|
KUR'AN
GÜNLÜĞÜ 1
Münib
Engin NOYAN
|
Haz:
Mehmet Fatih ÖZKAN
mfozkan@patikalar.net |
|
Kur’an
Günlüğü Engin NOYAN imzasıyla çıkmış OMA’dan sonraki
ikinci kitap. İlk kitabında anneannesinin hayatını, onun tuttuğu
günlükleri bir araya getirerek bize aktaran Engin NOYAN bu kez
Kur’an Günlüğü’yle kendi duygu ve düşüncelerini bizlerle
paylaşıyor.
Adından
da anlaşılacağı gibi kitap Engin NOYAN’ın “ilk
tanıştığı günden beri iç içe yaşadığım”
dediği, Allah’ın kesin ve değişmez kelamını okuduğu zaman
ki duygularını bir araya getiriyor. Gerek üslubuyla gerekse
anlattıklarıyla hayattaki hassasiyetlerimizi yeniden gözden geçirmemize
yardımcı olacak türden bir kitap Kur’an Günlüğü.
Kur'an
Günlüğü'nün hemen giriş kısmında Engin NOYAN, kitabın
basım safhasına nasıl geldiğini anlatırken yaşadığı şaşkınlığı
veya Kur’an’la içli dışlı yaşayan (yaşaması gereken)
insanların onda yarattığı şaşkınlığı şu şekilde dile
getiriyor:
“O
gece bütün gayretimle direnmeme rağmen, genel istek üzerine
birkaç duygumu, tespitimi ve yorumumu daha paylaşmak zorunda
kaldım ‘Kur’an Günlükleri’mden.
Nedense
pek şaşırmışlardı, her biri mübarek Kur’an’a aşina,
bir çoğu da ciddi birer Kur’an uzmanı olan dostlarım,
kendimce geliştirdiği ve sebatla sürdürdüğüm bu çalışmama
hayran kalmışlardı.
Ama
asıl şaşıran ben olmuştum, çünkü ben mübarek Kur’an’la
içli dışlı yaşayan, yaşamaya gayret eden herkesin, küçük
irisi defterlere kendince notlar aldıklarını sanıyordum!”
İşte
o gece, dostlarından gelen yoğun istek neticesinde o küçük
defterler derlenmiş bir dizi olarak çıkacak Kur’an Günlükleri'nin
ilki ortaya çıkmıştı.
Peki ama nasıl bir anda bu duygu patlaması yaşanmıştı Engin
NOYAN’da? Nasıl olmuştu da her gün Kur’an’la içli dışlı
olan dostlarından farklı olarak onda böyle bir duygu yoğunluğu
oluşmuştu? Kur’an’ın mesajına aklının yanında kalbini
ve gönlünü açan bu insan kitabın girizgah bölümünde
Kur’an’la nasıl hem hal olduğunu şu şekilde anlatıyor:
“Rabbimiz
Yüce Allah’ın mübarek Kur’an’da nihai şekliyle dile
gelen, kesin ve değişmez kelamıyla tanıştığım günden beri
onunla iç içeyim.
Önceleri
yalnızca özel tenhalarımda, aç ve yoksul ruhumun kah acı, kah
mutlulukla titreştiği, neredeyse saydamlaştığı zaman
dilimlerinde, bitmek tükenmek bilmez gibi gelen gecelerin sabaha
dönmeye yüz tuttuğu saatlerde, ürkek kulaçlar sallamaya
cesaret ediyordum bu hakiki sonsuz ilim ummanına.
Sonra
cesaretim artmaya başladı. Samimi ve toy bir cesaretti bu. Küçük
dalış alıştırmaları yapıyordum kendimce, çok büyük
derinliklere dalabilmek cehdi içinde. İlk bakışta duyduğum
tedirginlik giderek doygun ama ince bir güven duygusuna dönüşüyordu;
bitmek tükenmez geceler artık bana yetmiyordu.
Sonra...
Sonra,
kendimi artık hatırı sayılır bir derinlikte iyice güvende
hissedebileceğimi zannetmeye başladığım bir anda, değil o
ummana dalmaya,henüz o ummanın kıyısına dahi varmaya henüz
başlamamış olduğumu gördüm!
O
gün, boynumu büktüm, bir daha asla dikleştirmemecesine...
O gün secdeyi gördüm, bir daha asla unutmamacasına...
O gün onca geceden, onca yıldan, onca çabadan, onca emekten
sonra vardığım noktadan, sıfırdan yeniden başlamaya karar
verdim...
Ve o günü hep bu gün bildim.”
İşte
Engin NOYAN bu şekilde tanışıyor ve yoğunlaşıveriyor
Kur’an’la. Ve O’na bir adım yaklaşıyor. O ise kendisine
bir adım yaklaşana bin adım yaklaşacağını vadediyor. O’nu
anlamak isteyene tüm kapılarını Kur’an aracılığı ile açıveriyor.
O yüce yaratan her şeye kadir olan Allah bir anda yar ve yardımcısı
oluveriyor kendine bir adım atanın.
Engin
NOYAN’ı “Ve o günü hep bugün
bildim!” derken tahayyül etmeye çalışıyorum.
Tam bu sırada beynimdeki o silik görüntüler beni bir anda
bundan yıllar öncesine Türkiye’nin tek kanallı olduğu günlerdeki
bir televizyon programına götürüyor . Siyah beyaz
ekrandaki adam gene Engin NOYAN. Ailesiyle birlikte evlerine gelen
program yapımcısı ile sanat üzerine söyleşiyorlar. Engin
NOYAN’ın gitarından çıkan nağmelerle zaman zaman ara
veriliyor söyleşiye. Kendisi, ailesi ve sanat anlayışı ile
ilgili pek çok öğreniyoruz. Hatta çocuklarıyla, eşinin Türkçe,
kendisinin Almanca konuştuğunu öğreniyoruz. Bu şekilde çok küçük
yaşta iki dili birden ana dili gibi öğrenme şansını
yakalayacak olan küçük oğulları ise ekranda bir görünüp
bir kayboluyor söyleşi sırasında.
O
günden kalma kafamdaki görüntüler yerini tekrar çok kanallı
Türkiye’ye bırakıyor. Ekrandaki gene Engin NOYAN. Bu sefer
elinde pirim üstadım dediği Muhammed ESED’in tefsiri var.
Canlı yayında zaman zaman gözleri dolarak insanlara Kur’an
mesajını aktarıyor. Bir başka seferse, dünyanın öbür
ucundan Allah’ın vahyine kulak vermiş bir insanın önüne
oturmuş, onun ellerini ellerinin arasına almış o kimsenin
ilahi davetle tanışma hikayesini dinliyor. Her haliyle “Ve o günü
hep bugün bildim!” der gibi.
Acaba
biz de aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz açık yüreklilikle? O günü
hep bugün gibi yaşayabiliyor muyuz? Fakat daha önce sorulması
gereken başka bir soru var galiba. Acaba biz o günü hiç yaşadık
mı? O günü hep bugün bilmek için önce o günü yakalayıp
beynimizin ve kalbimizin en ücra köşelerine kadar kazımak lazım;
öyle değil mi? Bize miras kalan ve belki çoğumuzun yokluğunda
ne olacağını bilmediğimiz o günü layıkıyla hissedip
sahiplenebilmemiz için bu şart galiba.
***
Söylediklerine,
düşündüklerine Kur’an’dan deliller bulmaya çalışan bir “felsefe
Müslüman'ı” değil, yaşamına
Kur’an’dan anladıklarıyla yön vermeye çalışan “Kur’an
ve Peygamber aşığı bir sokak Müslüman'ı” Kur’an
Günlüğü’ndeki Engin NOYAN. Yaptığı “ruhsal
tercihe” pratik anlam kazandırma
kaygısında olan ve bu amaçla başta Muhammed ESED’in Kur’an
Mesajı ve Elmalılı Hamdi YAZIR’ın Hak Dini Kur’an Dili
olmak üzere pek çok tefsiri, tekrar tekrar okuyan biri.
