DOĞUDAN GELEN
Bir Dünyanın Eşiğinde - Işık Doğudan Gelir - Kırk Ambar
..: Cemil Meriç :..

Haz: Hasan KARACA
..: hasankaraca@patikalar.net :..

Ünlü heykeltıraş Rodin, taşı yontmadan önce, yaratacağı eseri zihninde oluşturur, az sonra işleyeceği taşın içine yerleştirirmiş. Ardından, zaten taşın içinde bulunan eseri su yüzüne çıkarmak kalırmış. Sanat bir nevi arkeoloji belki de. Cemil Meriç de kocaman bir âbidenin peşindedir esasında. 5000 yıl önce yapılmış bir vazoyu elinde tutmanın verdiği heyecan ancak dokununca yaşanır. Bu heyecan bir aşk, bir tutkudur. Bu, heyecandan ziyade bir aşktır.

Bir âbideyi bulmak, onu yeniden yaratmaktır. Yaratmak aşk işidir.

Aradığı/yarattığı âbideye birkaç sütun daha eklemek için doğuya yönelmiş Meriç ve Birûni'nin öğrettiği bir dünya açılmış karşısında: Hint. Vedaları, Upanişatları getirmiş bize, Buda'yı anlatmış, Mahavira ile kaybolmuş. Sonra batıya yönelmiş ve Ahmet Midhat'tan seçtiği bir başlıkla Kırk Ambar'a sığdırmış Avrupa Edebiyatı'nı. Don Kişot'la gezmiş Mança'yı, Goethe ile "gerçek bir Faust" olmuş. Türk Romanını da ihmal etmemiş, edebiyat felsefesini de. Nihayet kutsal beldelere, arz-ı mev'ûdlara varmış, Kitab-ı Mukaddesi dinlemiş. Doğudan gelen ışığı aramış. Bu arada insan zekâsının âbidesi olan ansiklopedileri de ihmal etmemiş.

Kitaplarda bulduğumuz bilgileri elbette başka kaynaklardan da elde edebiliriz. Ne var ki yazı bilgiden fazladır.

Yazı bilgiden fazladır. Bir dünyadır Hint'in kutsal metinleri. Bu dünyanın eşiğine dikiyor sizi Meriç. Hayranlıkla seyrediyorsunuz bu âlemi. Önce sizden evvel bu eşiğe gelmiş üstatları tanıtıyor Meriç. Bunların başında Birûni gelir. Avrupa'ya da o tanıtmıştır Hint'i. Avrupa, hummalı gibi üşüşmüştür yeni dünyaya. Şarkiyatçılara açtığımız kapıya sırtımızı çevirmişiz. Hâlâ göremiyoruz Hint'i. Cemil Meriç'in kitabı Hint Edebiyatına atacağımız ilk adım olabilir. Ummandan bir damla. Ama her damla okyanusun tümünü içinde barındırır.

Okyanusun tümünü içinde barındıran bir ışık da doğudan getiriyor bize Cemil Meriç. Okyanus, üzerinde "Tanrının ruhu" gezinen bir mestûre. Tanrının ruhu: canhıraş fırtınalar. Yüzyılların içinden bir şişe çıkarmak için ummana dalar Meriç. "Balıklara atılmak için yaratılmış" inciler. Onlara ruhunu vermek gerekiyor: "Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan birer çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar." (Bu Ülke, S. 265). Hoca, bizim için açar bilgelerin şişesini: ansiklopediler, İhvân-ı Safa, Eski Ahit, Yeni Ahit. Burası bir arz-ı mev'ud. Yüzyılların hayalleri yatıyor burada. Hayalleri, yani kendileri.

Yetinebilir misiniz bununla? Batıya yöneliyoruz. Neredeyse aynı manzara: Kırk ambara sığmayacak kadar geniş bir derya. Neredeyse aynı manzara, çünkü batıda Tanrının ruhu değil, bedeni geziniyor. Çarmıha gerilmiş bir beden; ama haysiyetli, ama kutsal.

Ruhun çarmıhına çivi çakmış akıl. Zaman zaman dalgalanan his, yerini logos'a bırakıyor. Logos: kelimelerde âbideleşmiş zekâ. "Önce söz vardı" diyor mukaddes kitap. Nutuk kesen bir kargaşa, cirit atan mantık. Ambarda mahfuz tecessüs. Mavi sakalın kırkıncı odası. Kırkambar.

Kırk Ambar'da gezinirken arkanıza dönüyorsunuz ve bir şeyi çok iyi anlıyorsunuz: Işık doğudan gelir.




 

 

 

 

 

 




 


Yetinebilir misiniz bununla? Batıya yöneliyoruz. Neredeyse aynı manzara: Kırk ambara sığmayacak kadar geniş bir derya. Neredeyse aynı manzara, çünkü batıda Tanrının ruhu değil, bedeni geziniyor. Çarmıha gerilmiş bir beden; ama haysiyetli, ama kutsal.







 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım