"İslamlaşmak"
"İslam Dünyası Neden Geri Kaldı"

Said Halim Paşa

















Paşa'ya göre ülke ve Müslümanların kurtuluşu nedir? Paşa bu soruya "Kurtuluş İslam'dadır" veya "Tüm Yollar Mekke'ye Çıkar!" diyerek cevap vermektedir.

Ancak bu duruş sloganik bir duruştan çok öte bir tavırdır. Müslümanların içerisinde bulundukları durumdan kurtulmalarının yalnızca yeniden İslam'a dönüşle mümkün olacağını söyler Paşa. 

Paşa'nın İslamlaşmak tanımı ise şu şekildedir:
"Bizim için 'İslamlaşmak' demek İslamiyet'in inanç, ahlâk, yaşayış ve siyâsete ait esaslarının tam olarak tatbik edilmesi demektir. Bu uygulama, o esasların, her vakitte, zaman ve muhitin, ihtiyaçlarına en uygun şekilde tefsir edilmesinden sonra yapılacaktır."

 

 

 

 



Haz: Mehmet Fatih ÖZKAN


    Yazıda bahsetmeye çalışacağımız bu iki kitap Said Halim Paşa'nın en önemli kitaplarındandır. Özellikle "İslamlaşmak", döneminde hayli önemsenmiş bir kitaptır. Bunun yanında Paşa'nın "İslam Dünyası Neden Geri Kaldı?" adlı kitabı da son derece güzel tespitlerin bulunduğu bir eser olup, bir bakıma ülkenin ve Müslümanların temel problemlerini ortaya koyması açısından bugün bile çok önemlidir. Paşa ilk kitabında düşünsel alanda ve pratikteki sorunları tüm açıklığı ile ortaya koymuş ikinci kitabında ise bu halden kurtulmanın İslamlaşmak ile mümkün olduğunu söylemiştir. 

Bu yazıda Paşa'nın kitabında aktardıklarının bir şerhini yapmak arzusunda değiliz. Bir kitabın içindekileri ve yazarın fikirlerini bir başkasına anlatmak takdir edersiniz ki son derece zor ve belki bir o kadar da gereksiz bir iştir. Bizim yapacağımız sadece bu kadar güzel tespitlerin yapıldığı bu kitaplardan insanların haberdar olmasını ve en iyi şekilde faydalanmasını sağlamaktır. 

Aslında Paşa'nın kitaplarında üzerinde durduğu meseleler güncelliğini şu an bile yitirmemiştir. Çok kısa bir süre önce Amerika'nın Afganistan'a yaptığı saldırının hemen ardından İslam dünyasının geri kalmışlığı ile ilgili pek çok yazı ve yayına rastladık. Burkalı kadınların sık sık konu olduğu haber programları izledik. Çağdaş dil bilen entel haber spikerlerimiz burkalı kadınları, sakallı entarili erkekleri arkalarına fon olarak alarak uzun uzun Afganistan'ın durumunu anlatmışlardı. Bu haber ve yorumlardan çıkan yegane sonuç İslam'ın egemen olarak girdiği pek çok coğrafyada insanların ne kadar ilkel olduklarıydı. 

Paşa'nın zamanında da durumun çok farklı olmadığını görüyoruz. Gelişen ve teknolojik imkanların hızla çoğaldığı, çağdaş Avrupa'nın yanında noksanlıklar içerisindeki boğulan İslam dünyası portresi o zaman ki dünyanın durumuydu.

Paşa bu konu üzerindeki tespitlerine şu soruyla başlıyor: "Avrupalıların İslam dünyasının geri kalmışlığı ile sarf ettikleri görüşler gerçekten doğru mudur?"

Şu anda baktığımızda da İslam coğrafyasında gelişmesine hız kazandıramamış kendi ayaklar üzerinde duramayan, hala insanlığın geçtiği karanlık çağları yaşayan insan topluluklarına rastlamaktayız. Her İslam ülkesinde durum aynı şekilde olmasa da rahatlıkla Batılıların İslam'a ve Müslümanlarla ilgili söylediklerini yalanlayacak durumda değiliz. O zaman bu ülkeleri geri bırakan şey gerçekten İslam dini midir?

