meşhur rivayet, Mekkeli iki kabilenin birbirleri ile sayıca çokluk yarışına girmesi, kabilelerden birinin üstün gelmesi üzerine diğerinin " - bizi Cahiliyye döneminde zulüm yok etti. Haydi ölenlerimizi de sayalım." şeklinde cevap vermesi ile ilgilidir.

Bir başka rivayet ise, bu övünmenin mal çokluğu ile ilgili olduğunu belirtmektedir. Buhari, bu iki rivayetin birleştirilerek, buradaki çokluğun mal ve nüfus çokluğu olduğunu düşünmenin, yukarıda zikredilen ayetin manası ile daha uygun düşeceğini ileri sürmüştür. 

Ayette çokluğun bizzat kendisinin kötü olduğu kastedilmemiştir. Zira çokluğu ile yarışılacak şeyler de vardır. Hayır, güzel ameller, ilim gibi şeyler müminlerin yarışması tavsiye edilen olgulardır. Fakat bunların çokluğu ile de böbürlenmek ve gururlanmak kötülenmiştir. Amellerde önemli olan miktar değil, samimiyettir.

Muhammed Esed ise "tekasür" ü "çoğaltma için ihtirasla çırpınma, insanoğlunun daha fazla konfor, daha çok maddi servet, insanlar veya tabiat üzerinde daha güçlü bir otorite ve daha çok teknolojik ilerleme için çırpınma saplantısı" olarak değerlendirir. Bunlar insanları manevi dünyadan alıkoymakta ve tamamen dünyaya bağlamaktadır. 

Kabirlerin ziyareti ise, şu şekilde yorumlanmıştır. İlk rivayetteki kabileler, diri olanların çokluğunda yenişemeyince, ölenlerini de hesaba katmak üzere kabirlere gitmişler, veya kabirlerdekileri de çokluklarına delil göstermişlerdir. 

Diğer rivayete göre ise, insan mal, mülk, nüfus ve benzeri dünyevi metaların çokluğu ile övünmekten ve bunlarla oyalanmaktan, esas vazifesini unutmuş ve sorumluluklarını yerine getirmemiş, ve işte hayatının sonunda kendisini bekleyen acı sona kavuşmuş, kabre girmiştir. 

Diğer bir rivayet ise bu ayetin, kabir azabına işaret ettiğini belirtir. 

Elmalılı bu iki ayetin mealini şöyle vermiştir. "Çokla öğünmek sizleri öyle gaflete düşürdü ki, tâ canlarınız çıkıncaya, tenleriniz kabirlere girinceye kadar."

3- Hayır! Yakında bileceksiniz.

Bu bir tehdittir. Hayır! Zannettiğiniz gibi değil. Pek yakında bileceksiniz mal çokluğu ile gururlanarak, gelip geçici şeylerle uğraşarak gaflete dalmanın, Bâkî olanı unutmanın ne kadar yanlış olduğunu...

4- Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).

Sonra hayır! İleride bileceksiniz. Önceki ayeti te'kid (kuvvetlendirme) dir. Tehdidi yenileyerek etkisini artırmak istenmektedir. İbni Abbas, önceki ayeti "kabirde karşılaşılacak azabı", ikincisini ise "ahiretteki azabı göreceksiniz" şeklinde tefsir etmiştir. 

5- Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz...

İlmel yakîn, kesin bilgi demektir. Şeksiz şüphesiz bilinen bilgi demektir. Bir rivayete göre, ölüm kastedilmektedir. Eğer sonunuzu bilse idiniz bu boş işleri, gururu bırakıp ahiretiniz için çok çalışırdınız. Bu ayette sonuç açıklanmamıştır. Böylece korkutma sağlanmıştır. Muhatap, aklına gelebilecek en kötü ihtimalleri düşünmek zorunda bırakılmıştır. Eğer başınıza gelecek olanı bilseydiniz, mutlaka sakınırdınız ve öyle çalışır öyle çalışırdınız ki.

6- Elbette cehennemi görürsünüz. 

Bu ayet önceki ayetin anlamca devamı değildir. Yani eğer kesin bir bilgi ile bilseydiniz muhakkak cehennemi görürdünüz anlamını çıkarmak yanlıştır. Önceki ayetten bağımsız olarak, "muhakkak cehennemi göreceksiniz." denmiştir. Cümlenin başındaki lam harfini müfessirler, önceki ayetteki eğer (lev) kelimesinin cevabı, sonucu olarak değil, yeni bir cümle başlangıcı ve yemin olarak değerlendirmişlerdir. Böylece Allah (c.c.) cehennemin mutlak surette görüleceğini belirterek insanları uyarmaktadır.

Muhammed Esed ise bu ayeti şöyle yorumlamaktadır. "Şu anda içerisinde bulunduğunuz ve sınırsız ekonomik büyüme, doğal çevreye hakim olmak için onu tahrip etme gibi gerekçelerle, toplumun maneviyattan uzaklaşmasına neden olan hayat, dünyayı bir "yeryüzü cehennemi" ne çevirmiştir." İşte muhakkak buna şahit olacaksınız. 

7- Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.

