A s r  S û r e s i

_____ H a z: M u r a t  Y I L D I Z _____
..: muratyildiz@patikalar.net :..

















Muhakkak ki insan kati bir ziyandadır. Burada ziyan için (husr) kelimesi kullanılmıştır. Manası "helak, dalal (şaşkınlık), zarar, ziyan, noksanlık, ana sermayenin elden gitmesi, iflas" tır. Burada dünya ve ahiret ayırımı yapılmamıştır. Öyleyse insanlar dünyada ve ahirette ziyan içindedir. Ziyan için (el-husr) kelimesi kullanılmamıştır. Böylece bu kelime belirsiz (nekra) hale getirilmiştir. Belirsizlik ya vahamet ve korkunçluğu, yada önemsizliği ifade eder. Burada birinci mana daha doğrudur. Yani bu öyle bir ziyandır ki, mahiyetini ancak Allah (c.c.) bilir. 



 

 



..: B i s m i l l a h i r r a  h m a n i r r a h i m :..

"Muhakkak insan, kati bir ziyandadır" (Asr 2)

Bu ayeti kerimede insan (el-insan) kelimesi ile insan cinsi kastedilmiştir. "El" takısı, İngilizce'deki "the" gibi isimleri belirli hale getirir. Ayrıca Arapça'da bu kelime "istiğrak" (genelleme) için de kullanılır. Burada da istiğrak için kullanıldığı şüphesizdir. Bir sonraki ayette kullanılan "illa" (haricinde, dışında) kelimesi ile yapılan istisna buna delildir. Böylece belirli bir insan değil, bütün insanlar bu kelimenin muhatabıdır. Gene ileride yapılan istisnadan anlaşılacağı üzere burada zikredilen insan, mükellef insandır. Dolayısı ile insan kelimesi ile, akıl baliğ olan, deli olmayan bütün insanlar kast edilmiştir.

Muhakkak ki insan kati bir ziyandadır. Burada ziyan için (husr) kelimesi kullanılmıştır. Manası "helak, dalal (şaşkınlık), zarar, ziyan, noksanlık, ana sermayenin elden gitmesi, iflas" tır. Burada dünya ve ahiret ayırımı yapılmamıştır. Öyleyse insanlar dünyada ve ahirette ziyan içindedir. Ziyan için (el-husr) kelimesi kullanılmamıştır. Böylece bu kelime belirsiz (nekra) hale getirilmiştir. Belirsizlik ya vahamet ve korkunçluğu, yada önemsizliği ifade eder. Burada birinci mana daha doğrudur. Yani bu öyle bir ziyandır ki, mahiyetini ancak Allah (c.c.) bilir. 

Ayrıca husr kelimesi çoğul değil, tekil olarak kullanılmıştır. Burada şöyle bir soru sorulabilir. İnsan yalnızca tek bir ziyan içinde mi? Halbuki pek çok çeşit hüsran var. Razi bunun cevabını şöyle veriyor : "Gerçek hüsran, kişinin Rabb'ine hizmetten mahrum olmasıdır. Diğer hüsranlara gelince, onlar buna göre bir hiç mesabesindedir. Bu tıpkı insanın varoluşunda bir çok fayda ve gayenin mevcut olması, ama Cenab-ı Hakk'ın 'Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım' demesi gibidir." İfadenin başına "inne" (muhakkak ki) edatı getirilmesi, ve "le fi husrin" ifadesinin başına lam harfinin getirilmesi bunun delillerindendir. 

Buradaki lam harfi ile ilgili iki ihtimal vardır. Birincisi bunun manası, (insan) hüsran yolundadır demektir. İkincisi ise insan hiçbir zaman, kendisini zarardan kurtaramaz demektir. Zira kişinin sermayesi ömrüdür. Ve zamanın akıp gitmesi ile sermayesi tükenmektedir. İnsan vaktini günah için harcamışsa şüphesiz sermayesini doğru kullanamamıştır ve zarardadır. Eğer vaktini mübah işler için harcadıysa, gene ziyandadır çünkü vaktini ibadet ve taat için harcasa idi, sermayesini daha karlı bir işi için kullanmış olacaktı. Ve nihayet vaktini sevap işler ve ibadet ile geçirdi ise de, gene ziyandadır çünkü Allah katında huşunun mertebeleri sınırsızdır ve her ibadetten daha üstünü vardır. O halde insan ziyandan kurtulamaz. Seleften bir kişinin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Ben, Asr Suresi'nin manasını, bir buz satıcısından öğrendim. Çünkü o satıcı bağırıyor ve 'Ana sermayesi eriyip yok olana merhamet ediniz! Ana sermayesi eriyip gidene merhamet ediniz!..' diyordu. Bunun üzerine ben "Muhakkak insan, kati bir ziyandadır" (Asr 2) ifadesinin manası işte budur dedim. Çünkü insanın ömrü bitiyor, ama insan henüz bir şey kazanmış değil." O halde insan ziyandadır.

