|
OMA
Münib
Engin NOYAN
|
Haz:
Mehmet Fatih ÖZKAN
mfozkan@patikalar.net |
|
Oma,
Münib Engin NOYAN’ın anneannesinin yani Adele Mastermann’ın hayatını
gün yüzüne çıkaran bir kitap. Tamamen günlük ve mektupların bir
araya getirilmesi ile ortaya çıkarılmış oldukça güzel ve akıcı bir
eser.
Renkli ve farklı kişiliği ile
tanıdığımız Münib Engin Noyan’ın bu oldukça hacimli kitabını bir
kitapçının raflarında görünce oldukça heyecanlandığımı belirtmem
gerek. Her ne kadar fiyatı ve hacmi beni ilk görüşte ürkütse de içimi
lime lime eden okuma isteğine yenik düşüp hemen aldım. Aslına bakılırsa
hayatımda ismini dahi duymadığım, sade bir hayat yaşamış bir insanın
hayat hikayesine adım atarken içimden bir ses Bu kitap sana ne verebilir
ki? diye kafamı karıştırıp duruyordu.
Uzunca bir zamandan beri aynı
anda 2-3 kitabı aynı anda okumayı alışkanlık haline getirmiştim. Eve
gelip masanın başına oturduğumda o günlerde okumakta olduğum iki kitap
beni bekliyordu. Fakat çantamdan Oma’yı çıkardığımda hafif bir
burukluk hissettiklerini hissettim. Özür dilemeye çalışır gibi kitabı
elime alıp odadan çıktım, hemen bir başka odaya gidip kitabı okumaya
daldım.
Kaç saat öylece kalakaldım
bilmiyorum ama yerimden kalktığımda kitap bitmişti. Bir solukta
bitivermişti. Aslında sonlarına yaklaşırken hemen bitmesin diye bazı
sayfaları ikişer üçer defa okumuştum ama buna rağmen bitmişti. Koca
bir hayatın hikayesini üç dört saatte okuyuvermiştim.
Adele Mastermann’la birlikte
sanki bende yaşamış, onunla beraber gülmüş onunla beraber üzülmüş
ve gene onunla beraber ölmüş gibiydim. Kendimi o ailenin bir parçası
gibi hissetmiştim. Türkiye’nin o yıllardaki hızlı değişimini yaşamış
ve bir anda patlak veren İkinci Dünya Savaşı’yla endişeye kapılmıştım.
Bu duygularla okuduğum kitap bir
anda bitiverince kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim. Saat gece yarısını
çoktan geçmişti ve ben küçük bir lambanın aydınlattığı odada ne düşüneceğimi
bilemeden öylece oturuyordum.
Onlarca yılın oluşturduğu ve
içinde bir insanın sevgi, sevinç, üzüntü ve endişelerin bulunduğu
bir yaşamın, bir hayatın hikayesini yıllar sonra bir odada rüya gibi
gelen 3-4 saatin içinde okuyup bitivermiştim. Belki dünya üzerinde hayatını
geçirmiş milyarlarca insandan yalnızca biriydi Adele Mastermann. Allah’ın
ete kemiğe bürüyüp dünyaya gönderdiği insanlardan biriydi ve belki bu
yüzden yaşananlar çok ama çok önem taşıyordu.
Şu elimde tutmakta olduğum
kitap bir ömrü içinde barındırıyordu. Dünyaya gelmiş milyarlarca
insanın her birinin dinlenilecek bir öyküsünün olduğuna inanırdım.
Başı ve sonu hep aynı yalnızca ortadaki yaşantıların farklılık arz
ettiği öyküler.
Koca bir yaşam ve sonunda aynı
son. İşte herkesin bir şekilde varacağı o sonu düşünürken aklımı
bir soru sıkıştırmaya başladı. İyi ama bu yaşananların hepsi ne içindi,
yoksa hepsi boşuna mıydı? Fakat “Hayır” diyor içimdeki başka bir
ses. Elbette ki değil. Bir hayatın hikayesini anlatan bu kitap ve diğer
milyarlarcası yalnızca birinci cildiydi yaşananların. İkinci cildinin
yayınlanması imkansızdı belki ama muhakkak bir ikinci cildi olması
gerekiyordu.
Her kim olursa olsun herkesin
hayatı değerliydi ve bir şekilde kalıcı olması gerekirdi. Küçük yaşlarda
pek çok kere yaşadıklarımı yazmak için çaba sarf etmiş ve o minicik
defterimle başbaşa kaldığım dakikalarda yaşadığım ve hissettiğim
şeyleri ona fısıldamıştım. Ama bir gün birileri o defterimi görüp
“Siz dava adamı olacaksınız, dava adamlarının günlüğü olamaz”
deyip beni kınamıştı. Ama benim ne bahsettiği davadan haberim vardı ne
de dava adamı olmak gibi bir derdim. Fakat o zamandan sonra elime aldığım
defter bana sanki çok kötü bir iş yapıyormuşum hissi vermiş ve bir
anda günlük yazmaktan soğumuştum.
İşte kitabı bitirdiğim andan
itibaren hemen o ara sıra karaladığım defteri çıkarttım. O çocukluğumda
yazarken aldığım tadı tekrar hissettim. Addi’nin hayatında da pek çok
kere “Yeni Bir Başlangıç” türü başlıkların olduğu geldi aklıma
ve işte o an benim içinde yeni bir başlangıç olmuştu. Hemen ben de
“Tekrar Merhaba” diye bir başlık atıp başladım yazmaya.
Daha önümde ne kadar yıl var,
ileride nelerle ve kimlerle karşılaşacağımı bilebilmem imkansızdı ve
hatta bu yazdıklarımın bir öneminin olup olmadığını da bilmiyordum
ama ben de o milyarlarca dünyayı işgal eden insanlardan yalnızca
birisiydim. Benim de sevgilerim, üzüntülerim, dertlerim, heyecanlarım
vardı. Bunları yazmanın verdiği o hazzı ileride tekrar açıp okuduğumda
gene hissedecek olmak bana büyük bir mutluluk veriyordu.
Sabahleyin “Acaba bana ne
verecek?” gibi sorularla kafamı karıştıran bu kitap gecenin sabaha ulaştığı
o dakikalarda beni yeni güne yepyeni bir insan olarak uğurluyordu.
Herhalde bir kitabında bir insana verebileceği en büyük yarar da bu olsa
gerek.
|
|
Onlarca
yılın oluşturduğu ve içinde bir insanın sevgi, sevinç,
üzüntü ve endişelerin bulunduğu bir yaşamın, bir hayatın
hikayesini yıllar sonra bir odada rüya gibi gelen 3-4 saatin
içinde okuyup bitivermiştim. Belki dünya üzerinde hayatını
geçirmiş milyarlarca insandan yalnızca biriydi Adele
Mastermann. Allah’ın ete kemiğe bürüyüp dünyaya gönderdiği
insanlardan biriydi ve belki bu yüzden yaşananlar çok ama
çok önem taşıyordu.
|
|