Üç Muhammed (Mustafa İSLAMOĞLU)
Hz. Muhammed'in Hayatı 
(Muhammed Hüseyin HEYKEL)

Haz: Mehmet Fatih ÖZKAN
mfozkan@patikalar.net

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı neler yapardık acaba?

Yukarıdaki soruyu ne zaman kendime yöneltsem garip bir duygu kaplar içimi. Bir gün çıkıp geliverse Allah’ın Resulü, ne yaparım, ne söylerim ona? Tahayyül ettikçe gerçekten çok heyecanlanıyorum.

Günümüzde televizyonlarda yapılan tartışmaları, dine şaşı bakan bir takım insanların din adına ahkam kesmelerini görünce karamsarlığa kapılıyorum. Ortalıkta din adına söylenen o kadar çok şey var ki? Ve savlarını ortaya döken herkes bu savlarını desteklemek için bir hadis veya bir ayet atıveriyor ortaya.

Belli bir zaman, bulunduğum toplantılarda bana doyurucu cevap vereceğini düşündüğüm pek çok kişiye “Kimin İslam'ı?” diye sorardım. Aldığım cevaplardan pek tatmin olduğum söylenemez. Bu kimselerden hemen hemen hepsi Kur’an ve onu bize ulaştıran Hz. Peygamber’in uygulamalarından teşekkül eden İslam'ın gerçek İslam olduğunu anlatıyorlardı. Ama bu herkesin ortak söylemi idi. Asıl sorun burada başlıyordu. Herkes bu ortak söylemden yola çıkıyor fakat farklı farklı davranışlar sergiliyordu.

Ne yapacağımı bilemeden karamsarlığa kapıldığım zamanlarda bilseniz ne kadar çok istiyorum bir gün Hz. Peygamber’in çıkıp gelmesini. İnsanların üzerine saatlerce konuştukları konuları bize teker teker anlatmasını ne kadar arzuluyorum. Aynı zamanda o din adına ahkam kesenlerin o geldiğinde neler yapacaklarını çok merak ediyorum. 

Ne güzel olurdu değil mi bir gün çıkıp gelse ve yaşanan tüm tartışmalara son noktayı koyuverse? İnsanların onun ve misyonunun hakkında söylediklerine açıklık getiriverse?

Ancak, maalesef tüm söylediklerimiz, içinde bulunduğumuz karamsar tablonun bizi sürüklediği fantezilerdir. O Allah'ın son peygamberiydi; geldi, aldığı mesajı iletti, insanlara doğru yolu gösterdi ve her beşer gibi ebedi aleme göçtü.

O vefat ettikten sonra milyonlarca insan onun getirdiği mesaja kulak verdi ve Müslüman oldu. Her milletten her renk ve ırktan insanlar İslam'a girdiler. İslam'a giren herkesin ortak istediği bir şey vardı: Hz. Peygamber gibi yaşamak. Onun gösterdiği yoldan gitmek. Aslında herkesin istediği bu olmasına rağmen insanlar çok farklı taraflara meylettiler. Bu karışıklık içerisinde ise onun misyonu ve görevi unutulmaya başlandı. O konuşan ve Müslümanların sorunlarını çözüme kavuşturan Allah’ın Resulü durumundan çıkıp her insanın kendi düşüncesini tasdik eden o insanın söylediklerine arka çıkacak hadis üreten biri konumuna düştü. Veyahut hiçbir şeye karışmayan bir problemle karşılaştığında bazı olağanüstülükler göstererek sorunları çözen bir “tasavvur”a büründü. Acaba gerçek olan peygamber düşüncesi neydi?

İşte bu sayıda ele alacağımız Mustafa İSLAMOĞLU’nun ÜÇ MUHAMMED –İki Tasavvur, Bir Gerçek- adlı kitabı gerçek peygamber anlayışını ortaya koymaya çalışıyor. Hz. Peygamber hakkındaki iki “tasavvur”u Kur’an ekseninde irdeleyerek gerçek Hz. Peygamber düşüncesini yakalamaya çalışmış.

Mustafa İSLAMOĞLU kitabın giriş bölümünde mevcut Peygamber anlayışını şu şekilde dile getiriyor:

“Şu bir gerçek ki, bir peygamber iki tür yaşar: Birincisi Fiziki varlığıyla, ikincisi misyonuyla. Bir peygamber iki kez öldürülebilir: Birincisi fiziki varlığını ortadan kaldırarak, ikincisi misyonunu ortadan kaldırarak.

Eğer peygamberin fiziki varlığı ortadan kaldırılmış fakat misyonu yaşıyorsa, o gerçekte yaşıyor demektir. Çünkü peygamberi peygamber yapan bedeni değil mesajıdır. Fakat, eğer ortadan kaldırılan misyonu ise, işte peygamber asıl o zaman ölmüş ve öldürülmüş demektir.

Birincisini genellikle peygamber düşmanları yapar, fakat ikincisini peygambere dost olduğunu söyleyenler yaparlar. Bu nasıl dostluktur ki, dost oldukları peygambere onun düşmanlarından daha beter fenalık ederler?”

Hemen ardından da kitabı kaleme alış sebebini dile getiriyor.

“ Bu kitabı kaleme almaktaki amacımız, Hz. Peygamber’in edebi risaletinin doğru anlaşılmasına kakıda bulunmaktır. Bunun için yapılması gereken ilk iş, mevcut peygamber anlayışlarını Kur’an ekseninde sorgulamaktı. Bu sorgulama yapıldığında ortaya çıkan manzara , ne yazık ki hiç de iç açıcı görünmüyor. Zaten bu gerçek, ona ümmet olma iddiasındaki dev bir kitlenin mevcut halinden de anlaşılabilir.

O, tarihin ender şahit olduğu insanlık hamlelerinden birini gerçekleştirmişti. Onun misyonunu sürdürme yükümlülüğü ise, İslam Ümmeti’ne ait bir yükümlülüktü. Fakat İslam Ümmeti, mevcut durumuyla bu sorumluluktan ne kadar da uzak görünmektedir! Bu tür çabaların bu uzaklığı bir nebze de olsa gidermeye yardımcı olması, en büyük temennimizdir.”

Kitabın ilerki sayfalarında derin bir çalışma ve çabanın ürünü olan yazılara rastlamaktayız. Öncelikle aşırı yüceltmeci peygamber tasavvurunu ele alan yazar hemen ardından da indirgemeci peygamber tasavvuru üzerinde duruyor. Bu iki tasavvuru açıkladıktan sonra ise Kur’an’ın peygamberini açıklamaya çalışıyor.

Eğer bir Hz. Peygamber çıkıp gelse onu layıkıyla ağırlamamız, şimdi söylediklerimizi o gelince de yüzüne rahatlıkla söyleyebilmemiz, “İyi ki geldin ya Resulullah!” diyebilmemiz için onu ve misyonunu çok iyi idrak etmemiz gerekiyor. İşte Mustafa İSLAMOĞLU’nun bu kitabı Hz. Peygambere bakışımızı sağlamlaştırması veya düzeltmesi açısından çok önemli olduğu kanısındayım.

***


         Bir düşünce yapısını oluşturmak ve daha sonra bunu pratiğe dökmek için pek çok bilgiyi yüklenmeden önce yöntem sorununu çözmek gerekmektedir. Duruşumuzu ve tavrımızı belirledikten sonra bilgileri yüklenmeli ve bu bilgilerle bir düşünce yapısı oluşturulmalıdır. Hz. Peygamber’in hayatı bizim İslam’ı anlayıp uygulamamız açısından son derece önemli olduğunu belirtmiştik. Aynı zamanda bu konu üzerinde de pek çok farklı görüşlerin bulunduğunu söylemiştik. İşte Mustafa İSLAMOĞLU’nun ÜÇ MUHAMMED adlı kitabı Hz. Peygamberi anlamada bize bir yöntem sunmaktadır. Çeşitli peygamber tasavvurlarını ortaya koyarak bizi gerçek peygamber anlayışına götürmektedir. Ancak şurası bir gerçek ki o çok istediğimiz Hz. Peygamber gibi yaşama isteğimizi canlı tutmak için siyer okumamız da şarttır. Hz. Muhammed’in kısa zaman diliminde bizim kurtuluşumuz olan İslam dinini yayarken yaptıkları ve karşılaştığı sorunlara karşı bulduğu çözümleri de titizlikle tetkik etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Bu nedenle Mustafa İSLAMOĞLU’nun kitabının hemen arkasından 2000 yılının sonlarında Yöneliş Yayınları tarafından basılan Muhammed Hüseyin HEYKEL’in “Hz Muhammed’in Hayatı” adlı kitabından bahsetmek istiyorum.

1880’lü yılların sonunda Mısır’da dünyaya gelen M. Hüseyin HEYKEL bu kitabı kapsamlı bir çalışmanın sonunda 1935’te kaleme almış. İki ciltten oluşan kitabın başında uzunca bir giriş bölümü mevcut. Bu bölümde yazar kitabı yazarken takip ettiği metodunun yanında yazıldığı dönemde aldığı eleştirilere ve onlara verdiği cevaplara değiniyor.

