SEMERKANT
..: AMİN MAALOUF :..

..: Haz: Alper YENER :..
alperyener@patikalar.net


Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar.
Şişinerek: işte burdayım der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi
Ölüm gelmiştir bile ve işte burdayım! der..

Yıl 1072, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın saltanatı artık İran’ı da kaplamaktadır...

Ömer Hayyam kısa bir süre önce Semerkant’a yerleşmiştir. Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Semerkant’a geldiği sırada onunla tanışır. Nizam Hayyam’ı bir sene sonrası için Isfahan’a davet eder. Bu tanışmanın ardından bir yıl geçince Ömer Hayyam Isfahan’a doğru yola koyulur. Yolculuğu sebebiyle Kum kentinden geçerken Hasan Sabbah ile tanışır. Hasan Hayyam’ın o güne kadar tanıdığı en bilge kişidir. O da, Isfahan’a giderek Nizam’dan bir iş istemeyi planlıyordur. Durum böyle olunca birbirlerine yol akadaşı olurlar. Hayyam Isfahan’a varıpta Nizam’ın huzuruna çıktığında kendisinden “sahib-i haber” (casusların başı) olması istenir. Hayyam bir bilim adamıdır, hafiye olamayacağını belirtir. Ancak Nizam’a önerebileceği biri vardır: Hasan Sabbah.

Nizam bu işe Hayyam’ı layık görüyorsa da Hasan’ı kabul etmek zorunda kalır. Hayyam Selçuklu’nun malî desteği ile çalışmalarını sürdürürken Hasan da Nizamülmülk'ün vazgeçemediği yardımcılarından biri olur. Ancak Hasan’ın niyeti Nizam’a hizmet etmek değil, onun yerine geçmektir. Kısa sürede Melikşah ile yakınlaşarak onu Nizam’dan soğutur. Ve yine amacı dahilinde Nizam’la Melikşah arasına nifak sokmaya çalışır ancak planı ters teper ve Melikşah tarafından çöle sürgüne gönderilir.

Bir şekilde çölden kurtulan Hasan emelleri uğruna, mezhep ve kültürlerinin tehlike altında olduğunu düşünen bir kısım Acem halkını cennet vaadi ile kandırır ve ünlü Haşhaşiyun tarikatını kurar ve Alamut kalesine yerleşir. Bu tarikattaki insanlar Hasan Sabbah’ın verdiği afyonla sarhoş olarak intihar saldırıları düzenliyorlardır.

Hasan’ın amacı bu tarikat yardımıyla Nizam ve Melikşah’tan intikam almaktır. Nitekim müridleri sayesinde Nizam ve Melikşah’ın öldürmeyi başarır. Ancak daha sonra da huzuru bulamaz ve ebediyete de huzursuz bir şekilde göçer.

Hayyam’ın Semerkant’a geldiğinde yazdığı bir kitap vardır: Rubaiyat: Semerkant Elyazması, bu kitap tüm bu olaylar olurken kişilerin hayatında çok önemli noktalarda rol oynamıştır.

Yıl 1873, Ömer Hayyam dünyada yeniden popülerleşmeye, Hasan Sabbah’la birlikte ortadan kaybolan Rubaiyat’ın kopyaları da tüm dünyaya yayılmaya başlar. Lesage çifti yeni doğan oğulları Benjamin’e ikinci bir isim olarak Hayyam’a olan hayranlıkları nedeniyle Omar ( Ömer’in ingilizce yazımı) adını koyarlar: Benjamin O. Lesage.

15 yaşına gelince kendi ismini taşıdığı Hayyam’ı merak eden Benjamin onu araştırmaya, Farsça öğrenmeye başlar. Daha sonra Hayyam’ın zamanında ve kendi çağında insanları o denli çok etkileyen “Rubaiyat” ın peşine düşer. Önce İstanbul’a gider oradan da İran’a geçer. Bu sırada İran Şahının torunu Şirin’le tanışır ve ona aşık olur. İran'da bir çok macera yaşayan Benjamin 1910’larda İran'daki modernleşme hareketlerine katılır. Sonunda bir şekilde Semerkant elyazmasına ulaşan Benjamin Şirin’le birlikte İran’dan ayrılır. Amerika’ya gidiyorlardır. Bunun için önce İngiltere’ye giderler ve oradan da Titanic gemisine binerek Amerika’ya doğru denize açılırlar. Ne yazık ki yaklaşık bin yıl önce kaybolup, o anda yeniden ortaya çıkan “Rubaiyat” Titanic'in batmasıyla sonsuzluğa karışır. Benjmin ve Şirin bir şekilde kurtulurlar. Başka bir gemiyle Newyork’a ulaştıkları zaman limandaki karışıklıkta tıpkı “Rubaiyat gibi Şirin de sonsuza dek kaybolur gider.

Maalouf bu romanda tüm olanları Benjamin’in anlatısıyla aktarıyor. Tarihe damgasını vuran üç önemli şahıs ve 20. yüzyıl başlarında İran’da gerçekleşen modernleşme çabaları bu romanın esas temasını oluşturuyor. Ömer Hayyam’ın Cihan adlı kadın şairle yaşadığı aşk ve Benjamin’in ile Şirin’in arasında geçenler yine Maalouf’un usta kalemiyle tüm olaylar arasında eritilerek sunulmuş.

Maalouf’un yapıtında bu üç önemli şahsı kullanmasının nedeni Hasan Sabbah sayesinde ciddi şekilde ölümcülleştirilen mezhep aidiyetini vurgulamaktır.

Haşhaşiyun tarikatındaki insanlar diğer tüm aidiyetlerini (dil, vatan, ırk, hatta din) bir kenara iterek kimliklerini sadece mezhepleri şiaya göre belirlemiş ve mezhepleri farklı olduğu için kendi kardeşlerini bile öldürebilecek birer katile dönüşmüşlerdir.

Maalouf 1900’lerde Tebriz’deki durumu incelerken de “uyuyor” olarak nitelendirdiği doğunun bir uyanış, bir modernleşme sürecine girmiş olduğu İran’daki direnişe ve yenilikçilerin vermiş oldukları uğraşlara dikkat çekiyor.




 

 

 

 

 

 




 


Haşhaşiyun tarikatındaki insanlar diğer tüm aidiyetlerini (dil, vatan, ırk, hatta din) bir kenara iterek kimliklerini sadece mezhepleri şiaya göre belirlemiş ve mezhepleri farklı olduğu için kendi kardeşlerini bile öldürebilecek birer katile dönüşmüşlerdir.

Maalouf 1900’lerde Tebriz’deki durumu incelerken de “uyuyor” olarak nitelendirdiği doğunun bir uyanış, bir modernleşme sürecine girmiş olduğu İran’daki direnişe ve yenilikçilerin vermiş oldukları uğraşlara dikkat çekiyor.
   



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım