SON AYDIN
..:
Cemil Meriç :..
Haz:
Ömer Faruk KAYAASLAN
..:
omerf@patikalar.net
:.. |
|
Osmanlı'nın çöküşünden yıllar sonra, ümitlerinin de sıkıntılarının da muhtevası değişmiş, mazisinden ve zamanından bihaber bir neslin eline batının lanetli mefhumları geçmiş. Tek parti dermanından düşer gibi olunca, surların ardında bekleyen tefekkür, bulanık bir sel gibi boşanmış ülkeye. Beyni iğdiş edilen nesiller büyük bir susuzlukla kirli sulara eğilmiş. Bu ülkeye ait olmayan laflar edilmeye başlanmış. Sağ ve sol ise bunların en meşhuru.
O zamanki aydınların ortak özelliği, şimdikiler gibi, ithal malı mefhumların hükmünden kurtulamamaları. Gerçek tanımadığımız kelimelerin ardında kayboluyor. Otuz yılın sisi dağılınca, görülüyor ki son dönem Osmanlı aydınlarının kah doğru, kah eğri koydukları taşlar yerle yeksan olmuş. İki yüz yıllık serüvene yeniden başlıyoruz. Bu sefer daha derbeder, kırık dökük.
Devletin gözünde itibarı olmayan bir yığındır halk. Aydınlar devletin himayesinde, maziyi unutturmakla görevli. Avrupa yeniden,
Türk entelektüelinin aklını başından almış. Kimi Yunan'a sarılıyor, kimi Hitit'e. Bu ortamda bir aydın yetişiyor, kendinden ve tarihinden utanmayan. İki asrın rüyası Avrupa'yı eleğinde elemiş, Duğu'dan haberdar, komplekssiz, başı dik. Cemil Meriç, Türkiye'nin alışık olmadığı bir irfan abidesi.
Her ne kadar sağ ve sol batıya ait tasniflerse de, Türkiye'de de mahiyeti farklı bir sağ-sol cepheleşmesi vakidir. Maziye bakışı bizdeki sol'dan ayırır Meriç'i. Sağdan ayıran ise sınırsız tecessüsü. Onu irfanın doruklarına taşıyan, batıyı okurken, yaşadığı coğrafyanın birikiminden bihaber olmayışı. Ayırıcı vasfı, samimiyet. Derdi cepheleşme değil, kucaklaşma. Meriç'in yazılarında eleştirdiği insanların hepsi aynı cepheden değil. Ülkesini ve değerlerini hor görüp, batıyı gözü
kapalı yüceltenler, hangi tarafta olursa olsun, kızdırıyorlar onu. Ona göre çöküşün sorumlusu olan zihniyet, bu.
"Yunanistan'a giderken vapurda iki gençle tanışıyor Miller. Yunanlı talebeyi çok beğeniyor. Dünyadan kaybolduğunu sandığı insanca duygulara kavuşmak sevindiriyor romancıyı ve Yunanistan'ı görmeden aşık oluyor Yunanlılara. Türk
talebeye gelince "Hiç hoşlanmadım ondan" diyor, "en kötü taraflarıyla Amerikan kafası. Hayat yokmuş Türkiye'de. Ne zaman olacak? diye sordum. Ne zaman biz de Amerika gibi, Almanya gibi olursak, dedi. Hayatı hayat yapan madde idi, makine idi, ona göre." [The Colosus of Maroussi, s. 8-9]. Sürgüne gider gibi yurduna dönen bu bahtsız delikanlı, uzun bir zincirin son halkalarından biri. Ne Avrupalı, ne Asyalı. Ne Fransız, ne Türk. Kopmuş ve bağlanamamış."
"Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimiz rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz"laştıranlardır."
Kamplara sığmadığı için zihinlere de sığmıyor Meriç. Onu, kafalarındaki saçma ayrıma göre tasnif edemeyenler yok sayarlar bu pırıltılı mütecessisi. Suçu önyargılara teslim olmaması. Sağa ait dergilerde yazıyor diye sol inkar eder onu. Şu sözler muhtemelen ağır bir ithama verdiği cevaptır: "Sağcı dergi ve yayınevlerinde çalışmak... Bu yolu ben seçmedim. Sol'un kadir na-şinas davranışı beni ister istemez gericilerin, kucağına değil, yanına itti. Bu yakınlığın fikri iffetim için bir tehlike teşkil etmediğini kitaplarımı okuyunca anlamak mümkün." "'Hisar', 'Türk Edebiyatı', 'Hareket'. Yazılarıma sayfalarını açmak nezaketini gösteren üç dergi. Her üçünde de 'Fildişi Kule'mdeyim. Aramızdaki ortak bağ: tahammül ve
tesamuh."
Meriç'in
canını en çok sıkan Türk aydınının taşıdığı önyargılardır, maziye, dine, dünyaya, insanlara karşı önyargılar...
"Hint meçhule açılan kapıydı, yani insana. Dört yıl Ganj kıyılarında vecitle dolaştım, sağ dediler... Saint-Simon'la uğraştım iki yıl, çağımız onunla
başlıyordu, sol dediler. Hint'i yazarken tek amacım vardı. Asya'nın büyüklüğünü haykırmak, yani bir vehmi devirmek, bir iftirayı yok etmek. Saint-Simon'u putları yıkmak için kaleme almıştım. Her iki kitap da peşin hükümlülerin rahatını kaçırdı, ne sol'un hoşuna gittiler ne sağ'ın. Anladım ki, bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir..."
Cemil Meriç, zamanının aydınlarının havsalasına sığmayacak bir irfana sahip, Batı'dan ve Doğu'dan pırıltılar taşıyan, samimi ve namuslu bir fikir adamı. Bugünün düşünce adamına her
şeyiyle model olacak örnek bir tecessüs sahibi. Yüzyılların haleti ruhiyesini zamanına taşımaya çalışırken muzdarip ama onurlu... Meriç, İmparatorluğun son aydını.
"Türk İslam medeniyeti ahlaka, feragate dayanan bir medeniyet. Gerçekleştirdiği değerler edebiyattan da, felsefeden de, ilimden de muazzez. Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum. Korumak istediğim şaheser: insanın kendisi. Tarihine vecitle eğildiğim bu büyük, bu gerçek, bu mert insanı Osmanlı yaratmış ve yaşatmış. Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi. Düşünenin görevi insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak: Kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz, birleştirir.",
"..Hayallerimin kaçta kaçını gerçekleştirebildim, bilemem ki."