Öğrenim ve öğretim hayatının büyük bir bölümünü Avrupa’da geçiren yazar zaman zaman kitabın anlatımını kesip bahsettiği konu üzerinde müsteşriklerin iddialarına yer vererek onlara cevaplar arıyor.

Kitabın çok üzerinde durduğu bir konu ise yazılış yöntemi. Kitap Hz. Muhammed’in hayatını bilimsel bir yöntemle ele almaya çalıştığından bahsediyor yazar.

“Bu kitapta salt bilimsel gerçeği bulmak amacıyla bilimsel araştırmayı esas alan bir yöntemi uyguladım. Müslüman olsun Müslüman olmasın herkesin okuyabileceği bir eser olmasını istedim. Bütün okuyucuların bu bilimsel gerçeği kabul edeceklerini umuyorum.”

“Ben, bu araştırmayı çağdaş bilimsel bir yöntemle yürütüyorum ve elde ettiğim verileri modern bir ifade tarzuyla yazıya geçiriyorum. Böyle yapıyorum çünkü, çağdaş insanın nazarında, tarihin ve diğer bilim ve sanat dallarının yazımında esas alınması gereken en elverişli yöntem, en uygun araç budur.”

Hz. Peygamberin hayatını yukarıda bahsettiği bir yöntemle ele almaya çalışan yazar genelde mucizesi olmayan bir peygamber portresi çiziyor. Aldığı her kararı düşünüp taşınan ve alacağı kararlarda çok titiz davranan bir Hz. Muhammed görüyoruz kitapta. Klasik diye tabir edebileceğimiz siyer kitaplarından tek farkı içinde hemen hemen hiç mucizelere yer verilmemiş olması.

Ancak Hz. Muhammed’in hayatından mucizeleri temizlemenin adına bilimsel yöntem denmiş olması ve Hz. Muhammed’in hayatının bilimsel bir yöntemle anlatma kaygısı galiba yazarın bu kitabı yazdığı yıllardaki bilimselliğin çok revaçta olması ile açıklanabilir. Şu an Hz. Peygamberin hayatını ve hadisleri Kur’an'ı referans alarak okumaya çalışan her insan Hz. Muhammed’in yaşamının her anını olağanüstülükler göstererek geçirmediğini görecektir. Ama bu durumun bilimsellikle açıklanmaya çalışılması ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bilimsel teorilerin yıkılıp yerine yenilerinin konduğu, bilimsel yöntem denen yöntemin üzerinde ciddi tartışmaların yürütüldüğü bu dönemde Hz. Muhammed’in hayatının bilimsel bir yöntemle ele alma iddiası insanın kulağını tırmalamakta. Bu yöntemle ele alınan Hz. Muhammed’in hayatı ileride olası bir bilimsel yöntem değişikliği ile nasıl bir hal alacağı önemli bir sorun teşkil etmekte. O nedenle Hz. Muhammed’in hayatını ele alırken tek referans noktası Kur’an ve Sünnet olmalıdır kanısındayım.

Hangi müslüman Allah Resulünün yaşadığı dönemde onun yanı başında bir hayat geçirmeyi istemez ki? Onun yüzünü görüp onun nasihatlerini dinlemek hangimizin hayallerini süslemez ki? Kafamız karıştığında “Ya Resulullah bana yardım et!” diye kapısına koşmayı, ona “salat etmeyi” kim istemez ki? Ancak bu maalesef pek mümkün değil. (Allah’ın hidayetiyle inşaallah şimdilik) Fakat gene de tüm müslümanların en büyük isteği onu doğru anlayabilmek. Allah inşaallah bizi onu dolayısıyla İslam’ı doğru anlayanlardan eylesin. Amin.



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 











 

 

 

 

 

 












 

EĞER

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı...

Biliyorum ama böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, ve inandırmaya çalışacağınızı, onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.

 Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an’ı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, o size kızmadan önce? 

Kim bilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mi dilerdiniz, hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi...

Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, hadis kitapları mı çıkaracaksınız?

Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?

Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, yapmaya devam edecek misiniz, her zaman yaptığınız şeyleri?

Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, oflayıp puflamadan, her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, sıcacık yatağınızdan, erkenden fırlayacak mısınız?

Peki ya yine mırıldanacak mısınız, her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?

Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?

Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, ziyareti bitip gittiğinde? Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?

Bilmek ve düşünmek, eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yapacağımız şeyleri... Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı ...

Camilla Badr

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım