|
DUHA
SURESİ
|
Haz:
Mücahid PİŞKİN
iklimayedi@patikalar.net |
|
Rivayetlere göre, Fecir Suresinden sonra, bir süre Hz. Peygamber vahiy almadı ve Mekke'deki düşmanları bu olayı kullanarak 'Rabb'in seni unuttu, sana darılmış' gibi söylentiler çıkarmaya, laflar etmeye başladılar. Bunun üzerine Allah Teala,muhtevası, üslubu, tabloları, duygu ve temasıyla bir sevgi demeti, dostluk belirtisi olan, ümit bağışlayan, huzur, güven ve rahatlık bahşeden bu sureyi indirdi. İlk bakışta Muhammed (as)'a sesleniyor gibi görünen bu surenin aslında daha geniş bir muhtevaya sahip olduğunu söyleyebiliriz: Bu sure, iyi ve suçsuz insanları müthiş şekilde etkileyen ve hatta zaman zaman Allah'ın aşkın adaletini bile sorgulamalarına yol açan üzüntülere ve sıkıntılara maruz kalmış bütün mümin erkek ve kadınları ilgilendirmekte ve onları teselli etmeyi amaçlamaktadır. 11 ayettir, açık biçimde Mekki bir suredir.
Andolsun o kuşluk vaktine ve sükuna erdiğinde karanlık geceye.
Kuşluk vakti, güneşin parlayıp yükselmeye başladığı, gündüzün gençlik vaktidir. 'Aydınlık sabah' şekliyle tabir edebileceğimiz kuşluk vakti, insan hayatında az sayıdaki ve geniş aralıklı mutluluk dönemlerini sembolize ederken, 'durgun ve karanlık gece', kural olarak insanın bu dünyadaki varoluşunu kuşatan üzüntü ve sıkıntı dönemlerini sembolize etmekte ve dikkat edilirse daha uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır.
"Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan ile yüklü bir hayata gönderdik." Beled;90/4
Ayrıca,
"O, içinde sakinleşesiniz diye geceyi sizin için yaratandır."
Yunus;10/67, ayeti manasınca bilhassa sakinlik ve sessizlik zamanı hatırlatılmış olabilir ki, bu suretle, 'gece', hayatta başa gelen olaylarda, elem, sıkıntı , ölüm ve benzer zorluklara işaret ederek, huzuru, sükuneti tavsiye etmekte ve 'duha' ile acının sevince, elemin neşeye döndüğü o zamanı duyurmaktadır.
Rabb'in seni ne unuttu, ne de sana darıldı.
Müşrikler, azabın Allah tarafından Muhammed (as)'a verildiğini, O'nu kızdırdığını iddia ediyor, şeytanının onu terk ettiğini iddia ediyorlardı. Buna cevap olarak bu ayetlerden itibaren Allah (cc) verdiği ve vereceği nimetlerini sıralıyor:
Ve herhalde senin için son(rası) önce(sin)den mutlaka daha hayırlıdır.
Burada kullanılan 'evvel' ve 'ahir' kelimelerinin müennesi olan 'ula' ve 'ahiret', dünya ve ahiret manalarına kullanılmakla beraber, daha genel olarak önce ve sonra manalarında kullanılır. Meallerdeki "gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır" (diyanet) şeklindeki çeviri tercihlerden bir tercihtir. Bunu göz önünde bulundurarak, ayeti değerlendirecek olursak, bulunduğun her halin sonu, mesela hayatın başlangıcına nazaran peygamberlik hayatı, peygamberliğin başlangıcında vahyin gelişine nazaran kesilişi hali, kesilişine nazaran tekrar başlama hali, risaletinin başı sonundan ve bütün dünya hayatına karşılık ahiret hayatı senin için daima daha hayırlı olmuştur, olacaktır. Sen teslim oldukça hep böyle hayırdan hayıra yükselip gideceksin. Şurası dikkatlerden kaçmamalı ki, Efendimiz yaşadıkça, hayatının ileriki aşamalarına gittikçe acıları, sorunları, sorumlulukları azalmak yerine artmış ama yine de hayırlı olanın bu olduğu vurgulanmıştır. Burada hayırlı olanın ne olduğu, bunu en iyi kimin bileceği, ve kulun yapması gerekenin ne olduğu sorgulanmakta ve ima edilmektedir.
Bu hayırlı olma durumu daha çok açıklığa kavuşturulmak ve desteklenmek üzere de şöyle buyruluyor:
Rabb'in sana verecek de sen razı olacaksın.
Buradaki 'vermek' de, hem bu dünyayı hem ahireti kapsayan bir vermedir. Dünyayı kapsayan boyutu şu an hepimizin malumu olduğu gibi, devlettir, Medine İslam Devletidir, yani tebliğinde başarı, risalette iyi sonuç, Mekke'yi fetih ve benzer nice fetihlerdir. Ahireti kapsayan boyutu ise;
"Rabbini seni makam- ı Mahmud'a göndermesi yakındır." İsra;17/79 ayetiyle daha iyi açıklanmış olup kendisinden razı olunacağı vurgulanmıştır. Bununla beraber, Kuranda onlarca ayette, zaten asıl ecrin, mükafatın ve lütfun ahirette olacağı, asıl olanın orası olduğu zikredilmektedir;
"Ahiret yurdu, işte gerçek hayat odur." Ankebut;29/64
"Ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır." Araf;7/169
"Her canlı ölümü tadacaktır. Ve kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir." Al-i İmran;3/185
Seni yetim bulup da barındırmadı mı? Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı? İhtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?
Önceki ayetlerde, Allah(cc), kulunu terk etmediğini, ona darılmadığını, sonunun önünden hayırlı olduğunu, ve ona vereceğini söylemişti, bu ayetlerde kuluna, geçmişinden örnekler vererek bunun şimdiye kadar böyle olduğunu bundan sonra da böyle olacağını iyice vurgulayarak en ufak bir şüphe ve endişeye mahal bırakmıyor.
Siyer kitaplarından Peygamber(as)'ın babasının, o doğmadan öldüğü, anasının ise o 6 yaş civarında iken öldüğü bilinmektedir. Bu şekliyle yalnız kalan kişiye, bu yalnızlıktan ötürü 'yetim' denir. Bu yüzden, tek, benzersiz veya az bulunur şeye de yetim denir. bunun dışında, her insan şu veya bu anlamda 'yetim'dir, çünkü
"Kıyamet günü Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır."
Meryem;19/95, herkes "yalnız yaratılmıştır." Enfal;6/94. Her şekliyle yetim yaratılmış olan Allah Rasulü'ne Allah sahip çıkmış ve ona sayısız nimet vermiştir. Rasulullah, yol bilmez durumdaydı. Çevresinde olup biten olayların kötülüğünü, yanlışlığını görüyor, biliyor, üzülüyor ama ne yapacağını bilmiyordu. Yol bilmezliği, ya da dalalette oluşu bu şekliyledir. Yoksa Peygamber'in putlara tapmadığı, ve içinden gelen bir his ve belki bilgiyle 'bir olan'a iman ettiği malumdur. Yalan söylememesi, içki içmemesi ve erdemli bir insan oluşu burada kastedilen dalaletin yanlış yolda olmak, asi olmak ve benzer şeylerle alakası olmadığını yeterince açıklamaktadır. Kaldı ki başka ayetlerde de Rasulullah'ın bu durumu tarif edilmektedir;
"Kuşkusuz sen önceden gafillerden idin." Yusuf;12/3
"Sen bundan önce hiç kitap okur değildin, hala da elinle yazı yazamazsın." Ankebut;29/48
"Oysa sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin." Şura;42/52
İşte, yanlışların, fuhşiyatın farkında olmasına rağmen, girilmesi gerekli olan ve mücerret akıl ile idrak edilip kavranması mümkün olmayan Hak din ve şeriatın ne olması gerektiği hususunda gafil olan Muhammed(as), risalet bahşedilerek hidayet edildi. Cenab-ı Hak verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek O'na doğru yolu gösterdi. Sonra, peygamber, bir yetimken, bir çobanken ve kendisine hiç miras kalmamışken Suriye'ye düzenlediği ticari seferler, Hz. Hatice ile evliliği ve Hz. Ebubekir'in infakları vesilesiyle zengin olmuştur.
Öyleyse yetime kahretme, isteyene gelince, sakın onu geri çevirme, ve her zaman Rabb'inin nimetlerini an.
Hal böyle olunca, Rabb'in sana bu kadar bol nimet verdikte, sen de, şükür olarak, yetime, yalnız, aciz, kimsesiz, yardıma muhtaç olana hor bakma, haksızlık yapma. Onu zelil kılıp, zayıf sayma. İstemekten kasıt sadece maddi olmasa gerektir. Maddi, manevi herhangi bir bakımdan talep edene icabet etmek emredilmektedir. Bu, tavsiye olur, herhangi bir şeyin bilgisi olur ya da başka bir şey, hiç fark etmez. Ve Rabb'inin nimetlerini unutma, görmezlikten gelme, onları hatırla, insanlara anlat, hatırlat, nankörlük etme. Kendi sıkıntından, sıkıntılarından ve meselelerinden daha çok Rabb'ini, ismini, ve nimetlerini an.
|

|
Rivayetlere göre, Fecir Suresinden sonra, bir süre Hz. Peygamber vahiy almadı ve Mekke'deki düşmanları bu olayı kullanarak 'Rabb'in seni unuttu, sana darılmış' gibi söylentiler çıkarmaya, laflar etmeye başladılar. Bunun üzerine Allah
Teala,muhtevası, üslubu, tabloları, duygu ve temasıyla bir sevgi demeti, dostluk belirtisi olan, ümit bağışlayan, huzur, güven ve rahatlık bahşeden bu sureyi indirdi. İlk bakışta Muhammed (as)'a sesleniyor gibi görünen bu surenin aslında daha geniş bir muhtevaya sahip olduğunu söyleyebiliriz: Bu sure, iyi ve suçsuz insanları müthiş şekilde etkileyen ve hatta zaman zaman Allah'ın aşkın adaletini bile sorgulamalarına yol açan üzüntülere ve sıkıntılara maruz kalmış bütün mümin erkek ve kadınları ilgilendirmekte ve onları teselli etmeyi amaçlamaktadır. 11 ayettir, açık biçimde Mekki bir suredir.
|
|
|