![]() |
Said Halim Paşa'nın
Hayatı |
| |||||||
|
- Paşa'nın Sadrazamlıktan Önceki Hayatı - | |||||||||
|
Said Halim Paşa'nın büyük babası Kavala doğumludur. Bazı kaynaklarda bu ailenin Arnavut veya Arap olduğu söylense de Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da valiliği sırasında açtığı mekteplerde ve devlet dairelerinde Türkçe'yi resmi dil tayin etmesi, sarayında Arapça konuşma yasağı koyması ve ilk Türkçe gazeteyi çıkarması Mehmet Ali Paşa'nın Arnavut veya Arap asıllı olduğu hakkındaki iddiaları çürütmektedir. İlk Mısır Hidîvi İsmail Paşa bu göreve geldikten sonra Halim Paşa ile arası açılır. Bu nedenden dolayı Halim Paşa ailesini de alarak Mısır'ı terkedip İstanbul'a yerleşmek durumunda kalır. Said Halim Paşa'nın İstanbul hayatı altı yaşlarındayken başlar. Paşa özel hocalardan Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenir. Daha sonra küçük kardeşi Abbas Halim Paşa ile İsviçre'ye giderek "İsviçre Darülfünûn"unda siyasi ilimler tahsîli yapar. Paşa orta ve yüksek tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul'a döner. Said ve Abbas Paşaların babaları Halim Paşa tarafından İsviçre dönüşlerinde milli seciyelerinin zaafa uğramış olabileceği endişesi ile imtihana tabi tutulmuşlar ve her ikisi de babalarına bu hususta yeterli olduklarını ve milli karakterlerini kaybetmediklerini göstermişlerdir. Said Halim Paşa yurt dışında tahsilini tamamlayıp yurda döndükten sonra devlet memurluğu hayatı başlar. Dönemin padişahı 1876'da tahta çıkan II. Abdülhamid'dir. Paşa 13 Mayıs 1888'de ikinci rütbeden Mecîdî nişân-ı ilanı taltif edilir. Hemen ardından yirmibeş yaşında iken Şûrâ-yı Devlet â'zâlığına tayin olur. Paşa sırayla ikinci rütbeden ardından birinci rütbeden nişân-ı âlî-i Osmânî ile taltif edilir. Daha sonra da görevinde gösterdiği başarılarda dolayı kendisine Murassa' Mecîdî nişânı zi-şanı verilir. Gerek aldığı nişânlar gerekse zamanın sadrazamlarının övgülerinden Said Halim Paşa'nın ne kadar başarılı bir devlet adamı olduğu anlaşılmaktadır. Yıllar geçtikçe Said Halim Paşa'nın devlet kademelerindeki yükselişi devam eder. 22 Eylül 1900'da Rümeli Beylerbeyi pâyesine yükseltilir. Paşa'nın bu görevi sırasında Jön Türklerle olan ilişkisi başlar. Paşa'nın kendi adıyla anılan ünlü yalısının yapım tarihi de bu zamanlara rastlamaktadır. Paşa bu yalığı evliliği dolayısıyla Yeniköy'de yaptırır ve içini pek çok eski eserle donatarak vaktinin büyük çoğunluğunu burada geçirmeye başlar. Paşa bir yandan sürekli okuyarak sosyal ve tarihi mevzularda araştırmalar yapar bir yandan da meraklısı olduğu İslam ve eski Osmanlı eserleri toplar. Bu eserlerle yalısı adeta bir müze halini alır. Mûsikîye meraklı olduğu için bu konu ile ilgili olan eserleri de toplamaya özen gösterir. Paşa'nın dönemi pek çok sosyal konu hakkında düşünme ve araştırmalar yapma fırsatı yakalamıştır. Ancak Rumeli Beylerbeyi olup sarayda önemli bir konuma geldikten sonra bazı kişiler tarafından iftiralara maruz kalmıştır. Sarayında zararlı evrak ve silah bulundurduğu iddia edilerek saraya jurnal edilmiş ve Said Halim Paşa, Avlonyalı Mehmed Ferit Paşa'nın sadâreti döneminde -1903'ten sonra- İstanbul'dan uzaklaştırılmıştır. Paşa, sonradan bir mektubunda jurnal ile ilgili olarak içinin çok rahat olduğu ve bunun kendisine düşman iki kişi tarafından uydurulmuş bir mesele olduğunu söylemiştir. Mısır'a giden Said Halim Paşa, burada bulunan Ethem Ruhi'ye Osmanlı Gazetesi'ni çıkarması için para yardımında bulunmuş ve bir müddet sonra da Arupa'ya giderek Jön Türkler'le doğrudan ilişki kurmuştur. Aslında Paşa'nın bu ilişkisinin Jön Türklerle çok sıkı birliktelikleri olduğu zannedilen kardeşleri vasıtasıyla