"Ancak iman edenlerle, güzel güzel amellerde bulunanlar, bir de birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler böyle değildirler..." (Asr, 3)

İnsan muhakkak olarak içinde bulunduğu hüsrandan kurtulmak için, bu ayet-i kerimede bahsedilen vasıflara sahip olmalıdır. Görüldüğü üzere dört vasıf sayılmıştır. İman, salih amel, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek. Şimdi bunların üzerinde duralım. 

İman: Hüsrandan kurtulmanın ilk şartıdır. Ve yeri itibari ile diğer şartlardan daha öndedir. Burada kastedilen iman, Allah'a (c.c.), meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere, ölümden sonra dirilişe, mükafat ve cezaya, Hz. Muhammet tarafından tebliğ edilen hükümlere inanmak şeklinde tarif edilen "tafsili iman" mıdır; Yoksa, Allah'ın (c.c.) varlığını ve birliğini tasdik ve ikrar, hayır ve şerlerin hakikatlerinin ayrı ayrı olduğunu, Allah'ın (c.c.), insanların hidayeti için peygamberler gönderdiğini, hayırlar işleyip şerden kaçınmak gerektiğini bilmek midir? 

Burada imanın mahiyetini, bir önceki ayette yer alan hüsranın bütün insanlar için kaçınılmaz olduğu ifadesinden anlıyoruz. Bütün insanlar hüsranda olduğuna göre, burada imandan kastedilen yukarıdakilerin ikincisidir. Burada imandan, daha içerikli olanı (tafsili imanı) anlamak, önceki ayetin genelliğine aykırıdır. 

Fakat bu iman sadece ikrarla kalmayacak, kişiyi salih amellerde bulunmaya yöneltecektir. Zira Hucurat suresi 15. ayette "Müminler anca şu kimselerdir ki. Allah'a ve Rasuluna iman ettiler de, sonra onda bir daha şüpheye düşmediler. Bununla beraber, hem mallarıyla, hem canlarıyla Allah (c.c.) yolunda mücahede ettiler. İşte onlar, evet onlar mümin oldukları iddiasında doğru olanlar yalnızca onlardır." buyuruldu. 

Salih ameller: Amel iş demektir. "Salih" ise "salah" kökünden türeyip, iyi yaraşıklı, ve hayırlı manasına gelmektedir. "Salihat" ise "salih" in çoğuludur ve şeriatın onayladığı ve aklın güzel gördüğü, başka bir deyişle akla ve nakle uygun olan güzel işler demektir. Kur'an'da "salihat" "maruf" işler, bunun zıddı ise "münker" işler olarak zikredilmiştir. Bu işler kişinin kendisine faydalı olan ve topluma faydalı olan güzel işler olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisine ibadetler örnektir. İkincisine ise Hakk'a çağırma, iyilik etme ve ıslah etmeyle beraber başkasını kemale erdirmeye gayret etme gibi işler örnektir. Şeriatın emrettiği işler de hiç şüphesiz salih amellerdendir. Fakat kendisine herhangi bir peygamberin şeriatı ulaşmayan kimsenin, o şeriattaki füru amellerle sorumlu olamayacağı açıktır. Fakat insanlar genel olarak hesaba çekileceğinden ve iyi davranışlar yapanlarla kötü işlerde bulunanlar bir olmayacağından, bu kimselerden Allah'a (c.c.) iman edip, aklın gösterdiği faziletli davranışlarda bulunanlar şüphesiz heva ve hevesine göre hareket edip, kötü davranışlarda bulunanlardan daha üstündür ve ziyandan kurtulanlar da onlardır.