Bu ayette geçen "aynel yakin" ifadesi için şunlar söylenebilir. "Ayn" göz manasında kullanılmış ise bu, cehennemi açıkça önünüzde, beden gözü ile göreceksiniz demek olur. O halde daha önceki ayetteki "göreceksiniz" kelimesi uyarı için, bu ayetteki "göreceksiniz" kelimesi ise gerçekten beden gözü ile görme için kullanılmış olur.

"Ayn" a verilen diğer bir mana ise "zat, şahıs" demektir ki, bu durumda "görmenin" bizzat içerisinde bulunma, cehenneme girme ve azabı hissetme olarak anlaşılması gerekir. Bu durumda önceki ayette cehennemi karşıdan görme kastedilmiş, bu ayette ise içerisine girme, içerisinde bulunma kastedilmiştir.

8- Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız.

Naîm'den kasıt, kendisi ile tat alınan her türlü nimettir. Hayat, sağlık, afiyet, hatta su bile bu nimetlerdendir. Burada sözü edilen nimetler, daha önceki ayetlerde bahsedilen, insanları ahiret için hazırlıktan ve Allah'a (c.c.) kulluktan alıkoyan, çokluğu ile övünülen nimetlerdir. Müfessirlerden Keşşaf'a göre, Allah'ın (c.c.) verdiği bu nimetlerle ve rızklarla faydalanıp, bunun karşılığında güzel amel işleyen, bunların şükrünü yerine getirmeye çalışan müminlere değildir bu hitap. Fakat dinin hükümleri hakkında gaflette bulunan fâsık müminler (açıkça günah işlemekten çekinmeyen ve sıkılmayan kimseler) de, dinden gaflet halinde bulunan kafirler gibi bu hitabın içerisindedir.

İmam Razi' nin de aralarında bulunduğu bir kısım müfessirlere göre ise bu hitap herkesedir. Bazı hadislere dayanan bu müfessirlere göre, nimetlerin nasıl kullanıldığı sorulacak, müminler hesaplarını verecekler ve ödüllendirilecekler, hesabını veremeyenler ise cezalandırılacaktır. O halde bu soru kafirlere bir cezalandırma, azarlama sorusu olacak, müminlere ise şereflendirme sorusu olacaktır. İnkar veya küfrü ortaya çıkaran, buna göre ceza veya mükafat verilmesini sağlayan bir sorudur bu.

Bununla ilgili olarak Hak Dini Kurak Dili'nde yer alan hadislerden birisi de şudur:

"Nebi (s.a.v.) ve iki arkadaşı Ebu Eyyüb el-Ensarî hazretlerinin evine gittiler, hanım: "Merhaba Allah'ın Nebisi (s.a.v.) ve yanındakiler!" dedi. Derken Ebu Eyyüb geldi bir hurma salkımı kesti, Hz. Peygamber: "Bunu bizim için niye kestin meyvesinden toplasaydın ya!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü hem kuru hurmasından, hem tam olgunlaşmayanından, hem olgun tazesinden yemenizi arzu ettim." dedi. Sonra bir oğlak kesti, yarısını kebap etti, yarısını pişirdi, Peygamber'in huzuruna getirip koyduğu zaman oğlaktan biraz aldı, onu bir yufkaya koydu da: "Ey Eba Eyyüb! Bunu Fatıma'ya yetiştir, zira günlerden beri o böylesini tatmadı." buyurdu. Ebu Eyyüb de onu Fatıma (r.anha)'ya yetiştirdi. Ne zaman ki yediler ve doydular, Nebi (s.a.v.): "Ekmek, et, hurma, henüz olgunlaşmamış hurma, olgun taze hurma." buyurdu ve mübarek gözleri yaşardı, "nefsim kudret elinde olan yüce Allah'a yemin ederim ki işte bu sorulacağınız nimetlerdir, Allah Teâlâ "Sonra o gün nimetlerden muhakkak sorulacaksınız." buyurdu, bu işte o kıyamet günü sorgulanacağınız nimetlerdir." dedi. Bu, ashabına ağır geldi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Böylesine rastlayıp da el sürdüğünüz zaman "Allah'ın adıyla" deyin; doyduğunuz zaman da: "Hamd olsun Allah'a ki bizi doyurdu, nimetler verdi ve lütfuyla ihsan buyurdu." deyiniz, çünkü bu ona yeterlidir"."

Buna göre edinilen mal miktarı arttıkça, insanın sorumluluğu da artmaktadır. İşte bu yüzden Eshab çok mal edinmekten ve çokluk ile övünmekten şiddetle kaçınmış, elindekini infak etmiş ve zaruri olan ile yetinmiştir. Zira zaruret miktarının bu soruya dahil olmayacağını gösteren hadisler vardır. 

Bu noktadan hareketle mal hırsı insan için ahireti feda etmek ve dünyasını cehenneme çevirmekle eş anlamlıdır denilebilir. 

Kaynaklar:
1) Hak Dini Kuran Dili, Elmalılı Hamdi YAZIR
2) Kuran Mesajı, Muhammed ESED

 

Patikalar © 2002
Fa&aL Tasarım