çok önceden söz konusu olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa'ya gitmesiyle Paşa'nın Jön Türkler'le doğrudan bir ilişkisi söz konusu olmuştur. Said Halim Paşa'nın Jön Türklerle olan bu ilişkisi son derece önemlidir. Paşa'yı Hön Türkler'le bir araya getiren nedenler üzerine düşünmek gerekmektedir. Paşa, cemiyete ilk olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Muhâberat Kayıt Defteri"nden anlaşıldığına göre müfettiş olarak adım atmıştır. Kendisi ile ilgili alınan kararda Paşa'dan "ekâbîri Osmânîyeden biri" şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bu arada Paşa ile cemiyet mensuplarının yazışmalarından Paşa'nın cemiyetin faaliyetlerinin yayılması için maddi yardımlarda da bulunduğu da anlaşılmaktadır. Bu yazışmalardan biri o dönem içerisinde cemiyetin hedeflerini belirlemek açısından oldukça önemlidir. Said Halim Paşa Paris'teki merkeze bir mektup yazarak Mısır şubesinden beklenilen hizmetlerin neler olacağını sormuş ve kendisine verilen cevapta cemiyete para yardımı için yardımcı olması istenmiştir. Bu mektupta ayrıca Mısır şubesinden beklenilen hizmetlerden biri de şu şekildedir: "... Neşriyatımız içinde Mısırlıları ve Arapçayı mütekellim Osmanlıları müstefid edecek makale ve beyann'amelerimizi Arapça'ya tercüme ettirip Mısrı gazetelerinden biri vasıtasiyla veya ayrıca cemiyet namına neşretmektir. Şûra-yı Ümmet'e Arapça bir ilave çıkarmak ve Süveyş gibi geçit mahallerde evr'akın intişarına hizmet edecek me'murları tedarik etmek de Mısır şubesinin hidematından ma'dut olmalıdır." Bu şekilde bir talepte bulunan genel merkeze Said Halim Paşa itiraz etmiş olacak ki kendisine bir ay sonra gelen mektupta cemiyetin görüşü açıklanmaktadır. Şöyle ki: "...Arapça neşriyata gelince: Zât-ı biraderîleri Mısır'da Arapça neşriyatımızdan -Abdülhamid aleyhine olamsı itibariyle- iş görmek şöyle dursun mazarrat husule geleceğini söylüyorsunuz. Neşriyatı biz, cahil ve mutaassıp fellâhlar için yapmayıp belki Mısır'ın okur yazar kısmı ile asıl Türkiye'deki Arap vatandaşlarımız için yapmak istiyoruz.Biz neşriyatımızda bu sûy-i tefehhümüzü izale için uğraşacağız. Bizi ta'rîzimiz makam-ı hilâfete olmayıp sırf o makam-ı âlînin ulviyetini izaleye çalışan Abdülhamid'e olduğunu göstermeye gayret edeceğiz..." Cemiyetle yapılan bu mektuplaşmaların birinde de Paşa'nın çok çalışkan, zeki ve gayretli olduğu bahsedilmektedir. Bu mektup Said Halim Paşa'nın hem şahsiyetini ortaya koyması hem de cemiyet faaliyetlerine olan ilgi ve alakasını göstermesi açısından son derece önemlidir. Said Halim Paşa, kardeşleri Abbas Halim ve Mehmed Ali Halim Paşalarla birlikte cemiyete ciddi miktarlarda maddi yardımlarda bulunmuştur. Babaları Halim Paşa'dan büyük bir servet kaldığı için maddi açıdan hiçbir problemleri olmamış ve yaptıkları yardımlarla pek çok faaliyete ön ayak olmuşlardır. Said Halim Paşa ayrıca zaman zaman çevreden para toplanmasına da aracılık etmiştir. Paşa'nın İstanbul'dan uzaklaştırıldıktan sonraki Mısır hayatı genel itibariyle bu şekilde geçmiş ve 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönmüştür. Kendisine yapılan iftiralar sonucu pek çok devlet görevinden uzakta kalan Paşa için II. Meşrutiyet yeni bir başlangıç olacaktır. Gerçi Mısır'da olmasına rağmen Şûrâ-yı Devlet azalığı uzun zaman devam etmiştir ancak geldiği yıl 21 Ağustos 1908'de kadro azlığı nedeniyle görev dışı bırakılmıştır. Bu görevinden alınan Said Halim Paşa 1908'deki belediye seçimlerinde muhiti olan Yeniköy'den İttihat ve Terakki listesinden Belediye Dairesi Başkanı seçildi. Bu görevden 1911 yılında alınınca da bilahare Cemiyet-i Umumiye-i Belediye İkinci başkalığına seçildi.
Bu seneler Paşa'nın cemiyetle olan ilişkisinin en sıcak olduğu yıllardır. Paşa 1909'da Selânik'te gizli olarak yapılan İttihat ve Terakki Kongresi'nde âyân a'zâsı olarak katıldı. Paşa artık İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenlerindendi. Cemiyetin 1912'deki meclisi feshetme çalışmalarınna bilfiil katıldı. Meclisin feshinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bazı üyelerinin kabineye girmesi için çalıştı. Bu çalışmanın sonunda Sadrazam'ın (Said Paşa) teklifi ile 22 Ocak 1912 daha önce uzaklaştırıldığı Şûra-yı Devlet'e, âyan a'zâlığına mahsus maaşla başkan ta'yîn edilerek kabineye girdi. Bu sıralarda patlak veren Trablusgarb harbi nedeniyle Paşa gizlice İtalya Hükümeti delegeleriyle 12 Temmuz 1912'de Lozan'da buluşup barış görüşmeleri yapma girişiminde bulunsa da 17 Temmuz'da Sadrazam Said Paşa Hükümeti görevden çekilince ve yeni hükümet Said Halim Paşa'nın görevini yenilemeyince görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Yeni hükümetin gelişiyle Paşa Şûra-yı Devlet riyaseti görevinden ayrılmıştır. Said Paşa Hükümetinin ardından yapılan İttihat Terakki'nin 1912'deki kongresinde Said Halim Paşa bir iddiaya göre cemiyetin umumi katpiliğine bir addiaya göre de cemiyetin merkez umumi üyeliğine seçilmiştir. Bu kongreden sonra cemiyet, devletin ileri gelenleri ile ilişkiler kurmaya başladı. Mesela Harbiye Nâzırı Nazım Paşa ile aras iyi olan Said Halim Paşa Yeniköy'deki yalısında bazı toplantılar yaptılar. Bu toplantılar sonucunda yapılan görev değişiklikleri ile İstanbul'daki askerlerin önemli bir bölümü İttihat ve Terakki'nin eline geçti. Said Halim Paşa, İttihat Terakki kurmayları tarafından 23 Ocak 1913'te düzenlenen Bâbıâlî Baskını'nın tertipçileri arasında olduğu ileri sürülmektedir. Bu arada Paşa'nın cemiyete olana maddi yardımları devam etmekteydi. Cemiyetin yayın organı Tanin Gazetesi'ne 2000 altın lira vererek gazetenin yayınına devam etmesini sağlamıştır. Kendisi İslamcıların ileri gelenlerinden olmasına rağmen Türkçülük hareketinin temel kuruluşlarından olan Türk Derneği'ne üye olmaksızın maddi yardımda bulunmuştur. İttihat Terakki'nin girişimleri ile yapılan Bâbıâlî Baskını sonucu hükümet istifa ettirildi ve Mahmud Şevket Paşa hükümeti kurmakla görevlendirildi. V. Mehmed'e takdim edilen hükümet üyeleri listesinde Said Halim Paşa'nın ismi de yer almaktaydı. Paşa bu kabinede Şûra-yı Devlet Reisi olarak görev aldı. Ancak iki gün sonra -27 Ocak 1913- Hariciye Nezâreti'ne tayin edildi. Bu hükümet ekseriyetle İttihat ve Terakki eğilimli insanlardan kuruluydu. Said Halim Paşa 31 Ocak 1913'te kurulan "Müdafa'a-i Milliye Cemiyeti"'nin kurucularındandır. Yine Said Halim Paşa "İhtiyât-ı Millî" adıyla anılan bir hayat sigorta şirketinin de heyet-i idare a'zası ve başkanıydı.
Bu antlaşmayla birlikte büyük bir yenilgiye uğramış olan Osmanlı Devleti iç işlerinde de karışıklıklar yaşamaya başladı. Bâbıâli Baskını ile düşürülen Kamil Paşa arkadaşlar ile birlikte hükümeti düşürme girişimlerinde bulundular. Ordudaki bazı subaylarda onlara destek vermişlerdir. Bu girişimler İngilizler tarafından da desteklenmekteydi. Bunun yanında Hürriyet ve İ'tilaf Partisi'nin darbe hazırlıkları da zamanında bir müdahale ile önlenmiş ancak Hürriyet ve İ'tilafçılar 11 Haziran 1913'te Mahmud Şevket Paşa'yı Harbiye Nezâreti'nden Bâbıâlî'ye gitmek üzere iken Bayezid'de öldürmüşlerdir. Bu suikastla ilgili olarak İttihat ve Terakki'nin de parmağı olabileceği türünde iddialar mevcuttur. --- Bu çalışma M.Hanefi BOSTAN'ın Said Halim Paşa adlı kitabından yararlanılarak hazırlanılmıştır.
| ||||||||
|
| |||||||||
| |||||||||