Ve
Kur’an’ı her okuduğunda insanlara hidayet kaynağı olarak gönderilen
o mübarek kitabın işlemeli bir torbayla sarıp sarmalanıp
evlerin ulaşılması en zor yerine asılmasını insanlara
emreden ayeti arıyor duruyor Engin NOYAN. Ve bir türlü anlam
veremiyor insanların bu davranışına.
Bu
traji-komik olaya sebep olarak, doğduğu anda babasının dinini
ve tuttuğu futbol takımını sahiplenerek hayata adımlarını
atan insanların, hayatlarının ilerleyen yıllarında babalarının
takımları hakkında edindikleri bilginin birazını bile dinleri
hakkında edinmiyor olmaları gösterilebilir kanımca. Suya
sabuna dokunmayan ara sıra Arapça’sından okunduğunda
insanları rahatlatan ama mesajının tamamen yok sayıldığı
bir Kur’an ve bu düşünceden teşekkül eden bir din anlayışı
insanlara daha kutsal geliyor galiba.
Kur’an
Günlüğü’nün pek çok yerinde yazarın tattığı “hazzı”,
“güveni”, “tatmini” yani kendi
tanımlaması ile "mutluluğu"
sizin de hissedeceğinize eminim. Son
olarak hoş bir dizaynla hazırlanmış kitabın, Engin NOYAN’ın
tatlı gülümseyişinin fonda olduğu arka kapağındaki cümlelerle
son verelim yazıya.
“‘Kur’an
Günlükleri’, Rabbine kulluk edebilme ateşiyle yanan, bunun içinde
O’nun İlahi Kelamında , mübarek Kur’an’da beşer diline döktüğü
Murad’ı İlahisini aşk ile cehd ederek anlamaya kavramaya,
giderek içine sindirip hayatının ayrılmaz bir parçası haline
getirmeye çalışan herkesi, tabi önce Müslümanları, sonra da
aklı eren, gönlü coşan her türlü inanç sisteminin müminlerini,
Hakikat bilgisinin bu eşsiz nihai kaynağıyla kendi az
gayretiyle muhatap olmaya kucaklaşmaya yani bir anlamda kendi
“Kur’an Günlüğü’nü tutmaya davettir aslında”
|
 |


|
DUA
Allah’ım
Lütfet ki, gittiğimiz her yere barış götürebilelim.
Bölücü değil bağdaştırıcı, birleştirici olabilelim.
Nefret olan yere sevgi,
yaralanma olan yere affedicilik,
kuşku olan yere inanç
ümitsizlik olan yere ümit,
karanlık olan yere aydınlık
ve
üzüntü olan yere sevinç saçıcı olmayı
bize lütfet
***
Kusurları gören değil, kusurları örtenlerden;
Teselli arayanlardan değil, teselli verenlerden;
Anlayış bekleyenlerden değil, anlayış gösterenlerden;
Yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, sevenlerden olmamıza yardım et...
***
Yağmur gibi
hiçbir şey ayırt etmeyip,
aktığı her yere canlılık bahşedenlerden;
Güneş gibi
hiçbir şey ayırt etmeyip,
ışığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan;
Toprak gibi
her şey üstüne bastığı halde,
hiçbir şeyini esirgemeyip,
niyetlerini herkese verenlerden olmayı
bize lütfet...
***
Alan ellerin değil, veren ellerin;
Affedici olduğu için affedenlerin;
Hak ile doğan, Hak ile yaşayan, Hak ile ölenlerin
ve
sonsuz hayatta yeniden doğanların safına katılmayı
bize nasip eyle...
AMİN
Bu güzel duayı dillendirmiş olan rahmetli Hacı Ahmed KAYHAN’dan
ve
bu güzel duayı gönülden okuyan herkesten
Rabbimiz Yüce ALLAH ebediyyen razı olsun...
|
|