Arkaş'ın günlüğü, Kaknüs yayınlarından çıkmış son derece ilginç bir roman. Alışılmış romanlardan oldukça farklı olarak bu romanda hemen hiç olay ve konuşmaya rastlamıyoruz. Arkaş’ın günlüğü, Arkaş'ın tarih belirtmeden sadece gün ismi yazarak aktardığı günlüklerden oluşuyor. Yazdığı her cümle okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor ve birçok soru işaretiyle karşı karşıya bırakıyor. Bazı günler Arkaş gün isminin altına sadece sessizlik yazıp bırakıyor. Onun sessizliği,içinde haykırışları düşünülmüş, söylenmiş sadece yazıya geçirilmemiş cümleleri barındırıyor.
........
Arkaş, Newyork'ta bir kahvehanede çalışan, kendi halinde kanaatkar bir işçi ve kendi ifadesiyle güvelerin delik deşik ettiği bir yüze sahip. Arkaş kahvehanede gelen giden müşterilere bakar ve çay-kahve servisi yapar:Görevini samimiyetle yerine getirmesine rağmen
kimseyle, evet hayrın dışında bir tek kelime konuşmaz. Kahvehanenin yanında küçük basit bir odada kalır. Çalışmanın dışında yaptığı tek şey ise derin düşüncelere dalmak ve bunları günlüğüne aktarmaktır.
Arkaş sevgi-inanç, varlık-yokluk, ıstıraplar, tabiat-insan, yalnızlık, özgürlük, hayat ve ölüm gibi kavramlar üzerinde sık sık düşünür. Bu kavramlar üzerinde alışılmışın dışındaki düşünceleri okuyucuyu şaşırtır ve bu kavramları yeniden düşünmeye zorlar.
Arkaş sessizdir, her zaman susar. İnsanlar konuşmanın acılığını anlamadığı halde o susmanın tadını alır. "Sözler doğru ve yalandan ibarettir. Susmak ise hilesi ve yalanı olmayan bir doğrudur. Bunun için insanlar konuşurken ben hep sustum."der ve susar. Bir çok insanın konuşuyor görünüp içindeki sessizliğe karşın, Arkaş'ın sessizliğinde ,sese dönüşse yeri göğü sarsacak bir sessizliğe tabık olur okuyucu. Arkaş’ın sessizliği bulutların sessizliği gibidir. Bulutların sessizliği kadar derin ve bir o kadar da yıldırımlara gebe.
Bazı günler, Arkaş kendini aramaya koyulur. "Ben kimim?" sorar kendi kendine. Kendini arayışları sırasında içindeki Arkaş'larda bahseder, zaman zaman da bunları konuşturur. Okuyucuyu iki Arkaş'la karşı karşıya bırakır. Bir tanesi kendi ifadesiyle "insanların arasından çekilmiş ilahi alemle irtibat kurup onunla birlik olmak için ısrarla sessizliği isteyen, diğeri insanlık sırlarının arkasına gizlenmiş ve insan kalabalığına dönmek için perdeyi yırtmaya çalışan Arkaş".
Kimi zaman Arkaş kendini hayallerle sarılmış ve onlarla boğuşuyor bulur. Nereden nasıl düşüncelerine girdiğini bilmediği bir genç kız .Gözlerinde derin, donuk bir hüzün. Bir gün genç kız kaybolduğunda Arkaş kendisine bırakılmış bir kağıt bulur. "Sevgimi kendi ellerimle kurban ettim çünkü o, bedenimin tahammül edebileceğinin ve ruhunun arzulayabileceğinin çok ötesindeydi" yazılı bir not. Yazı kendi yazısı.
Nedir bu muamma? Kimdir bu kız? Arkaş onu nerden tanır. Her şey bir sis perdesinin ardındadır ve perde Arkaş'ın kendi kendine uzaktır… Bir gün perde düşer ve muamma çözülür:Arkaş kendisiyle yüz yüze gelir ve gördükleri karşısında dehşete düşer. Ölü Arkaş dirilir, yaşayan Arkaş ölür. Hangisi gerçek Arkaştır? Arkaş kimdir?