Bu soruya cevap verirken durduğumuz nokta ve önceliklerimiz son derece önemlidir. İslam'ı hayat tarzı olarak benimsemiş ve kayıtsız şartsız bu dine iman etmiş bir kimse elbette ki böyle bir düşünceyi aklının ucundan bile geçirmesi mümkün değildir. Tam tersine her ne kadar Müslüman olsa da kendini bir Avrupalı gibi düşünen, oradaki insanların hayat tarzını kabul eden onlar gibi düşünüp onlar gibi yaşayan bir insan da çok rahatlıkla olmasa da İslam dininin ülkelerin geri kalmışlığındaki etkisini kabul edeceğini söylemek yanlış olmaz. Böyle bir insan muhtemelen dinin yalnızca insanın içinde kalmasını, herkesin kendi dinini sosyal alana çıkarmadan yaşaması gerektiğini savunacaktır. Öte yandan İslamı referans olarak kabul eden biri ise dinine en ufak bir leke sürdürmeyerek, geri kalmamızın sebebinin İslam olmadığını, geri kalmanın tek sorumlularının İslam'ı layıkıyla tatbik edemeyenlerin olduğunu söyleyecektir. Öte yandan bir Müslüman açısından İslam'ı sadece bireye has kılmak mümkün gözükmemektedir. 

Peki bu ikilikten kurtulmak nasıl mümkündür. Oldukça ikircikli bu durumdan kurtulmak için yapılması gereken şey o kadar basit görünmemektedir. İnsanlar yukarıda bahsettiğimiz durumların içerisinden oldukça güzel deliller getirebilirler, ancak bunların hiç biri bir diğerinin iddialarını tamamen ortadan kaldıracak nitelikte değildir.

Said Halim Paşa kitabında bu konu üzerinde çok durmayarak bir Müslüman bakış açısıyla durumu ortaya koymuştur. Genel kanaat dinin bir milletin ilerlemesini kesinlikle engelleyecek konumda olmadığıdır. Din insanı ve davranışlarını elbet belirler ancak ilerlemeden ve o iştiyaktan tam nasibini alamamış insanların geri kalmalarını İslam'da değil kendilerinde aramaları gerekmektedir. Her Müslüman ülkede durumun aynı olmaması aynı milletlerden olmayan insanların dini algılayışlarındaki farklar ilerlemede din faktörünün değil insan faktörünün önde olduğunu göstermektedir. 

Peki Paşa'ya göre ülke ve Müslümanların kurtuluşu nedir? Paşa bu soruya "Kurtuluş İslam'dadır" veya "Tüm Yollar Mekke'ye Çıkar!" diyerek cevap vermektedir.

Ancak bu duruş sloganik bir duruştan çok öte bir tavırdır. Müslümanların içerisinde bulundukları durumdan kurtulmalarının yalnızca yeniden İslam'a dönüşle mümkün olacağını söyler Paşa. 

Paşa'nın İslamlaşmak tanımı ise şu şekildedir:
"Bizim için 'İslamlaşmak' demek İslamiyet'in inanç, ahlâk, yaşayış ve siyâsete ait esaslarının tam olarak tatbik edilmesi demektir. Bu uygulama, o esasların, her vakitte, zaman ve muhitin, ihtiyaçlarına en uygun şekilde tefsir edilmesinden sonra yapılacaktır." 

Paşa'nın tanımı dini hayatını sosyal kısmından tamamen çıkarmış bir insana muhakkak ki ters gelecektir. Paşa'nın vurguladığı hususlara bakılırsa yaşayış ve siyaset alanında da İslam esaslarının egemen olması gerekmektedir.

Paşa kitabında bu durumun nasıl teşekkül edeceğinden öte İslamlaşmak konusunda insan ve toplum huzur ve mutluluğu için gerekli genel kaidelerden bahsetmiştir. 

**

 

Patikalar © 2002
Fa&aL Tasarım