“Üç beş Avrupalı bilim adamı bir konuda araştırma yapmak için Afrika’nın
modernizmden nasibini almamış bir bölgesine gitmişler. Yanlarına bir
rehber ve eşyalarını taşımaları için birkaç yerli alarak araştırma
yapacakları yere doğru yola koyulmuşlar. Varacakları yere
yaklaştıklarını anlayan bilim adamları adımlarını sıklaştırdıkları bir
anda yerliler oldukları yerde duruvermişler. Mola vereli çok zaman
olmamasına rağmen bu duraklayış Avrupalı bilim adamlarını pek memnun
etmemiş. Arkalarına dönerek ne olduğunu öğrenmek istemişler.
Yerliler durumu kızgın bir şekilde rehbere anlatmaya başlamışlar. Rehber de onlarla aynı
fikirde olduğunu ifade eder gibi başını sallayarak bilim adamlarına
dönmüş ve şöyle demiş: “Neden bu kadar hızlı gittiğimizi
anlayamıyoruz. Bu hızla giderken ruhlarımız arkada kalıyor. O nedenle
burada durup arkada kalan ruhlarımız gelene kadar bekleyeceğiz.”
Hikayecik bu kadar anlatılır.
Bundan sonrası için söylenecek bir şey
kalmadığı, söylenmesi gereken her şey söylendiği için belki.
Rehberin Avrupalılara verdiği bu cevaptan sonra olanlar ise benim
merakımı hep celbetmiştir. Bilim adamları nasıl karşılık vermişlerdir acaba?
Belki ‘medeni’ tavırlarını takınarak; inanmasalar, gülünç bulsalar da, yerlileri anlıyor gibi davranarak ‘empati’ kurup
‘sempatik’ görünerek ‘hoşgörülü’ bir tavırla onlarla beraber
beklemişlerdir. Beklerken de bu durum hakkında rehbere sorular sorarak
olayı kavramaya anlamaya çalışmışlar; ara sıra şaşkın gözlerle
birbirlerine bakıp gülümsemişlerdir. Veya bu kadar yaklaşmışken
duramayacaklarını söyleyip tehditler savurmaya başlamışlar hatta ileri
gidip silahlarını çekerek hemen yola devam etmezlerse onları
öldürecekleri söylemişlerdir.
Bu tavırların ikisi de olası karşılıklardır. Çünkü geçmişte modern kafanın
takındığı tavır bu ikisinden başka olmamıştır aslında. Ya küçümseyen,
alaya alan ancak alaya alırken ‘sempatik’ görünen ve bu sempatikliği
ile karşısındakini can damarından yakalayıp onu tüm iddialarından vazgeçirten; ya da öbür
yüzünü bir anda acımasızca ortaya koyan ve yok etmeye yönelik harekete
geçen taraf olmuştur hep.
Bu iki tavır değişik yerlerde, değişik durumlar karşısında
uygulanagelmiştir. Modern kafanın dünyanın diğer halklarıyla
karşılaşmalarında hep bu yöntemlerden biri değişik dozlarda da olsa
kullanılagelmiştir.
Modernizm insanın eşya ile olan münasebetinin mahiyet değiştirmesiyle
ortaya çıkmıştır. Bunun ne zaman ne şekilde olduğunu tam olarak
belirtmek ve bir çizgi çekmek zordur. İnsan maddeye karşı ilkin edilgen durumdayken bir anda etken duruma geçmiş ve insanoğlunun
dünyaya ve kendisine bakış açısını tümden değiştirmiştir.
Başlangıçta nehirlerin üzerine köprüler yapan insanoğlu bir müddet
sonra nehirlerin önünü kesmeye barajlar yapmaya, nehir olma özelliğini
kaybetmiş o birikmiş sudan elektrik üretmeye başlamıştır.* Maddeye
hükmetmeye, onu değiştirmeye başlamıştır. Hayatı, varlığı hep bir üstün güçle anlamlandıran insan maddeye hükmetmeye başladığı anda bu tavrını bir yana bırakıp kendisinden başka üstün bir güce gerek olmadığını düşünmeye başlamıştır. Hatta hayatındaki o üstün güç ile bağlantılı şeyleri de yavaş yavaş hayatından silmeye başlamış ve bir müddet sonra hayatını dini olan herşeyden arındırmıştır.
