Gül Lambası


Eşyayı yanlış yerinden kavradın

ellerinin hafızası yorgun

Beni de evet, beni de yanlış anlayacağın

şeyler söylememe imkan verseydin, doğururdun



dur! Orda kal! Tebessüm sınırını çoktan geçtin!

Modern kuyularında kelamı eğik ekin gibi biçtin!



Hayır canım, bu şarkı öyle söylenmez

her yanı melek salyasıyla bu gökyüzü

beşer kafalarının içinde bir sesi kımıldatır

‘vescud vektarib’ eşyanın adı adıma yapışıktır, söylenmez

kan pıhtılarında durur düşünürüm: söylenmeyen etlenmeyendir

etlerinden bir ev, etlerinden bir çocuk yontarım

göğül kurbanlarımda derim derine değgin

köpürür de köpürür salyası meleklerin

söylenmez bu ağır yük hangi yazgının kılıfıdır

solar çocuk sesleri sokakta , yabancılar evin damına anten kurar

hangi tv kanallarında hangi suça kanalize ediliriz

anlaşılır kapılarda köpürmüş ağzıyla evlerin mahrem yerleri

henüz seni ve geceyi anlatmadım, bir felaket olduğu besbelli

kayaların düşünmesine benzer bir hal kuşandım

hıncım ipliklerle pekişti ve seri kitaplar okumaktan

serserinin biri gibi görünmekten ve parasızlıktan değil:

dur! Orda kal! Demem

çünkü; hep seferi kıldım namazlarımı,

hep 90 km ötede ve 15 günden az kalıyorum gittiğim yerlerde

dur! Orda kal! De bana,

çantana koyduğun faturalardan en son bezelye aldığın anlaşılıyor

‘her yanın dudak, üstün bezelye taneleri’ demişti cahit zarifoğlu

ve elbet sen bunları bilmezsin,

durup dururken yanlış anla beni diyen bir adamı da

ağaçların büyümesi gibi anlaşılmaz

kırılmış saçlar gibi kırıldım, her yanım dil ağzım melek salyaları

hangi boğuşmadan dönüyorum, sana bunu söyleyemem

küçük güzeldir, hep buna öykündüm

yumurta kırar gibi düz bir anlamla dua ettim

‘aklımın tavasını senin nurunla kızdırdım,

bir yumurtadır hayat çünkü, Allah'ım’

ve başka şeyler söyledim Allah'a

bir musluk olup ince ince günah ve nur aktı hafızamdan

bir muska olup girdim koynuna

tüm sükun bulmuş yerlerimle,

çocuk ellerine benzer gövdemle

oyunda kaybetmiş sesimle, yüzümle

toprak evlerde uyuduğum saf berrak zihnimle

zeki çevik sevecen kımıltısıyla boynumun ve

kas yığınıyla derimin altında, öğüt öğütebildiğin kadar beni

bir açılıp bir kapanan değirmeniyle gümüşi gövdenin enfes

mitoslarda seni anmadılar, ben andım enerjisiyle terlemenin seni

ve dur! Dedi şimdi bir ses!



Hayatıma bir kılıf bulamadım,

Zanlarım çat çat kırıldı kısır evlerde

Yuğundum şehirlerarası yolculuklarda mescitlerde

Farelerinde kız alıp verdiğini işittim

Beyaz peynir ve kız kapanları

Dur! Dinle bu çağın kadın tıkırtılarını

Durmadan anlayamazsın, durmak için koş, alkışla toprağı

Yorul , kalk ve başka işle yoğrul der tanrı

Bize göstereceği bir eşya ve hikmet olmalı

Tanrıyı bekletmeyelim

Yorulalım, kalkalım tütünlerle çaylarla

Başka evlerin kıvrımlarında yorulalım, uğv uğv uğv

Kendi üstüne katlanan bir yazgıyla yazılalım

Çiğ et gibi şaşkın olma be kadın!

Senin kıvrak yerlerin gibi değildir anlam!

Bir uğultu bozgunuyla çölde kahve içmiş sesinle

Neyin uykusunu uyudun ki mahmurluğun intiharı çağrıştırır

İntihar dedim de senin aklın bilirim

hangi çığlık atlasını getirdi koydu diline

o öl kışkırtısı yok mu kitap satan çarşılarda

bir film fragmanı gibi giyin! Yanılt gözlerimi

tefsir dersinde kelimelerin ensesinden yakala,

dipnotlara ver sırtını, seccadenin içinden kuşlar çıkarsa,

şaşırmış gibi yap! Çayın seyr-i sülüğünü düşün , ağırdan ve incelikli

komşu evlerde sıkıl da, pencereyi aç, ılık ılık sarıl gecenin sağır çarşafına

ezdim bütün çiçekleri yine de canavar dedirtemedim kendime

ölüyü dirilttim yumurta kaynatır gibi tavada, tuttum öğüdünü sezai

kabirleri yara yara ulaştım toprağın ötesindeki ‘gül lambasına’

kırılmış saçlar gibi kırıldım, her yanım dil ağzım melek salyaları
hangi boğuşmadan dönüyorum, sana bunu söyleyemem
küçük güzeldir, hep buna öykündüm
yumurta kırar gibi düz bir anlamla dua ettim
‘aklımın tavasını senin nurunla kızdırdım,
bir yumurtadır hayat çünkü, Allah'ım'

..: ANASAYFA :..

Patikalar © 2004


Mustafa ÇAKIROĞLU
mustafacakiroglu@patikalar.net