el- Mümin

_____ M ü c a h i d  P İ Ş K İ N _____
















biz inanmışlara düşen, Allah(cc)'ın bu ismi gereğince tam anlamıyla teslim olunacak, emin olacak makam olduğunu ruhumuzda, benliğimizde hissetmektir. Ümitsizliğe düşmemek, ondan eman dilediğimiz, dileyebildiğimiz müddetçe O'nun bizi yalnız, orta yerde, yarı yolda bırakmayacağından emin olmak durumundayız. Bu noktada emanetimizin derecesini artırmak zorunda ve Allah'ın Mutlak Mümin olduğunu idrak etmek, bu hakkını O'na teslim etmek zorundayız. 



 

 

Allah Teala'nın isimlerinden el-Mümin, "e-me-ne" kökünden türemiş bir isimdir. Bu kökten türeyen fiiller, emin olmak, korkmamak, güvenmek, emanet etmek, emin kılmak emniyet içerisinde olan, korkusuz anlamlarına gelmektedir. 

"Eğer yolculukta iseniz ve kâtip de bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'tan korkup-sakınsın da emanetini ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkârdır. Allah, yapmakta olduklarınızı bilendir." Bakara, 283

"Peki, o ülkelerin halkı, geceleyin, kendileri uyurlarken azabımızın gelmeyeceğinden emin midirler?" Araf, 97

" Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez." Ali İmran, 75

"O ki, onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu." Kureyş, 4

"Allah şöyle bir kenti misal olarak anlattı: güven içinde, huzur içinde idi, her yerden bol rızık kendisine geliyordu. Fakat, Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, bunun üzerine yaptıklarından ötürü Allah ona açlık ve korku elbisesi tattırdı." Nahl, 112

Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi, bu isim Allah'ın güven, itimat, emanetle alakalı yönlerini bize anlatan bir isimdir. Ve ifade ettiği anlam, güven veren, emin kılan, sığınanları temin eden, rahatlatan, peygamberlerini tasdikleyen'dir. Her şeyin kaynağı Allah'tır. Sevginin, nefretin, ve daha birçok şeyin olduğu gibi, korkunun ve güvenin de. İman etmenin, mümin olmanın da bu anlamlardan farklı bir anlamı yoktu. İman ederek salim bir limana sığınmış, Allah'a dayanmış, ondan eman dilemiş oluyorduk. Eman dileyene eman vermek, sığınanı, teslim almak gibi bir özelliği olmayan, güvenilir olmayan, ayrıca güven vermeye gücü yetmeyen, gerek güvensiz olduğu için, gerekse güven vermeye gücü yetmediği için bunu yapamayan bir makama teslim olmak, o makamdan eman dilemek, oraya sığınmak ne kadar anlamlıdır? Bu noktada dayanak yapılacak mercinin sadece güvenilir olması yeterli değildir. Güvenilirdir ama adeta parmağını kıpırdatacak hali yoktur, bu güvenen, eman dileyen, sığınan açısından ne ifade eder ki? Güç ve güven, yeterlilik, otorite ve itimat bir arada bulunmalıdır, bir makamın mümin olabilmesi için, güvenilir olduğu gibi, güven verebilen, itimat telkin edebilen, bunu sağlayabilen olması için. 

