DOĞUNUN LİMANLARI
..: AMİN MAALOUF :..

Haz: Alper YENER
alperyener@patikalar.net

“Bu öykü bana ait değil, bir başkasının yaşamını anlatıyor.” Amin Maalouf

Aslında bütün öyküler aynıdır. Tek bir hayat vardır. Ancak öyküyü anlatan sürekli değişir, hayatı yansıtanın değiştiği gibi...

Bir Osmanlı prensesinin aklını yitirmesiyle başlar her şey. Kitabdar adlı Acem doktor tedavi amacıyla onu Adana’daki evine götürür. Onu seviyordur ve bu güzel kızla evlenir. Bir çocukları olur; Osmanlı prensi bir çocuk, okula gideceği yerde, okulun ona geldiği bir çocuk.

Her türlü düzene isyan eden bu prens bir gün Adana’da çıkan ayaklanmalar nedeniyle en iyi arkadaşı olan Nubar adlı bir Ermeni ile Lübnan, Beyrut’a gider. Burada Nubar’ın kızı ile evlenir, bir kızı ve iki oğlu olur. Karısı oğlu Salem’i doğururken ölür...

Kitabın asıl kahramanı prensin babasının adını verdiği oğlu Kitabdar.

Kitabdar, isyan manasına geliyor. Oğlunun bir ihtilalci olmasını isteyen bir babanın ona verebileceği daha uygun bir ad var mı sizce.

Kitabdar babasının onun hakkındaki tüm düşüncelerine rağmen bir doktor olmak istiyordur, ablasının da yardımıyla onu ikna ederek Paris’e tıp okumaya gider. Fakültede çok başarılı olan İsyan bir gün barda arkadaşlarıyla beraberken katıldığı bir tartışma aracılığı ile Bertrand takma adlı bir direnişçi ile tanışır ve bir anda kendini 2. Dünya Savaşı’nda direniş hareketi içinde bulur. Bu sırada hayatının kadını olacak Clara ile tanışır. Savaştan sonra Beyrut’a dönen Kitabdar bir kahraman olarak karşılanır. Kısa süre sonra Clara da Hayfa’da dayısının yanına yerleşir. Bu taşınmayı takiben Kitabdar ve Clara arasında sıcak gelişmeler olur ve evlenmeye karar verirler.

“Yahudi bir kadınla Müslüman bir erkeğin evliliği” her ne kadar iki tarafın da dinleri adına bildikleri fazla bir şey olmasa da tarihe bir başkaldırıdan başka bir şey değildir.

Evlendikten sonra Hayfa ve Beyrut arasında gidip gelen çift, Clara hamileyken Hayfa’da kalma tercihindedirler. 1948’de Kitabdar’ın babasının rahatsızlığı üzerine Beyrut’a dönüşü sırasında patlak veren Arap-Yahudi savaşı nedeniyle birbirlerinden ayrı kalırlar. Bu ayrılık Kitabdar’ın hayatını değiştirecektir.

Bu savaş nedeniyle Kitabdar karısını ve doğacak çocuğunu uzun süre göremeyecektir. Onların sağlığından duyduğu endişe, onu bir takım psikolojik sorunların içine iter. Davranışlarında gözle görülür bir değişme vardır. Bundan yararlanan Salem onu sadece zengin hastaların bulunduğu bir tımarhaneye kapattırır. İsyan, her gün onu uyuşturacak, deli olmasa bile onu deli gibi gösterecek sakinleştirici bir ilaç almak zorunda bırakılır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bir işkence gibi gelen hayatına katlanan Kitabdar tam ona son vermeyi düşündüğü sırada, kızı Nadya bir kurtarıcı olup hayatına girer. Yıllar önce hastanedeyken görüştüğü Bertrand’ın Nadya’ya babasının hikayesini anlatması ve Kitabdar için deli olsa da hala kızının resmini bağrında taşıyan bir baba portresi çizmesi üzerine, kız babasını bulmaya karar verir. Nitekim bulur da. Bu Kitabdar için bir kurtuluş kaynağıdır.