Hakk'ı tavsiye etmek: "et-Tevasi" kelimesi iki şahıstan birinin diğerine tavsiyede bulunmasıdır. Hakk ise batılın zıttı dır. Doğru ve gerçek olan demektir. Bir görüşe göre burada kastedilen "doğru", kişilerin kendi doğruları değildir. Zira böyle olsaydı, herkes kendi inandığı doğrusunu başkalarına tavsiye eder fakat diğerine göre bu batıl olabilirdi. Doğru olan, insanların "Hakk" ı araştırmayı, deliller ve gözlemlerle "Hakk" a ulaşmaya gayret etmeyi tavsiye etmesidir. Diğer bir görüşe göre "Hakk" dan kasıt, iman, tasdik ve Allah'a ibadet gibi hayırlardır. 

Müminler yalnızca iman edip salih ameller işlemekle kalmazlar. Başkalarının ziyandan kurtulmaları için de gayret sarf ederler. Bunun için emr'i b-il maruf, nehy'i an-il münker yaparlar. Yani "Hakk"ı tavsiye ederler.

Sabrı tavsiye etmek: Manası, sıkıntı ve musibetler karşısında, ibadet etme ve haramları terk etme hususunda sabretmek ve sabretmeyi tavsiye etmektir. "Sabr" ı tavsiye etmek de "Hakk" ı tavsiye etmenin bir parçasıdır. Fakat ayrıca zikredilmiştir. Burada "et-Tevasi" kelimesi tekrarlanarak itnab yapılmıştır. Bu sabrı tavsiyenin önemini vurgulamak içindir. Sabır kelimesi lügatte haps anlamına gelir. Istılahta ise aklın ve şeriatın gerektirdiği şeyler üzerine nefsi haps ve vakfetmek ve bunlara devam etmek, bunun yanı sıra da aklın ve şeriatın men ettiği şeylerden nefsi uzak tutmak ve alıkoymak, bu gibi işlerden kaçınmaktır. İçeriği bakımından sabır üç kısma ayrılır. İlki, heva ve hevesin emrettiği kötü fiillerden nefsi men etmek. Nefiste bunlara karşı duyulan arzu ve iştiyaka karşı nefsini alıkoymaktır. İkincisi, acı ve zorluklara, musibet ve belalara göğüs germek, bunlar karşısında telaş ve heyecan göstermemektir. Üçüncüsü, korkunç ve hatta tehlikeli bir ortamda bir hakkı müdafaa etmek, bireysel ve sosyal bir faydayı himaye etmek, şeref ve namusu korumak hususunda direnip sebat göstermektir. Bu mahiyeti ile sabır, bütün iyi huyların ve erdemlerin anasıdır. Fakat burada bir yanlış anlama söz konusu olabilir. Sabır, miskinlik ve zillet veya, bunlara yol açan herhangi bir şey değildir. Hakarete dövülmeye, sövülmeye, insanlık şerefine uzanan musibetlere katlanmak sabır değildir. Hoşa gitmeyen, insana elem ve keder veren ve çaresi olmayan musibetlere katlanmak sabırdır. Fakat, önlenmesi, giderilmesi veya zararlarının azaltılması söz konusu olan musibetlere rıza göstermek sabır değildir. Bu gibi durumlarda sabır, bu musibetten kurtulmak için ne gerekiyorsa onu yapmaya gayret etmektir. 

Zemahşeri ise sabrı "Dinin emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmektir." Diye tarif etmiştir.

Bu ayeti kerimelerde alabildiğine bir tehdit vardır. Çünkü sayılan vasıflara haiz olmayan insanlar muhakkak ziyan içerisinde zikredilmiştir. O halde Müminler, bu vasıflara sahib oldukları için müjdelenmiş, diğer insanlar ise topyekün uyarılmıştır. 

Ebu Huzeyfeden naklen: "Rasulullah'ın (s.a.v) ashabından iki adam buluştuklarında, biri diğerine "ve'l-asr" suresini okumadan ve birbirlerine selam vermeden ayrılmazlardı"(3)

Ashab'ın bu tutumu, dini bir seremoniden ziyade, birbirlerine bu sureyi hatırlatarak, ayrılmadan önce "bana Hakk ve Sabır olarak tavsiye edeceğin bir şey var mı?" diye sormak içindir.

Allah teala (c.c.) en iyisini bilir.

Salat ve selam, Peygamber Efendimize, onun yakınlarına ve dostlarına olsun.

------------------
(
3) Beyhaki, eş-Şuab


Kaynaklar:

Ve'l-Asr Tefsiri - Ahmet Hamdi Akseki
Tefsiri Kebir - Fahruddin Er-Razi
Hak Dini Kur'an Dili - Elmalılı Hamdi Yazır. 
Safvet üt tefasir - Muhammed Ali Essabuni

 

Patikalar © 2002
Fa&aL Tasarım