İNŞİRAH SURESİ

Haz: Mücahid PİŞKİN
iklimayedi@patikalar.net


İnşirah suresi, Duha suresinden hemen sonra nazil olmuştur. İçeriğin benzerliği kimileri tarafından -mesela, Taus bin Keysan, Ömer bin Abdulaziz- bu surenin Duha'nın devamı olarak algılanmasına yol açmıştır. Durum pek de öyle değildir. Çünkü, Duha suresinin, Hz. Peygamber'in kafirlerden gördüğü eziyetler dolayısıyla sıkıntılı, üzüntülü ve moral olarak bozuk olduğu günlerde inmişken, ikincisi, bu sıkıntının kaldırıldığına delalet ettiğinden, kalbin rahatlatıldığını, yükün hafifletildiğini gösterdiğinden bu iki surenin tek sure olması beklenmez ama yakın aralıklarla indiği açıktır. Kabul edilen hangi görüş olursa olsun, bu surenin önceki gibi, sıkıntıda ve zorda olan Hz.Peygamber'e ve daha sonra O'nun aracılığıyla bütün Kuran ehline hitab ettiği şüphesizdir. Mekki olup, 8 ayettir.

Göğsünü senin için genişletmedik mi?

Bu ayetin tefsirinde, müfessirler birkaç görüşe yer vermişlerdir. Bunlardan en yaygın olanı şu rivayettir: "Cebrail (as), Hz.Peygamber (as)'a geldi, göğsünü yardı, kalbini çıkardı, yıkadı ve o kalbi günahlardan iyice temizledi. Sonra onu ilim ve imanla doldurup göğsündeki yerine yerleştirdi." Bu olayın Peygamber(as) daha küçük iken, sütkardeşiyle oynarken başına geldiği söylenmekte ve sütkardeşi Şeyma vasıtasıyla aktarılmaktadır. Her ne kadar Allah, her şeyi yapmakta olduğu gibi bunu yapmaya da muktedir olsa da, bu rivayette anlatılan şeyin yaşanmış olması mümkün olsa da, ayetin hakkıyla anlaşılmasını engellemekte, anlamını sınırlamaktadır. Diğer görüşe göre, "göğsü genişletmek"ten murad, marifetullah ve taatla alakalı bir husustur. Hz. Peygamber, risaletle görevlendirildikten sonra, insanların karşı koyması neticesinde, biraz dışlanmış, yalnız kalmış, bir çok sıkıntıya maruz kalmış, "yüreği daralmış"tı. Bu bunaltı, rahatsızlık normal bir insan için katlanılmaz seviyede iken Allah Teala, O'na bu sıkıntılarını küçük gösterecek, üstlendiği her şeyi kapsayan ve onu güçlü kılan 'ayet'ler verdi. Kendisine yönelen tehditler, eziyetler karşısında iltica makamı olarak Allah (cc)'ı görebiliyor, O'na hakkıyla teslim olabiliyordu. Hz. Peygamber'in göğsü genişletilince, bütün işlerini canı sıkılmadan, morali bozulmadan, endişeye kapılmadan, tam bir güven içerisinde yapma yetisi kazandı. Öyle ki ister sıkıntılı, ister huzurlu, rahat anlarında olsun, hep gönlü ferah ve görevi ile meşgul hale geldi. Arapların gamı, kederi, endişeyi 'göğüs darlığı' ile ifade ettiklerini hatırlatırsak ayet daha iyi anlaşılır. Hz. Peygamber'e şöyle sorulmuştur: "Ey Allah'ın rasulü, göğüs genişletilir mi?" Hz. Peygamber, evet, deyince, "bunun alameti nedir?" dediler. Peygamber de, "ebedilik yurduna yönelmek ve gelmezden evvel ölüm için hazırlık yapmaktır" buyurdu. Ayet metninde kalp değil de sadr, yani göğüs kelimesinin kullanılması da bize ipucu vermektedir; biz genişletmeyi, vesveseyi, endişeyi gidermek olarak algıladık, dikkat edilirse, arap dilinde vesvese göğüse verilir, vesvese göğüsten neşet eder. "O şeytan insanların göğüslerine vesvese verir." (Nas;5). Binaenaleyh, bu vesveseyi gidermek, endişeyi yok etmek, ve hayır duygularıyla değiştirmek, şerh-i sadrdır. Ve bu kasıtla şerh işi göğse tahsis edilmiştir, kalbe değil.

Senin sırtına ağır gelen yükünü de kaldırıp attık.

