KUR'AN GÜNLÜĞÜ 2
Münib Engin NOYAN

Haz: Mehmet Fatih ÖZKAN
mfozkan@patikalar.net

Televizyonda Yapılan Din Tartışmaları
Kime Hizmet Ediyor?


 
     Engin Noyan’ın Ramazan ayı içerisinde çıkan Kur’an Günlüğü serisinin ikinci kitabını gene aldığımın gecesi bir solukta okuyuverdim. Kitabın hemen giriş bölümünde Kur’an Günlüğü 1’in özellikle gençler tarafından çok beğenilmesi ile ilgili kısmı okuyunca çok mutlu oldum. Ben de ilk kitabı bitirdiğimde, arka taraftaki, okuyucuya Kur’an’la ilgili kendi notlarını tutması için bırakılan yerleri doldurmuştum. Türkiye’nin pek çok yerindeki imza günlerinde upuzun kuyruklarda saatlerce bekleyerek kitabın arkasına aldıkları notları gösteren başka insanların da olduğunu duyunca bir defa daha imrendim Engin NOYAN’a. Bir kitabın ulaşabileceği başarı insanların kalplerini Kur’an’a ısındırmaktan, onları Kur’an’a yaklaştırmaktan başka ne olabilirdi ki? Kur’an’la hemhal olan herkesin küçük irisi defterlerinin olduğunu sanan Engin NOYAN’ın hayal kırıklığı sonucu kaleme aldığı samimi duyguları, pek çok genç insanın Kur’an’la bir bağ kurması veya var olan bağları kuvvetlendirmesi bir kitabın elde edebileceği en güzel başarıdır kanımca.

Kur’an günlüğü 2, serinin ilk kitabına göre daha spesifik konular içeriyor. İlk kitapta Engin NOYAN’ı Kur’an etrafında dolaşırken görmüştük. Özellikle bir müslümanın Kur’an’ı hayatının neresine koyması gerektiği ilk kitapta yer verilen ana problemdi. Fakat bu kitapta “yaptığı ruhsal tercihe pratik anlam kazandırma çabasında” olan yazarın özenle seçilmiş ayetleri anlama ve kavrama gayreti göze çarpmakta.

Öncelikle, insanların tek başına kaldıkları, anlama ve kavrama kabiliyetinin en üst seviyede olduğu gecelere dair sözlerle başlıyor kitap. İnsanların yapıp ettiklerinin muhasebesini, gündüzün hengamesinden sıyrılıp gecenin sükunetinde daha iyi yapabileceklerinden bahsediyor Engin NOYAN. Allah mesajının geceleyin daha iyi anlaşılabileceğinden hareketle şöyle diyor: “O halde, bir an önce gaflet uykusundan uyanmak için uyku gafletine düşmememiz gerekiyor.”

Benim de her tahayyül ettiğimde tüylerimin diken diken olduğu Hz. Muhammed (s.a.v)’e vahyin ilk geldiği Hira Mağarasını düşünüyor ve düşündürüyor Engin NOYAN. Gerçekten fevkalede bir olay. Allah’ın pek çok insanın arasından seçtiği bir insana o Mübarek Kelamını iletmesi. O küçücük mağaranın içinde bizleri şu anda bedbaht kılan o dinin ilk tohumları atılması. Ya Rabbi ne müthiş bir andır o an.

İnsanların Kur’an’ı daha iyi anlayıp daha rahat pratik hayata taşıyabilmeleri için o anı ve o ilk muhatapları çok iyi anlayabilmeleri gerekiyor. İşte Engin NOYAN burada İnsan Suresindeki: “(25) Rabbi’nin ismini sabah akşam an (26) ve gecenin bir kısmında, O’nun önünde secde et ve uzun geceler boyu O’nun sınırsız şanını yücelt” ayetlerinden yola çıkarak hissettiklerini şöyle dile getirmekte: Şuna kesinlikle inanıyorum –inanmak ne kelime, tecrübe ile sabit, çok iyi biliyorum ki gece biraz ilerleyince, gece yarısı –biraz önce ya da biraz sonra- namaz için kalkan mü’min ağır ağır, duyarak Kur’an okumaya başlarsa, yani her ayeti, her kelimeyi, anlamını düşünce süzgecinden geçirerek sakin ve ölçülü bir okuma ile içine sindirme gayreti gösterirse, vahyin ilk muhataplarının yaşadığı o eşşiz tecrübeyi bizzat tadacak, yaşacaktır! Bu çabasını titizlik ve istikrarla sürdürürse, eminim ki her ayet, her kelime, düşünce süzgecinden süzülerek damla damla ruhuna nüfuz edecek, şuuraltına yerleşecek, kişiliğinin vazgeçilmez bir parçasını oluşturacak ve nihayet hayatının tamamına yansımaya başlayacaktır!”

Ayrıca Engin NOYAN’ın bu kitabında gündeme ve Müslümanların sorunlarına değinerek müslümanların dertleriyle dertlendiğini ve karşılaştığı sorunlara karşı çözüm önerdiğini de görüyoruz. Başörtüsü sorunu, Müslümanların geri kalmışlığı nedeniyle “çağdaş” ülkeler karşısındaki kompleksi gibi konular hakkında gerçekten duyarlı yaklaşımları mevcut kitapta.

* * *

Türkiye’de hali hazırda pek çok insan Kur’an üzerine çalışmalar yapmakta ve bu çalışmaları içeren yüzlerce kitap neşredilmekte. Fakat genelde bu kitaplar İslam ve Kur’an’la “akademik” olarak ilgilenenlerin dikkatini çekmektedir. Oysa ki bu ülkede insanların akademik tartışmalara sokulmadan önce Kur’an’la olan bağlarının bir şekilde kuvvetlendirilmesi gerekmekte. Çevremizdeki insanlara baktığımızda insanların Kur’an Meali okumak konusunda tereddütleri olduğunu görmekteyiz. İnsanlar gayet halisane duygularla, meal okuduklarında anlayamayacakları endişesi taşımaktalar (daha dergimizin geçen sayısında yaptığımız bir ankette “İnsanlara rahmet ve bir öğüt olarak gelen Kur’an’ı baştan sona kaç defa okunuz?” türü bir soruya ankete katılanların yaklaşık yarısının “Parça parça okudum ama hiç baştan sona bitirmedim” cevabı vermesi bu endişeyi veya boş vermişliği gözler önüne seriyor). Fakat bunun yanında okumaya yeltendikleri onlarca ciltlik tefsirler ise onları daha da korkutmakta. Sonuçta bu durum insanlarla Kur’an arasında bir bağın kurulabilmesi güçleştirmekte. Dolayısıyla bu bağı kuracak bazı katalizörlere ihtiyaç duyulmaktadır. İşte Engin Noyan’ın popüler kişiliği ile birleşen Kur’an Günlükleri herkes tarafından rahatlıkla okunabilen kitaplar olması sebebiyle insanları Kur’an’a yaklaştırmada önemli bir görev ifa ettiği kanaatindeyim.

Televizyon kanallarında, her gün çeşitli programlara çıkarak İslam adına ahkam kesen bazı ilahiyatçıları izlemekteyiz. Müslüman’a yakışmayacak bir üslup ve mağrur tavırlarla Allah’ın kelamı üzerine yorumlar yapmaktalar. Ve konuşmalarını “Şu ana kadar yapılan tüm yorumlara son noktayı koyuyorum!” veya “Benim yorumum en doğru ve kesin yorumdur!” türü cümlelerle süslüyorlar. Bu söylenenleri duyunca Allah’ın mesajı hakkında nasıl bu kadar kesin konuşabildikleri konusunda hayrete düşüyorum. Haşa bu kimseler Allah’ın sözcüleri mi ki en son ve kesin yorumu yapabiliyorlar?

Her seferinde de kendime “Acaba bu insanlar bu söyledikleriyle kime yaranıyorlar?” diye sormadan edemiyorum.” Allah’a ve onun dinine teslim olmuş Müslümanlara mı; yoksa başka insanlara mı? Bu insanların televizyon ekranlarında yaptıkları konuşmalar, her müslümanın en büyük amaçlarından biri olan, insanların kalplerini İslam’a ısındırma görevine ne kadar hizmet ediyor acaba? Takındıkları hal ve tavırlarla bunda ne kadar başarılı oluyorlar? Yoksa bağırıp çağırarak birbirlerine giren bu insanları izleyenler zaten mevcut olan karşıt duruşlarını mı sağlamlaştırıyorlar? Bunlar o insanların dikkatle üzerinde düşünmeleri gereken sorular. Ve gene bu insanlar samimi tavırlarıyla küçücük kitaplar yazan Engin NOYAN’ın standı önünde saatlerce bekleyerek Kur’an’la kurdukları o yakınlığın simgesi olan cümlecikleri göstermek isteyen gençlere bakıp televizyon ekranlarına çıkmadan önce bir defa daha düşünmeleri gerekli herhalde.

İşte Engin NOYAN’ın bu ikinci kitabını okuduğumda, onun da çok önem atfettiği ve kitabının büyük bir bölümünü ayırdığı gecelerden bir gece yarısı bunlar takıldı aklıma. Belki de aynı gece izlediğim benzer bir tartışma getirmişti beni buralara. Bir insanın topladığı ve almaya yeltendiği her taş, her zaman Allah yoluna serpilmiş taşlardan biri olmalı. Yapılan her şey O’nun rızası içindir değil.



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

DUA

Allah’ım
Lütfet ki, gittiğimiz her yere barış götürebilelim.
Bölücü değil bağdaştırıcı, birleştirici olabilelim.
Nefret olan yere sevgi,
yaralanma olan yere affedicilik,
kuşku olan yere inanç
ümitsizlik olan yere ümit,
karanlık olan yere aydınlık
ve
üzüntü olan yere sevinç saçıcı olmayı
bize lütfet

***

Kusurları gören değil, kusurları örtenlerden;
Teselli arayanlardan değil, teselli verenlerden;
Anlayış bekleyenlerden değil, anlayış gösterenlerden;
Yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, sevenlerden olmamıza yardım et...

***

Yağmur gibi
hiçbir şey ayırt etmeyip,
aktığı her yere canlılık bahşedenlerden;
Güneş gibi
hiçbir şey ayırt etmeyip,
ışığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan;
Toprak gibi
her şey üstüne bastığı halde,
hiçbir şeyini esirgemeyip,
niyetlerini herkese verenlerden olmayı
bize lütfet...

***

Alan ellerin değil, veren ellerin;
Affedici olduğu için affedenlerin;
Hak ile doğan, Hak ile yaşayan, Hak ile ölenlerin
ve
sonsuz hayatta yeniden doğanların safına katılmayı
bize nasip eyle...

AMİN

Bu güzel duayı dillendirmiş olan rahmetli Hacı Ahmed KAYHAN’dan
ve
bu güzel duayı gönülden okuyan herkesten
Rabbimiz Yüce ALLAH ebediyyen razı olsun...

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım