I
put zandır, çünkü karşılığı yoktur.
Hiç bir put hiç bir insanı güzel günlere ulaştırmadı, hiçbir putun
buna gücü yetmedi. Çünkü putlar ölüdür. Onlara ne kadar da can vermek
isterseniz isteyin, ölüdürler. Bırakın can vermeyi; hatırasını
yaşatmak için ne kadar çabalarsanız çabalayın, zannınızla onların ilk
formunu sürekli değiştirirsiniz, böylece daima; tam tanımlanamaz halde
durur,yerinin belirsizliğinden “yücelerde “ durur ve yüceltilir durur.
Çünkü put insanın kendisiyle, zannı arasındaki mesafe “yüksekliğinde”
durur. putun yüksekliğini tapanın zannı belirler.
Hayat gayretine, putun hiçbir katkısı yoktur; çünkü donuktur,
cansızdır, interaktif bir iletişime açık değildir. Zaten hiç bir puta
tapan da, putunun kendisini gözetleyip durduğunu iddia etmez. Ama ona;
yoluna bağlılık yemini eder.(1)
Bu yol çok süslüdür, şıktır.
Bu şık, süslü yolun açmazı ise şuradadır: sürekli eskiyen bir şeye
bağlanmak ama putun karşısına koyduğu ne varsa onu “eskilik”le,
“muhafazarkarlık (ya da mutaassıplıkla)” la suçlamak. Sadece “zanla”
hareket etmek ve “sadece kendisinin doğru yolda olduğu inancı”nı
taşımak. Bundan “emin” olmak.
Bu tavrın adı ise “taassub”tur. Bu şık bir taassuptur, süslü bir
taassuptur.
İnsan akıllı bir varlıktır. Böyle donuk bir varlıkla hayatın mantığını
çözemeyeceğini anlayabilir; dünyadan, gördüklerimizden daha büyük bir
Yaratıcının gerekliliğine inanır ama o Yaratıcının teklif ettiği yola
ittiba etmeye gelince iş; o kendi atalarının, babalarının yolunu seçer(2,
3). İnsanın yürüdüğü yol insanın
dinidir; dine karşı yürüdüğünü iddia edenler, dine karşı din yolunu
yürürler. Bir açmaz daha olarak; atalarının yolundan giden puta tapan;
kendisini “yeni” olarak tanımlar. Çünkü bir şeye karşı çıkış, muhalif
duruş; daima “yeni”yi çağrıştırır. Ve “yeni”, kendi doğasından gelen
“heyecan verici olma”, “ümit getirme” özelliklerinden dolayı en
birincil kaygı olması gereken “gerçeği arama” kaygısını geri plana
iter, duygusallık ağır bastığında. Ama düşünmekten korkmayan bir akıl
için en birincil kaygı “gerçek arayışı” dır, kendine dokunsa bile.
İnsanın kendisini sorgulamamasıdır puta tapmak. Muhasebeden kaçma
isteğidir puta tapmak. “Sorgulanacağı gerçeği”nden kaçmasıdır puta
tapmak.. Ne yaparsa yapsın hayatta; muhakkak “ödülü “ hak ettiğine
inanmaktır puta tapmak. İnsanın kendisine böyle bir değer biçmesidir
mihenk taşı olmadan hem de; puta tapmak.
Böyle karakterdeki bir hayat duruşuna insan ancak bir “putu ortak”
edebilir; kendisini sorgulayamayacak...
İnsan bir kere “yol” suz kalmaya görsün (yol ona derler ki bir gerçeğe
ulaşsın-Mevlana), yol için kendisine verilmiş sevgi, sabır,
fedakarlık, sebat; ne varsa harcar(1),
onu sonuca götürmeyecek yerlere. İnsan üreyendir ama tükenendir de
insan. Bir kere tüketirse kendini, yani tüketirse tüm iyilikleri; tüm
iyiliklerini, geriye sadece “kötüsü” kalır, kapkara; kömür gibi
kapkara. Ve “farkına varış” kıvılcımından başka hiç bir basınç
döndüremez artık bu kömürü “elmas”a. Kapkara.
Saldırmak bazen meşru haktan doğar.
Bazen sadece gayri meşruluktur saldırmak. Doğası gereği gayri meşru
olan; saldırırken da gayri meşrudur. Hiç bir ahlaki kaygı beslemeden
ve aynı durum için birden fazla standartla saldırır “kendi yolunu”
korumak adına. Standardının kesreti, meşruiyetini yine; “atalarının
yolundan çevrilmek korkusu”ndan alır.(4)
Madem ki bu yol “tek doğru yol”dur! Onu her şekilde korumak, ne olursa
olsun korumak, nasıl olursa olsun korumak meşrudur!
II
Saatin her saniyesi, henüz tükenmemiş umudun varlığına delil olmayı
gösterir 60 kere, 3600 kere, 86400 kere, 30585600 kere..
İnsan kurtulabilir.
Ne yaptığını, nerde durduğunu, neye döndüğünü, neyi istediğini
“samimiyetle”, ve varacağı sonucun “mevcut halinin aleyhine olmasından
korkmadan” sorduğunda insan, cevap bulacaktır.
Muhakkak cevap bulacaktır..
(1)Hala
mı duruyorsunuz, kalkın yürüyüp gösteri yapın ve ilahlarınız
konusunda direnip dayanacağınızı ilan edin! Bu cidden yapılması
gereken bir şeydir dediler.
(38/6)
(2)Hayır!
Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediler. Ya ataları
bir şey anlamamış, doğruyu da bulmamış idiyseler? “ ( 2/170)
(3)Hayır!
Sadece biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde
gidiyoruz derler. (43/22)
(38/6: Prof. Dr. Suat Yıldırım meali; 2/170 ve
43/22: Diyanet meali)
(4)Yazının
hazırlanmasında faydalanılan kaynak
http://ozpolat1976.sitemynet.com/127.htm