Uzun Yolculukların Kısa Hikayesi
..: AMİN MAALOUF :..

..: Haz: Alper YENER :..
alperyener@patikalar.net

 

1949’da Lübnan’da doğan Maalouf yüzyıllar önce gelip Lübnan dağlarına yerleşmiş ve o zamandan bu yana dünyanın dört bir köşesine yayılmış olan Güney Arabistanlı bir aileden geldiğini söylüyor.

Bu aile II. ya da III. yüzyılda ve Batı daha Hıristiyanlığı kabul etmeden önce Hıristiyan olmuş ve hep öyle kalmış. Cemaat olarak Melki ya da Katolik-Yunan diye bilinen bir mezhebi benimsemişler. Bu mezhep Bizans’ın geleneklerine bağlı kalmakla birlikte papanın otoritesine de saygı göstermektedir. Maalouf her ne kadar bu mezhebe bağlı olsa da nüfusta Lübnan’daki karışık durum nedeniyle Protestan olarak görünüyor. Ailesi genel itibariyle Lübnanlılardan oluşsa da soyunda değişik ırklardan kişilere de rastlıyoruz. Örneğin; Büyükannesi bir Türk ve kocası da bir Mısır Maruni'si...

Annesi koyu bir Melki olan Amin’in babası protestandı. Annesi oğlunu kültür değerlerini kaybetmesin diye Cizvit papazlarının Fransız okuluna gönderdi ve böylelikle Maalouf küçük yaşlarda Fransızca öğrenme fırsatı buldu.

Maalouf üniversitede sosyoloji ve iktisat öğrenimi görmesine rağmen aile geleneğine uyarak gazeteci oluyor. Beyrutta En-Nahar adlı gazetede çalışmaya başladıktan sonra altmıştan fazla ülke dolaşıyor. Genellikle bu gezileri hep savaş zamanlarına dek geldiğinden ileride yazarlık kariyerinde kullanabilmek için bolca malzeme ediniyor. 1975 yılında Lübnan’da karışıklıklar çıkıp da 1976’da iç savaş patlak verince Maalouf karısını ve çocuklarını alarak Paris’e gidiyor. Maalouf neden başka bir yere değil de Paris’e gitmiş olduğunu daha çocuk yaşta öğrendiği Fransızca’yı ana dili gibi biliyor olmasına bağlıyor. Paris’te de gazetecilik yapmaya başlayan Maalouf, Jeune Afrique ve En-Nahar İnternational gazetelerinde çalışıyor. 1983’te bir tarih kitabı niteliğinde olan, ilk kitabı Araplar’ın Gözüyle Haçlı Seferleri’ni yayımlıyor. Ve ardından 1986’de ilk romanı Afrikalı Leo’yu yayımlayarak Fransız-Arap dostluk ödülünü kazanıyor. 1988’da Semerkant, 1991’de Işık Bahçeleri, 1992’de Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl ve 1993 yılında Tanios Kayası’nı yayımlayan Maalouf bu kitabıyla Goncourt Ödülü’nü alıyor.

Maalouf Goncourt Ödülü’nden duyduğu sevinci şu şekilde belirtiyor: “Lübnan’dan Fransa’ya sadece elimde bir bavulla geldim ama şimdi öncesinde çocuklar gibi hayalini kurduğum Goncourt’un sahibiyim.”

Ayrılışından sonra ilk kez 1994’te Lübnan’ı ziyaret eden Maalouf bu ziyaretin ardından kafasında yeniden canlanan bir tanışmadan esinlenerek yazdığı Doğunun Limanları adlı kitabını 1996’da yayımlanıyor. 1998’de Ölümcül Kimlikler adlı denemesiyle büyük yankılar uyandıran Maalouf son olarak 2000’de Yüzüncü Ad isimli romanını yayımlıyor.

Maalouf yazarlığı seçerek aile geleneğini sürdürmüş denilebilir. Babası da bir gazeteci olan yazarın büyük büyük dayısı 1848’de Molier’i ilk kez Arapça’ya çevirmiş ve Osmanlı Tiyatrosu’nda oynatmış.

Maalouf görünüşte bir Hıristiyan olsa da kendi deyimiyle her türlü inanç sisteminin dışında yer alıyor. Bu da ona olaylara yaklaşırken objektif olmada yardımcı oluyor.

Kitaplarının hemen hepsinde doğu motifi üzerine çalışan Maalouf, doğunun tarihindeki çarpıcı olayları da romanlarında kullanıyor. Aslında tüm kitapları bir sürgün ve gurbet hikayesiymiş gibi olan Maalouf sıkıntı vermeden hikayesini anlatırken kendi fikirlerini de kahramanları aracılığıyla okuyucuya ulaştırıyor.