İmam Gazali, bu isim hakkında şunları söylüyor: "O öyle bir varlıktır ki, bütün emniyet ve eman ona racidir, çünkü emniyet sebeplerini o açıklamış, korku yollarını o kapatmıştır. Korku mahalli olmadan emniyet, helak olma tehlikesi olmadan da korku tasavvur edilmez. Mümin-i Mutlak o varlıktır ki, bütün emniyet ve emanın kaynağı asla ondan başkası olamaz. İşte o da Allah'tır. Şurası da bir gerçektir ki, kör görmediği yerden kendisine bir felaketin gelebileceğinden endişe eder. İşte gören göz, sahibini böyle bir tehlikeden kurtarır. Eli olmayan kişi de el ile savunabileceği yerden tehlike geldiğinde böyle bir korkuya kapılır, ama eli olursa o tehlikeyi rahatlıkla önler. İşte insanoğlunun bütün organ ve duyguları da böyledir. İsimlerinden biri el-Mümin olan Allah onları yaratmış, şekillendirmiş, kuvvetlendirmiştir. Şimdi düşmanları tarafından aranan bir insanı düşünelim: Çembere alınmış, halsiz olduğu için organları hareket edemiyor. Hareket etse bile, kendisini koruyacak silahı yok, veya silahı da var ama, düşman çok, tek başına üstesinden gelemiyor. Kendini koruyan insanlar da var ama, mutlaka hep beraber sığınacak bir kaleleri olması gerekiyor. Tam o sırada birisi yetişiyor ona silah, asker veriyor. Üstelik onu ve askerlerini koruyacak bir de kocaman kale yapıyor. Ona emniyet ve eman nimetini tattırıyor. İşte böyle olan kişiye şimdi rahatlıkla biz mümin diyebiliriz. İmdi kul, yaratılışı itibarı ile gayet zayıftır. Hastalık, açlık, susuzluk gibi şeylere maruz olduğu gibi, yanma, boğulma, yaralanma, kırılma tehlikeleriyle de her zaman karşı karşıyadır. Onun hastalık hakkındaki korku ve endişelerini, ancak hastalığa çare bulan doktorlar bertaraf edebilirler. Yemekler de açlığını, su da susuzluğunu giderebilir. Azaları da bedenin muhafazası için elverişli olabilir." Maddi olarak bütün bu hususlar değerlendirildiği zaman fark edilecektir ki, bütün bu nimetler ve bu nimetleri hakkıyla, ve gereğince kullanmayı sağlayacak akl-ı selimi bahşeden Allah'tır. Böylelikle bu dünya için, bu dünyada yaşamak için gerekli şartları hazırlayarak hizmetimize sunan Allah(cc) mutlak mümindir. Gazali devam ediyor: "...ve bütün bunların yanında kulun asıl büyük korkusu vardır ki, o da ahiret korkusudur. Onu bu korkudan kurtaracak yegane siper ise kelime-i tevhittir. İşte Allah Teala, kullarına en büyük ve en sağlam koruyucu olarak, en faydalı reçete olarak Kelime-i Tayyibe'yi ihsan etmiştir, ve şöyle buyurmuştur: 'La ilahe illallah benim kalemdir. Her kim benim kaleme girerse, azabımdan emin olur...' Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, kainatta, esbaba tevessül etmeden emniyet tasavvur edilemez. Bu sebeplerin hâlıkı, onların göstericisi ve nasıl kullanılacağının öğreticisi hiç şüphe yoktur ki, Mutlak Mümin olan Allah'tır." 

Durum böyle olunca, biz inanmışlara düşen, Allah(cc)'ın bu ismi gereğince tam anlamıyla teslim olunacak, emin olacak makam olduğunu ruhumuzda, benliğimizde hissetmektir. Ümitsizliğe düşmemek, ondan eman dilediğimiz, dileyebildiğimiz müddetçe O'nun bizi yalnız, orta yerde, yarı yolda bırakmayacağından emin olmak durumundayız. Bu noktada emanetimizin derecesini artırmak zorunda ve Allah'ın Mutlak Mümin olduğunu idrak etmek, bu hakkını O'na teslim etmek zorundayız. Ayrıca, O'nun kulları olarak yanımızda bulunan herkesi şerrimizden emin kılmalı, cüzi manada da olsa mümin olmalıyız, ve bu hususta sınırlarımızı zorlamalıyız. Hakkıyla mümin olan kişinin, el-Mümin olandan eman dilemiş olan ferdin, çevresine zarar vermesi, şerrinin dokunması düşünülemez. Kendisine başvuran her kişiyi, gerek kendi nefsi hakkında ve gerekse dini hakkında duyduğu korku ve endişelerden emin kılmaya, kurtarmaya çalışır. Nitekim Allah Resul'u şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden, komşusunu kendi kötülüklerinden emin kılsın." Kullar arasında bu isme en çok yaraşan, İslam'a davet eden, İslam'ı anlamak ve anlatmak için çabalayan, derdi, davası bu olan kişilerdir. 

 

 

Patikalar © 2002
Fa&aL Tasarım