Kitabdar Nadya’yı bir kez görmüştür. Ancak çevresinden gelen nasihatlere uyarak, kız bir daha babasına gelmemiştir. Bu Kitabdar için üzücü bir olay olsa da onu hayata geri dönme arzusundan mahrum bırakmamıştır. 1976’da Lübnan da çıkan çatışmalar sırasında fırsatını bulup, yaşadığı hastaneden kaçan Kitabdar bir şekilde Paris’e gider ve orada Bertrand’ı bulur. Tüm yaşadıklarını anlatarak ondan Clara’nın adresini ister. Clara’dan 28 yıl sonra hiçbir şey bekleyemeyeceğini biliyordur lakin yine de ona bir mektup yazar ve başından geçen her şeyi anlatır. Ondan cevap beklemiyordur, yıllar önce buluştukları bir limanda randevu verir.

“20 Haziran; yine aynı gün yine aynı liman eskiden gelmişti, şimdi neden gelmesin.”

Buluşma günü gelir ve...

Bu kısmı bizzat okumanızı tercih ediyorum.

Kitap baştan sona Kitabdar’ın hikayesi ancak bir anlatıcımız var. Kitabdar buluşma günü yaklaşırken randevu verdiği yeri yeniden bulma çabası ile dolaşırken ona rastlayan bu kişi, sürekli peşinde dolanarak hayat hikayesini dinlemek istediğini belirtir ve Kitabdar kabul edince Doğunun Limanları adlı kitap oluşmaya başlar. Tüm roman dinleyen kişinin notlarından aktarılıyor ve buluşma günü olan 20 Haziran’da bu notlar tamamlanıyor ve kitap da bitiyor.

Maalouf bu öyküyü 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazdığını belirtiyor. Lübnan’da doğan, sonra Fransa’ya giderek direniş hareketlerinde görev alan, tekrar Lübnan’a dönen ve bir kahraman olarak karşılanan bir kişinin öyküsü.

Sanırım bu kitap Maalouf’un okuyucuya mesajını en iyi ilettiği kitabı. Kitap aidiyetlere, insan ayrımına dair ne varsa hepsine bir isyan içeriyor. Kitabdar adlı kahraman bir Müslüman fakat bir Yahudi ile evleniyor. Babası bir Osmanlı prensi ve en iyi arkadaşı bir Ermeni. Kurulan Fotoğrafçılık kulübü, Özgürlük Örgütü ve PAJUW (Filistin Arap ve Yahudi İşçiler Birliği), 1. ve 2. Dünya Savaşları, Filistin ve Lübnan’da çıkan bölünmeler...

Maalouf tüm bunları romanında işlerken bence tek bir amaç güdüyordu. Tüm kitap boyunca kimliklerin ne kadar ölümcül hale geldiğini gösteren Maalouf, kahramanlarını da sürekli aidiyetleri aşmaya çalışan, insanların kimlikleri ne olursa olsun hepsini kardeş olarak gören kişiler seçerek tavrını açık bir biçimde ortaya koyuyor:

İnsanlar tek bir aidiyette kaybolarak kendilerinin birer dünyalı olduğunu unutmamalı ve ona göre yaşamalıdırlar.




 

 

 

 

 

 




 


Sanırım bu kitap Maalouf’un okuyucuya mesajını en iyi ilettiği kitabı. Kitap aidiyetlere, insan ayrımına dair ne varsa hepsine bir isyan içeriyor. Kitabdar adlı kahraman bir Müslüman fakat bir Yahudi ile evleniyor. Babası bir Osmanlı prensi ve en iyi arkadaşı bir Ermeni. Kurulan Fotoğrafçılık kulübü, Özgürlük Örgütü ve PAJUW (Filistin Arap ve Yahudi İşçiler Birliği), 1. ve 2. Dünya Savaşları, Filistin ve Lübnan’da çıkan bölünmeler...


   



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım