IŞIK BAHÇELERİ
..: AMİN MAALOUF :..

..: Haz: Alper YENER :..
alperyener@patikalar.net

3. yüzyılda yaşayan Mani, Manicilik dininin kurucusudur. Çıkış noktasına ve fikirlerine bakıldığında, “Mani’de tebliğleri yozlaştırılmış bir peygamber olabilir mi acaba demekten alıkoyamıyor insan kendini...

Bir çok tanrıya inanılan Ktesiphon kentinde Parthlı bir prens olan Pattig en doğruyu arayıp gerçekten iyi bir inanan olmak istiyordu. En çok bilgelik tanrısı Nabu’yu severdi...

Pattig bir gün bu tanrı için yapılan bir törende taşınan putun kırılmasına sebep olan Palmyralı Sittay ile tanışır. Sittay’ın düşüncelerinden çok etkilenen Pattig doğru yola ulaşmak için onun peşinden gitmesi gerektiğine inanır. Sittay onu doğru hayata ulaştıracak ancak Pattig de bunun için hayatındaki bir çok şeyden vazgeçecekti, üstelik hamile karısından bile...

Sittay insanın ruhunun terbiye edildiğine inanılan Nasrani bir tarikata mensuptur. Her türlü dünyevi eğlenceden uzak, üzerlerine beyaz elbiseler giyen ve geçimlerini pazarcılık yaparak sağlayan çok katı bir tarikattı bu. Pattig yaptığının doğru olup olmadığından emin değildir ancak o, iyi biri, gerçekten iyi biri olmak istiyordur ve bu yüzden bu tarikata katılmaya karar verir. Tarikat’ın kuralına göre Pattig’in doğacak olan çocuğu erkek olursa, annesinden kopartılıp kendi yanlarına alınacaktır. Nitekim çocuk erkek olunca onu almak isterler ve emzirme çağı bitince onu alırlar.

Bu bir ayağı aksayan çocuğun adı Mani idi. Tarikatta büyütülürken hiç bir zaman onun Pattig'in babası olduğunu öğrenmedi. Her zaman en terbiyelisi, en iyisi ve en zekisi oldu tarikatın. Mani tarikata bebek yaşta alınmıştı ancak Malchos adında hınzır bir genç, kaza eseri Tarikat yakınlarında babasıyla yaptığı bir yolculuk sırasında babasının ölümü nedeniyle gelmişti oraya. 15’ine kadar da orada kalması gerekiyordu. Yaptıkları nedeniyle sürekli cezalandırılan Malchos bir gün aldığı cezayı Mani'nin yardımıyla hafif bir şekilde atlattı. O günden sonra Maniye olan minnet borcunu ödeyebilmek için sürekli onun yanında dolanmaya başladı.

Mani onunla hiç konuşmuyordu ama daha sonra oda Malchos'u kabul etti ve arkadaş oldular. Pazara birlikte gidip gelmeye malları birlikte satmaya başladılar. Bu arada Malchos’un yapmış olduğu kaçamaklarda tanışmış olduğu bir kız vardı. Malchos bu kızla evlenip bir tüccar olmak istiyordu. Kaçamaklarının bir seferinde Mani de Malchos'la birlikteydi ve bu şekilde o da tanıştı bu kızla. Daha sonra bu kızın babasıyla da tanıştılar.

Mani bu kızın evinde ressamlık yeteneğini keşfetti. Okuduğu kitapların sayfalarını süslemeye başladı ve Malchos’la kaçarken yakalandı, bu şekilde büyük rahiple arası bozuldu.

Malchos 15’ini bitirince tarikattan ayrıldı ve o kızla evlenerek uzaklara gitti. Mani henüz 12 yaşındaydı. O sıralar sığındığı bir su birikintisi kenarında iken sudaki yansıması onunla konuşmaya başladı. Mani’ye tarikatın doğru yolda olmadığını onunsa doğru yolu insanlara göstermesi için seçildiğini söyledi. Mani artık orada duramayacağını anladı ancak ikizi ona henüz beklemesi gerektiğini söyledi. Mani büyük rahibin uyarılarına tabi olmuş gibi davranıyordu fakat içinden kulaklarını tıkıyor ve tarikatın hiçbir fikrine kulak asmıyordu. Tabi bu arada sürekli ikizi ile konuşuyordu. Okumaya doymuyordu Mani, kütüphanedeki tüm tıp kitaplarını okuyarak bir hekimin bilgi seviyesine ulaşmıştı.

21 yaşına gelince ikizi artık onun dünyaya açılması gerektiğini söyledi ve Mani tüm engellere rağmen tarikattan ayrılarak tebliğini yapma yoluna koyuldu. En iyi dostu Malchos’u bulup onu da peşine takan Mani her gittiği yerde insanlarla sohbet ederek kendi düşüncelerini öğütledi.

Hekimliği sayesinde Sasani imparatoru Şapur ile iyi ilişkiler kuran Mani kısa sürede onun danışmanı ve oğlu gibi sevdiği biri oldu. Ona bir çok konuda yardımcı oldu ve o da Maniye imparatorluk sınırları içinde güvenle dolaşıp tebliğini yapma fırsatı verdi.

Mani Bizans'a yapılacak sefer sırasında Şapur’un yanında bulunmak istemedi ve sefer başarısızlıkla sonuçlanınca da aralarında bir soğukluk oldu. O güne kadar sarayda yaşayan Mani imparatorluğun başka bir eyaletine yerleşti. Şapur’la olan ilişkileri iyice zayıflamıştı artık. Onun son hastalığında Mani onu tedavi etmek istemiş, aslında o da onu görmek istemiş fakat Mani’nin dinlerine hakaret ettiğini düşünen müneccimlerin oyunu üzerine Şapur ölmeden önce bir kez daha karşılaşamamışlardı. Mani artık her şeyin çok kötü olacağını düşünüyordu. Ancak işler beklediği gibi gerçekleşmedi. İmparatorun küçük oğlu Hürmüz tahta çıkacaktı bu Mani için iyi bir şeydi.

Hürmüz tahta çıktığının ilk günü Behram ve müneccimler tarafından öldürüldü. Tahta geçen Behram intikam için Mani’yi tutuklattı ve bir çarmıha gerdirdi. Mani son nefesini verene dek orada kaldı...

Kısa sürede müritlerinin sayısı giderek artan ve çok büyük bir kitleye ulaşan Manicililik dini zaman içinde kaybolup gitti ve unutuldu. 

Amin Maalouf bu kitabında hiç gitmemiş olduğu kadar gerilere giderek doğumundan ölümüne dek Mani’yi anlatıyor.

Kurduğu din, İsa, Buda ve Zerdüşt’ün düşüncelerinin kaynaşmasından meydana gelen Mani, tüm iyilik ve bilgelikleri bütün insanlara sunabilen evrensel bir dine ulaşmak istiyordu.

Amin Maalouf’u genel olarak incelediğimizde, onun küreselleşmeye çok değişik bir açıdan baktığını ve “herkesin, kendini her şeyden önce, bir ‘dünyalı’ gibi hissederek, tüm insanları ön yargısız bir şekilde kabul etmesi gerektiği” düşüncesini benimsediğini görüyoruz.

Mani, yaşadığı süre boyunca herkese kendi düşüncelerini anlatmış ve hiç kimseyi eski inanışlarından vazgeçirmeden kendi kurmuş olduğu dine bağlamıştır. Mani kendisine “sen Nasranisin ve bizim dinimizde anne, kız kardeş gibi birinci dereceden akrabalarla evlilik kutsalken senin dinin bunu ensest olarak nitelendiriyor.” denildiği zaman ben sizin inançlarınıza saygı duyuyorum.” cevabını vermiştir. Anladığımız kadarıyla Mani’nin düşüncesi de Amin Maalouf’un ki gibi insanlarla dinleri için değil, insan oldukları için ilişki kurmak gerektiğidir. Sanırım Maalouf, olayı bu yönüyle ele aldığı için Mani’yi anlatmayı seçmiştir.




 

 

 

 

 

 




 

Mani, yaşadığı süre boyunca herkese kendi düşüncelerini anlatmış ve hiç kimseyi eski inanışlarından vazgeçirmeden kendi kurmuş olduğu dine bağlamıştır. Mani kendisine “sen nasranisin ve bizim dinimizde anne, kız kardeş gibi birinci dereceden akrabalarla evlilik kutsalken senin dinin bunu ensest olarak nitelendiriyor.” denildiği zaman ben sizin inançlarınıza saygı duyuyorum.” cevabını vermiştir. Anladığımız kadarıyla Mani’nin düşüncesi de Amin Maalouf’un ki gibi insanlarla dinleri için değil, insan oldukları için ilişki kurmak gerektiğidir. Sanırım Maalouf, olayı bu yönüyle ele aldığı için Mani’yi anlatmayı seçmiştir.
   






 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım