
|
1- O harıl harıl (savaşa) koşanlara,
2- (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,
3- Sabahleyin akın edenlere,
4- Tozu dumana karıştıranlara,
5- Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,
6 - Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.
7 - Ve kendisi de buna şahittir.
8- Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.
9- Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
10- Ve sinelerin içindekiler derlenecek.
11- O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.
|
 |
|

|

|

|

..: B i s m i l l a h i r r a h m a n i r r a h i m :..
Mekkî bir sûredir. 11 ayetten oluşmaktadır. Sûrenin baş kısmında savaş atlarına, akın yapan süvarilere yemin edilmiştir. Daha önceki tefsirlerde bahsedildiği üzere Kur'an da üzerine yemin edilen şeylerin bir özelliği de, onların Allah (c.c.) katındaki değerlerinin belirtilmesi için üzerlerine yemin edilmesidir. Buradan hareketle harıl harıl savaşa koşan atların ve gazilerin değeri anlaşılabilir. Ve bu yeminin ardından insanoğlunun nankörlüğü dile getirilmiştir. Ve kendisi de buna şahit tutulmuştur. Ferdî servet hırsıyla cimrilik ve nankörlük etmemek gereği hatırlatılmıştır. Bunun ardından sure, kıyamet günü hatırlatılarak bitmektedir.
Sûrenin müzikal etkisinde sertlik, gazap ve gürültü var. Bu da anlatılanlara fevkalade uymaktadır. Kuran'ın diğer bir özelliği olan edebi sanatlar da bu sûrede hemen göze çarpmaktadır. Ayet sonlarındaki cinası nakıslar ve ayet sonlarındaki kafiyeler bunlardandır.
1- O harıl harıl (savaşa) koşanlara,
2- (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,
3- Sabahleyin akın edenlere,
4- Tozu dumana karıştıranlara,
5- Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,
1 ) (Adiyat) hızla koşmak, seğirtmek manalarına gelir. Esasen düşmanlık etmek manasına gelen (adv) kökünden türemiştir. Burada koşan hayvanlar kastedilmiştir. Buna göre at, deve ve diğer koşan hayvanların tamamı için kullanılabilir. (dabh) atların koşarken çıkardığı uh.. uh.. şeklindeki hızlı nefes sesine ve horultusuna denir.
2 ) (Kadh) çakmak çakmak, (îrâ) kıvılcım çıkartmaktır. Hızla koşan atların nalları gece göze çarpan kıvılcımlar fırlatır. Kıvılcımlar ancak gece görülebilir. O halde bu atlar gece koşan atlardır.
3 ) (eğarah) süratle giderek baskın yapmak yani akın yapmak manasına gelir. Bu ayette sabah akın edenlere yemin edilmiştir.
4 ) (eserne) harekete geçirdiler, (nak'an) ise toz demektir. Burada koşan atların kaldırdığı tozdan bahsedilmektedir. Bu ise ancak gündüz görülebilen bir olaydır. O halde önceki ayetlerle anlatılan gurup gece gündüz demeyip Allah (c.c.) yolunda cihat etmektedir. Müfessir şöyle diyor: "Saldırılarda adet olan budur. İnsanlar düşmanın kendilerini hissetmemesi için gece hazırlık yapar be sabahleyin hücum ederler ki ne yapacaklarını ve ne yapmayacaklarını görüp bilsinler." Bu surenin Mekki bir sure olduğu ve surenin indiği tarihlerde Müslümanların atlar, silahlar ve baskınlar gibi olaylara uzak olduğu düşünülürse bu manalar geleceğe hamledilebilir. O halde horuldayarak koşan atların yerini sonraki asırlarda motor gürültüleri yayan savaş araçları, çakarak kıvılcım çıkaranlar ayetindeki at nallarından çıkan kıvılcımların yerini de ateşli silahlar alabilir. Fakat orijinal manaları daha önce verilenlerdir.
5 ) Önceki ayetlerde anlatılan akıncılar, nihayetinde bir düşman topluluğunun ortasına dalarak onu perişan etmişlerdir. İşte bütün bunlara andolsun
bundan sonraki ayetler kendisine yemin edilenlerdir.
6 - Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.
7 - Ve kendisi de buna şahittir.
8- Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.
9- Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
10- Ve sinelerin içindekiler derlenecek.
11- O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.
6 ) (kenûd) Allah (c.c.)'ın nimetini çok inkar eden, nankör manasına gelir. Bir şey bitirmeyen verimsiz araziye ve yemeğini misafirden sakınarak yalnızca yiyen cimriye, kölesini, uşağını çok döven kimseye "kenud" denilir. Muhakkak ki insanoğlu Rabbine karşı kenud'dur. Musibetleri hatırlar, nimetleri unutur.
7 ) kendisi de buna şahittir çünkü nankörlüklerinin izi üzerindedir.Başkaca delile ihtiyaç yoktur. İnsan Rabbine karşı olan tutumunu düşünürse kendisi de nankör olduğunu kabul edecektir. Eğer etmezse bunu ahirette kendi aleyhine şahitlik edip günahlarını açıklayarak yapar.
8 ) (iman kalbine girip onu bu anlatılan kötü huylarından vazgeçirmediği sürece) doğrusu o "hayr" ı çok şiddetli bir şekilde sever. Öyle ki Rabbine hamd ve şükürde gevşek olan tutumu, dünyadaki malı, iktidarı ve her türlü dünya faydası hususunda oldukça sıkıdır. Kuranda hayr daha başka ayetlerde de mal, servet ve dünya faydaları manasında kullanılmıştır. Mala hayr denmesinin nedeni insanların mala karşı olan meyilleri ve malı mutlak olarak hayr olarak düşünmeleridir. Burada bu anlayış yerilmektedir. Çünkü dünya malı dünyada kalır. İnsan ise ölümlüdür.
9 ) (bu'sira) bir şeyin altını üstüne getirmek demektir. o cahil bilmez mi ki kabirlerin altı üstüne getirildiği vakit, yani kabirlerde yatanlar dirildiği ve sorguya çekileceği vakit
10 ) ve insanların kalplerinde gizledikleri açığa çıkarıldığında, bu dünyada istediği kadar inkar etsin veya nankörlüğünü kabul etmesin. İşte o gün gizledikleri açığa çıktığında
11 ) işte o gün, muhakkak ki Rableri onların yaptıklarının hepsini bilir ve karşılığını bolca verir. Allah (c.c.)'ın ilmini kıyamet gününe tahsis etmesinin sebebi, o günün hesap günü olmasıdır. Yoksa Allah (c.c.) her zaman bilir. Onlar unutmuş olsalar bile hesaplarını karşılarına noksansız bir şekilde çıkarır.
Şüphesiz Allah (c.c.) doğruyu söyledi.
En doğrusunu Allah-u Teala bilir.
Kaynaklar :
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dili Kuran Dili
Muhammet Ali Es-Sabuni, Safvetüttefasir
Seyyid Kutub, Fi Zilal-il Kur'an
|