Afrikalı Leo’da Hasan el Vezzan, Işık Bahçeleri’nde Mani, Semerkant’ta Hayyam, Doğunun Limanları’nda Kitabdar, Tanios Kayası’nda Tanios, Yüzüncü Ad’da da Baldassare adlı kahramanlar tarihin süregelen dil, din, ırk, renk, cinsiyet ayrımına ve ne olursa olsun insanlar arasında varolan her ayrıma karşı uğraşlar vererek Maalouf’un Dünyalılaşma (küreselleşme) konusundaki görüşlerine destek veriyorlar. Yani kendilerini tüm aidiyetlerinin ötesinde başka bir aidiyete: gezegensel aidiyete adayan insanlar olma yolunda ilerliyorlar.

Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl Maalouf kitapları arasında ayrı bir yer tutuyor. Kaygılarını diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da çok iyi bir şekilde anlatmayı başaran yazar bu sefer doğu motifinden ve geçmişten uzaklaşarak fütürist bir tarzda çıkıyor karşımıza.

Araplar’ın Gözüyle Haçlı seferleri adlı kitabında, haçlı seferlerini, Arap tarihçilerinin yazmalarını gün ışığına çıkartıp onları sentezleyerek ortaya koyduğu bir çalışmayı görüyoruz. Maalouf bu kitapta Frenkler’in iğrenç davranışları ile birlikte, birbirlerine olan destekleri ve Araplar’ın da modern olsalar da aralarında birlik olmamasını aynı anda işleyerek olaya ne kadar objektif yaklaştığını gösteriyor.

Maalouf’u en iyi özetleyen kitabı Ölümcül Kimlikler, onun tüm kaygılarını gözler önüne seriyor. Baştan sona tüm dünyayı ele aldığı bu kitapta diğer kitaplarında kullandığı tüm fikirleri toplayarak okuyucunun önüne koyuyor. Bu kitabı derinlemesine okuduktan sonra Maalouf’un diğer kitaplarını düşündüğünüzde aslında onun her defasında aynı amaç için yazdığını ve anlatmak istediği şeyleri (ki bunları detaylı olarak röportajlarında ve kitaplarının tanıtımında, özellikle Ölümcül Kimlikler’de bulabilirsiniz) çok iyi verdiğini görüyoruz.

Maalouf’un kitaplarını Türkçe’ye kazandıran çevirmenler:

M. Ali Kılıçbay 
(Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri)

Sevim Gündüz Raşa 
(Afrikalı Leo)

Esin Talu Çelikkan 
(Semerkant, Işık Bahçeleri, Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl,
Doğunun Limanları, Tanios Kayası)

Aysel Bora
(Ölümcül Kimlikler)

Samih Rifat
(Yüzüncü Ad)

Kitaplara baktığımızda genel ölçüde çok başarılı çeviriler, ancak şunu da belirtmeliyim ki Ölümcül Kimlikler’in dili gerçek anlamıyla tam bir “felaket”. Kitabın özüne inebilmeniz için deyim yerinde ise “kafa patlatmanız” gerekiyor. Sanırım bu konuda kitabın editörü, Barış Tut’u bizi “editör ne işe yarar?” sorusunu düşünmeye zorladığı için tebrik etmek gerekiyor... Her şeye rağmen bu kitap, içeriği sayesinde okunmayı hak ediyor.

Zamanının çoğunu kitap yazmakla geçiren Maalouf’un Paris’te bir evi olmasına rağmen kitaplarını Channel adalarındaki küçük bir balıkçı kulübesinde yazmayı tercih ettiğini de not düşelim.


 

Maalouf’u en iyi özetleyen kitabı Ölümcül Kimlikler, onun tüm kaygılarını gözler önüne seriyor. Baştan sona tüm dünyayı ele aldığı bu kitapta diğer kitaplarında kullandığı tüm fikirleri toplayarak okuyucunun önüne koyuyor. Bu kitabı derinlemesine okuduktan sonra Maalouf’un diğer kitaplarını düşündüğünüzde aslında onun her defasında aynı amaç için yazdığını ve anlatmak istediği şeyleri (ki bunları detaylı olarak röportajlarında ve kitaplarının tanıtımında, özellikle Ölümcül Kimlikler’de bulabilirsiniz) çok iyi verdiğini görüyoruz.

   






 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım