![]() |
Fikir Buhranımız, |
| |||||||
|
Said Halim Paşa |
|||||||||
|
Haz: Selim EKREM Türkiye de bir yandan İslamcı olmasıyla bilinen, diğer taraftansa İttihatçılığı nedeniyle şüpheyle bakılan belki de nadir kişilerden birisidir Said Halim Paşa. Fakat yaptıkları ne olursa olsun, Said Halim Paşa, kitaplarıyla bugüne önemli mesajlar veriyor. Sağlam bir fikri altyapı ve imparatorluğun sağlıklı bir tarihi analiziyle bezenen üç kitap olan Fikir Buhranımız, Cemiyet Buhranımız ve Taassup, bugünkü halimizin nedenleri üzerine düşünenler için birer başucu kitabı olma niteliğindeler. Said Halim Paşa, Fikir Buhranımız’da, batıcılığın, modernizmin ve bunların yanlış yorumlanmasının ürünü olan taklitçilikten uzağa gidemeyen reform çalışmalarının bir kritiğini yapıyor. Batı hayranlığına müptela olmuş aydın sınıfının sorunların çözümünü yine Batı gibi olmakta bulmasının doğurduğu yanlışlıkların analizleriyle karşılaşıyoruz. Kitap, imparatorluğun nasıl olup da bir zamanların iddialı, dünya siyasetine yön veren, kendine güvenen kadrolarının zamanla muhteşem bir aşağılık kompleksine girdiğini açıklıyor. Bu noktada örnek olarak Batıya okuması için gönderilen öğrencilerin, döndüklerinde, Batıya duydukları şekli hayranlığı nasıl olup da pratiğe dökemediklerini ve buna paralel yaşananları verebiliriz. Toplumun temel taşlarından biri olan din, bir zaman sonra uzak durulması gereken bir şey haline gelmiştir; kendi toplumunu tanımayan aydın sınıfının çalışmalarının böyle bir sonucu doğurması kaçınılmazdır. Bir yanlışı değiştirmek ile yeni ve büsbütün farklı bir sistem önermek arasındaki fark kavranılamamış ve değerlerine düşman bir zümre ortaya çıkmıştır. Taklit ise sadece şeklidir; çünkü eylemlerin mahiyetleri arasında paralellik kurulamamıştır. Said Halim Paşa, bu gerçeği şöyle vurguluyor: “Hasılı, bizde, yenisini kurmak için yok etmeye, Batıda ise yok olmaktan kurtarmak için düzeltip korunmaya çalışılır.” Hak vermemek mümkün değil, yıkmak ile yenilemek elbette çok farklıdır. Elbette, Batıdan istifade etmek gerektiğini söyleyen Paşa, uygulanan yöntemin kökten yanlış olduğunu sık sık vurguluyor. Bu gelişmeler çerçevesinde, ülkemizde meydana gelen fikir, sanat gibi mühim alanlardaki yozlaşmaya işaret ediliyor. Yine bu gelişmeleri takiben, Batının Osmanlı’ya karşı tutumundaki değişmelerin nedenleri üzerinde duruluyor. Bugün de hala yakına geldiğimiz bu tür problemlerin, bundan on yıllarca öncesinin bir sadrazamı tarafından bugünü görürcesine sayfalara yansıtılması, insanı bir yandan hayrete düşürüyor, diğer yandan ise bunca yılda bir arpa boyu yol gidemediğiniz hissine kapılıyorsunuz. Cemiyet Buhranımız da yine bugünün toplumunun problemlerine değinen bir kitap gibi geliyor insana.. Cemiyetteki buhran elbette fikirdeki buhranın semeresidir. Laf, dönüyor dolaşıyor, kapkara aydınlarımıza geliyor. Fakat, içtimai hayattaki buhranlar, pratik ve sonuç aşaması olduğu için tahribin zirvelendiği bir evreyi teşkil ediyor. Ahlaki değerlerdeki muazzam düşüş, okullarımızın acınası hale gelmiş, öğrencisine Batıyı ve onun değerlerini yüceltmekten başka bir şey katmayan sistemi ve sonunda özellikle ailede, devlet yönetiminde ve özelde kadın da meydana gelen, getirilmek istenen değişim. Modern bir hayat sunmak iddiası ile bize, ilkel toplumların aptallığının aşılandığı bir toplumda yaşıyoruz. Enformasyon bombasına tutulan halkın ahlaki eksikliğinin giderek daha aşikar olmasına şahit oluyoruz. Oysa bize yol gösterecek olan bilgi değil ahlaktır; daha doğru bir ifadeyle bilgi ahlakımızı güzel yaptığı kadar önemlidir, daha fazla değil. Said Halim Paşa zamana sesleniyor ve adeta kahrediyor. “Ey Batı, ve ey onun hayranı olmaktan öteye geçemeyen, aslında onu hakkıyla bilmekten dahi fersah fersah uzak zavallılar, bu yol çare değildir, 200 yıl öncenize bakın, dedeleriniz tüm dünyaya hükmetmiş, sağlam bir medeniyet kurmuştu. Evet kendi hatalarımız nedeniyle geri kaldık, ama bir yere yamanmak, kendi toplum yapısına uymayan düzenlemelerle yola çıkmak çare değil” diye haykırtmak istiyor aslında.. Taassup, yine Osmanlı’nın 20. yüzyıl sonundaki durumunu sorgulayan, bunda ne ölçüde İslam’ın, ne ölçüde ise modern ilaçların etkilerinin bulunduğunu sorgulayan sarsıcı bir kitap. Said Halim Paşa’nın vardığı sonuç ise şu: Geri kalmışlığımızın, eski gücümüzü kaybetmemizin nedeni İslam değil, tersine İslam’ın gereklerini uygula(ya)mamamızdır. Eğer dinimizin gereklerini hakkıyla yerine getirmiş olsaydık, bu durumda olmaz, sonuçta daha da batmamıza yol açan Batı hayranlığı hastalığına duçar olmazdık. Evet, sadece hayranlık diyorum, tutkulanmak gibi bir şey yani. Gözlerin bir ihtişama takılması, perdeler arkasını görmeye yanaşmaması, güzel bir dağa tapınmak, fakat dağın güzelliğine kaynaklık edeni bilmemek. Yalnızca hayranlık diyorum; çünkü ondan bir şeyler öğrenip uygulama çabası mevcut değil. Doğruları ve yanlışları analiz edip yanlışlara elemek ve doğruların özünü harmanlamak kesinlikle yok. Artık şapkalarımızı çıkaralım derim. Kitap, tekrar toplumdaki bozulmayı, Türk-İslam kadınının kimliğinde meydana getirilmek istenen değişimi ve bununla beraber sadece bireylere değil topluma vuran zararları ele alıyor. Kötü niyete inanmak istemiyorsunuz ama zekanın bu kadar noksan olmasına da bir anlam veremiyorsunuz. Sonuç olarak, Said Halim Paşa, yüz yıl öncesinden bugünün problemlerini önümüze seriyor. İleri görüşlülük olsaydı yaptığını övebilirdik belki onun; fakat şimdi yıllardır aynı manyaklıkla muzdarip olmaktan yerinmeliyiz sanırım. Taklitten öteye asla geçemeyen bir Batı hayranlığı, tehlikeli bir entelektüel fikir zaafı, aşağılık kompleksi, üst sınıfın içinde bulunduğu bu buhranların zamanla halka da yayılmış olması neticesinde, ailede ve toplumda oluşan erime ve kendi imkanlarımızı tanımama, kullanmama yolunda gösterdiğimiz acınası çaba.. Hakkımızda kötü düşünenler bunları sahiden planlamışlar mıydı bilemem; fakat nedense daha üç asır öncesinin bile ihtişamı varken, ne düşmanların ne de bizim bu hali hayal edebilmiş olduğumuza da inanmak istemiyorum. Biz, etmeliydik galiba.. Yüz yıl sonrası için aynı uyarıları yapan pek bir kimse bulunmasa da umarız, yüz yıl sonra bu sorunlar olumlu bir şekilde çözülmüş olur. Kendi imkanlarımızı dış dünyanın artılarıyla bir an önce birleştirerek yükselmemiz ümidiyle, Said Halim Paşa’nın bu üç kitabını dün ile bugünü anlamak isteyen herkese hararetle öneriyoruz.. | ||||||||
|
| |||||||||
| |||||||||