İşte bu bakış açısıyla insanoğlu “geleneksel” olandan ayrılmış modern olana yönelmiştir.
‘Geleneksel’ olanın dini söyleminden; ‘modern’ olanın ‘rasyonel’ söylemine geçiş yapmıştır. Böylelikle olanı kavrarken
Tanrıyı yadsıyan, devre dışı bırakan bir tutum sergilemiş olmaktadır. Bu
şekilde kendisini özgürleştirdiğini ve bu özgürlükle olanı daha iyi ve
doğru algıladığı görüşüne ulaşmıştır.
Mustafa Özel modernite tanımında
şöyle söyler: “Modernlik, öznellik ve özgürlüktür. İnsanın
hakikatin ölçüsü ve temeli yapmakla öznellik, onu geleneksel toplumun
tanrı merkezli yapısından kurtarıp tek başına bırakmakla özgürlüktür.”
Yani modern insan boyun eğen olmaktan çıkıp boyun eğdiren konumuna
yönelmektedir. Bu da ister istemez bir zaman sonra onu azgın ve hırçın bir konuma getirmiştir. Hiç şüphesiz maddeye boyun
eğdirmeye çalışan insan yolları kesiştikçe diğer insanlara da boyun
eğdirmeye yeltenecektir. Bunun içinde ‘modern’ yöntemler bulacaktır.
Öte taraftan söylenenlere itiraz olarak; insanın maddeyle
olan bu ilişkisinin kaçınılmaz olduğunu iddia edenler olacaktır. Yani
maddeye ilişkin bilgisi artan insanın zamanın birinde ihtiyaçlarına
göre maddeye şekil vermesi, onu değiştirmesi ve kendisine göre tanzim
etmesi normal bir süreçtir diyenler olacaktır. Çoğalan insanların yaşayabilmesi için
başka bir yolun da olmadığı pek tabii ki öne sürülecektir. Yani insan
elektriği bulunca üretebilmek için yeni yeni yollar
düşünecek ve nehre santral yapacaktır. Bu kaçınılmazdır denecektir. Bu
insanların, varlıklarını devam ettirmeleri ve ilerlemeleri için
gereklidir şeklinde izahlar getirilecektir. Hatta insanın bir başkasına hükmetmesi de
yeni olan bir durum değil tarih boyunca süregelen bir olgu olmuştur da denecektir.
Ancak burada insanın devre dışı bırakmaya çalıştığı Tanrı Allah(c.c) ise
müslümanlar için bu süreçte bir sakatlık vardır.
Hayatın köşesinde berisinde değil tam ortasında yer alan Allah’ın,
insanın maddeyi ve kendini anlamlandırma işleminde bir kenara itilmesi
bir Müslüman için kabul edilmesi mümkün olmayan bir süreçtir. Müslüman her şeyi
Allah’la irtibatlandıran kişidir. Müslüman boyun eğdiren değil boyun
eğen kişidir. Müslüman zulmeden değil, merhamet eden kişidir. Müslüman
kuldur, başkaldıran olamaz.
Dolayısıyla bir Müslümanın maddeyi, Allah’ı bir kenara bırakıp
algılaması mümkün değildir.
Modernizm kıvılcımının parladığı andan itibaren dünyanın yepyeni bir yola
girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kıvılcımın yol açtığı
ateş önce kendini yeniden tanzim etmiş ardından tüm dünyayı kendine
göre şekillendirmeye başlamıştır. Bu durumu hemen kabul edip bir anda
güle oynaya dönüşen topluluklar olduğu gibi direnen toplumlarda
çıkmıştır. Modernizm her toplumu çepeçevre sarmış ve gerekli zamanı kollamaktadır. Yani bizler modernizmi konuşurken modernizmin kucağından
konuşmaktayız. Modernizmin çevrelediği duvarların içerisinden bağırmaktayız. Modern argümanlarla, modern araçlarla, modern bir
tarzda eleştirmekteyiz modernizmi...
* Medeniyet ve Modernlik - Mustafa Özel