Burada kullanılan vizr -yük- kelimesinin anlamı hususunda ihtilaf vardır. Kimileri, bu yükü peygamberin işlediği günahlar olarak yorumlamışlardır. Lakin, peygamberin kendisinden utanacağı, işlemiş olmaktan ötürü şiddetle ızdırap duyduğu bir günahın varit olduğu rivayet edilmemiştir. Yapmış olduğu hatalar nübüvvetle, insanlarla alakalı olduğu müddetçe vahiyle düzeltilmiş, uyarılmıştır. Buradaki yükten asıl murad, hakkıyla yerine getirme, gereklerini ifa ettme ve hukukunu görüp gözetmekten ötürü, Hz. Peygamber'in sırtın ağır gelen nübüvvet yükünün hafifletilmesidir, kolaylaştırılmasıdır. Bir önceki ayeti tekrar hatırlarsak bu kolaylaştırma ve hafifleme olayının nasıl gerçekleştiği konusunda da bir fikrimiz olur. Görevlerini azaltma ya da bazı fonksiyonlarını geri çekme şeklinde bir kolaylaştırmadan ziyade, daha sağlam, geniş bir kalp, daha engin bir güven, daha esaslı bir teslimiyet risaleti paygambere daha kolay yapmış, O'nu yüküne karşı daha kavi kılmıştır. Ayrıca, Duha suresine tekrar döner ve "seni yolunu kaybetmiş bulup da sana hidayet etmedi mi?"(Duha;93/7) ayetini hatırlarsak bu ayet daha anlamlı olacak. Ağır gelen yükün, kavminin yaşadığı buhranın, insanların içinde bulunduğu hüsranın ve insanlık dışı yaşam tarzının, kendini kaybetmişliklerinin, ve peygamberin bazı şeyleri görmesine, farketmsine rağmen ne yapacağını, nereden başlayacağını bilememesinin kendi üzerinde oluşturduğu baskı, sıkıntı olarak algılanması da mümkündür. Dolayısıyla bu ayeti 93/7 ayetinin bir yankısı olarak görmemizde bir sakınca yoktur.

Senin namını da yükselttik.

Allah Teala Duha suresinde de bahsettiği şekliyle, burada da Rasul'üne verdiği nimetleri hatırlatarak boş yere sıkıntıya düşmemesini ve nimetlerini hatırlamasını tavsiye ediyor. Zikr teriminin ilk anlamı, hatırlama veya hatırlatmadır. İkinci olarak da bir şeyi, kimseyi hatırlatan şey, yani hatırlatan demektir. Yani zikr, nam ve şan, mecazi olarak da itibar ve onur anlamlarına gelir. Alimlerin bununla ilgili olarak söylediği; Muhammed (AS)'ın peygamber oluşu, yerde ve gökte meşhur oluşu, isminin arş üzerine yazılışı, kelime-i şehadette ve tahiyyatta adının Allah adıyla birlikte zikredilişi, kendisiyle peygamberliğin noktalanışı, mekke'ye, medine'ye, sonra Arap yarımadasına hükmedişi, "Kim Allah'a ve Rasulune itaat ederse.." ve benzeri eyetlerde ismini Allah'la birlikte anılması hep bu ayetle kastedilen durumlardır.

Demek, hakikaten güçlükle beraber kolaylık var. Muhakkak güçlükle beraber kolaylık var.

Buraya kadar sıraladığı, ve değindiği olayların muvacehesinden Allah(cc) bir çıkarımda bulunuyor: demek ki, bu anlattıklarımdan, bu yaşadıklarından çıkan bir şey var ki o da her güçlüğün bir kolaylık taşıdığıdır. Güç görünen, zor görünen bir çok şey, o işe giriştikten sonra, mücadeleyi verdikten sonra, Allah'a teslim olduktan sonra kolaylaşacaktır. Sonra, ikinci ayette bu tekraren, tek başına bir gerçek olrak vurgulanıyor. Hem, Ey Muhammed, senin örneğinde, hem de her zaman, muhakkak ki, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Duha suresini de beraberce düşününce hem zorluğun şiddeti, hem de beraberinde kolaylığın derecesi kendini gösteriveriyor. Ama işin sırrı gelecek ayetlerde veriliyor.

O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul. 

Cenab-ı Hak, Peygambere daha önceki nimetlerini hatırlatıp, O'na ve ümmetine ilerde bir takım nimetler ihsan edeceği vadini verince, Peygamberi ve ümmeti bu nimetlere şükretmeye teşvik etmiştir. Başka bir şekilde anlam verilecek olursa; "öyleyse (sıkıntıdan) kurtulduğun zaman sağlam dur" şekliyle okunur. Bu durumda da kendileri sıkıntıda iken, başları belada iken Allah'a yönelen ama Allah onları kurtarınca O'nu unutuveren ve tekrar sapıklığa dönen insanlar gibi olma, şükret ve ibadetle yorul denmiş oluyor.

Ve ancak Rabb'ini arzula.

Rağbet ve arzunu Rabbine yönelt. Ancak O'na tevekkül et. Yalnız, Rabb'ine sevgiyle yönel. Her güçlükle bir kolaylığın var oluşunun sırrı, işlerde Allah'a yönelmedir, O'na sarılmadır, teslim olmadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

İnşirah suresi, Duha suresinden hemen sonra nazil olmuştur. İçeriğin benzerliği kimileri tarafından -mesela, Taus bin Keysan, Ömer bin Abdulaziz- bu surenin Duha'nın devamı olarak algılanmasına yol açmıştır. Durum pek de öyle değildir. Çünkü, Duha suresinin, Hz. Peygamber'in kafirlerden gördüğü eziyetler dolayısıyla sıkıntılı, üzüntülü ve moral olarak bozuk olduğu günlerde inmişken, ikincisi, bu sıkıntının kaldırıldığına delalet ettiğinden, kalbin rahatlatıldığını, yükün hafifletildiğini gösterdiğinden bu iki surenin tek sure olması beklenmez ama yakın aralıklarla indiği açıktır. Kabul edilen hangi görüş olursa olsun, bu surenin önceki gibi, sıkıntıda ve zorda olan Hz.Peygamber'e ve daha sonra O'nun aracılığıyla bütün Kuran ehline hitab ettiği şüphesizdir. Mekki olup, 8 ayettir.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 








 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım