![]() |
Adalet-Kıst |
| |||||||
|
_____ M ü c a h i d P İ Ş K İ N _____ | |||||||||
|
Adl kelimesi "a-da-le" fiilinden mastardır; misl, denk, eş manalarına gelmektedir. Lügatlerdeki anlamlarını şöyle sıralayabiliriz: Düzeltmek, düz oturmak, tadil-tashih etmek, eğri bir yoldan doğru bir yola kaymak, saymak, geçmek, eş, eşit, muadil olmak, fidye vermek, dengede tutmak, dengelemek, tartmak, doğru olmak, doğru davranmak, aynı düzeyde yapmak, müsavat. Bütün bu uyumlu ve nüanslarla ayrılan anlamlarıyla beraber "meyletmek, sapmak" anlamları da vardır ki, bu anlamda mastar "adl" değil, "udul" dür. A-d-l fiilinin mastarı olan "Adalet", tüm bu anlamları ihtiva etmekte, sapmanın ve zulmün zıddı olarak karşımızda durmaktadır. " O Allah ki seni yarattı, seni düzgün ve dengeli kılıp, ölçülü bir biçim verdi (adele)." İnfitar;82/7 Bu ayetle Allah insanı fiziksel olarak adl üzere yarattığını ifade etmektedir. Yani, bütün organlarını birbirini dengeleyecek, düzeltecek, tamamlayacak, doğrultacak biçimde yaratarak, dünya hayatını sürdürmeyi bu şekilde imkan dahili kılarak adl üzere davranmıştır. Bütün organlarımız eşit şartlarda değildir, aynı da değildir. Kimisi altta, kimisi üstte, kimisi daha hassas, kimisi daha güzel görünümlü, yapıları tamamen farklı olarak yaratılmışlardır. Buradan hareketle adaletin mahiyetine dair hakiki çıkarımlarda bulunmamız mümkündür. Allah'ın fiilleri, sıfatları yönüyle, ölçü ve oran anlamında adalet Allah'ın hakim ve alim oluşunun bir sonucudur. Tabiatta her şey ölçülü ve oranlıdır. Adil olduğu için hiçbir varlığın hakkını ihlal etmez, yerde bırakmaz, herkese hak ettiğini verir. İmam İsfahani'ye göre adalet iki kategoridir: Birincisi akla dayanır ve devamlıdır. Bu kategoriye giren davranışlar daima adil ve güzeldir. Sözgelişi iyiliğe iyilikle karşılık vermek, zarar vermeyene zarar vermemek gibi. İkincisi kanun ve kaideye dayanır, dolayısıyla izafidir ve zaman ve mekana göre değişebilir. Bu tür adalet, bazen mukabele yoluyla ve mecazen "kötülük, tecavüz" gibi kelimelerle de ifade edilir. Mesela kötülüğe kötülükle mukabele etmek gibi. Ayrıca kısas, diyet, tazminat, misilleme de bu türden fiillerdendir. Bu tespit neticesinde adaletin sadece toplumsal sebep ve sonuçlarının olduğunu sanabiliriz ama olan bu değildir; adalet ve/veya adaletsizlik insan ile Allah, insan ile insan, insan ile toplum ve bir bunlar kadar önem ittihaz eden, kişi ile kendi nefsi arasında tahakkuk eder. Şu ayetlere bakalım: " Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar." Enam;6/1 " De ki: Allah şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar." Enam;6/150 Bu ayetler bizim Rabb'e karşı adalette bulunmamızı yasaklamaktadır. Bu bizim O'nu herhangi başka bir şeyle denk tuttuğumuz, müsavi kıldığımız anlamına gelir. Biz O'nu Mizan'a koyamayız, terazinin kefelerinden birine yerleştiremeyiz. Allah hiçbir şeyle tartılamaz, ölçülemez, doğrultulamaz, dengelenemez... Bu ayetler Allah'a karşı adl üzere olmanın anlamını O'na eş koşmamak, ortak, denk bulmaya kalkışmamak, O'nu ölçülmekten, tartılmaktan münezzeh tutmak olarak belirlemektedir. Allah nasıl adalet üzere ise, insanoğlunun kendisine karşı onları bıraktığı adl üzere davranmalarını öncül olarak emrediyorsa akabinde de çevresine karşı adaleti emretmekte, bunun nasıl olacağını beyan etmektedir. Sözde adaleti emreder: " Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti." Enam;6/152 Bu ayette sözde adaletin, Allah'a verilmiş sözde adaletin o söze uygun davranmakla ihya olacağı vurgulanıyor. Aşağıdaki ayet-i kerimede ise hüküm verilirken doğru hüküm vermeyi, düzgün hüküm vermeyi, insaflı olmayı adalet olarak tanımlamaktadır. Başka bir söyleyişle karar mekanizmasında adalet vurgulanıyor: "Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür." Nisa;4/58 Hükümlerde, kararlarda adaletten kaydırıcı, uzaklaştırıcı etmenlerden de şu şekilde sakındırılmaktayız: "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize (heva) uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır." Nisa;4/135 "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir." Maide;5/8 " Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti." Enam; 6/152 Bu ayetlerde neden adaletsiz bir toplumda yaşadığımız ne kadar da sarih ve açık ifadelerle beyan ediliyor. Adaletin önündeki en büyük engel otoriteye yahut karar merciine yakınlığından uzaklığından dolayı, yahut zenginlik fakirliğinden dolayı verilen kararın değişiklik arz etmesidir. Heva ve heves de yine aynı şekilde adaletten sapıtan etkenlerdendir. Bir insana duyulan kin, öfke, nefret, ya da herhangi bir şey hakikatten, doğruluktan ayırmamalıdır. Peygamber Efendimiz (AS)'in, çevresindekilerin hırsızlık yapmış olan asil bir kabileye mensup bir kadına diyet uygulamasında tolerans göstermesini istemelerine mukabil verdiği şu cevap pek manidardır: " Sizden önce kimi kavimler, bir suçu zengin birisi işlediği zaman ceza vermeyip, fakir ve kimsesiz birileri işlediğinde ceza uyguladıkları için helak olmuşlardır. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah(CC)'a yemin ederim ki bu suçu kızım Fatıma bile işlemiş olsa cezasını vermekten geri durmam." Yine Hz. Ömer'in bir şehre vali gönderirken verdiği şu tavsiye adalet bağlamında çok temel bir anlam ifade eder: " hakkını alıncaya kadar zayıf senin yanında güçlü, hakkını ödeyinceye kadar da güçlü senin yanında zayıf olsun." Adaletin çok önemli bir boyutu daha vurgulanmaktadır Kuran'da, ki o da, Allah'ın emrine uygun olarak kurtuluşun, felahın sebeplerine tevessülde adalettir. Ahiret gününde kimseden kimseye hayır olmayıp, herkes kendi kesebatının, hasılatının hesabını verecek, fidye kabul edilmeyecektir: "Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler." Bakara;2/123 Barış zamanında, yani, gerek kavimlerin, gerek devletlerin, gerekse insanların aralarını düzeltmelerden sonra adalet emredilmektedir: " Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever." Hucurat; 49/9 Adaletin tesisine dair çok önemli hususlardan birisi de şahidlik de adaletten sapmamaktır: "İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikâhınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder." Talak;65/2 " Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin." Maide;5/106 " Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışandır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir." Maide;5/8 Şahitlik adaletin tesisi hususunda çok önemli bir konu olduğu için bir çok fıkhi hüküm konulmuş, ilmihal ve fıkıh kitaplarında şahitlik için özel bablar ayrılmış, şahitlikten kaçınmak, yalancı şahitlikte bulunmak çok sıkı yaptırımlara, yıldırıcı cezalara tabi tutulmuştur. Allah bir de ticari ilişkilerde adaleti emreder: " Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir." İsra;17/35 Allah şu ayetiyle adaletli kimseyle öyle olmayanın halini resmetmektedir: " Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler. Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?" Nahl;16/ 75-76 Mutahhari şöyle der: " Bilgeler insanın iki boyuta sahip olduğuna inanırlar. Biri bedeni güçler, diğeri olağanüstü güçler boyutu. Fizik ötesi boyutu itibari ile kemal hikmette iken, fiziki yapı itibari ile kemali adalettedir. Bilgelere göre kamil insan; akli, nazari konularda bilgece, pratik konularda insani, ahlaki açıdan ise yüzde yüz adaletli olan insandır." "Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur. Araf;7/181 *** Kıst kelimesi, "ka-se-ta" kökünden gelmekte olup sözlükte insaf, merhamet, adaletle verilen, adaletle alınan, bölüşülen nasip anlamlarındadır. Bu kökten türeyen benzer fiiller de ise adil, kamil, mutedil olmak, kısımlara ayırmak, diğerinden ayırmak anlamlarına gelir. Bu kökten türeyen kıstas kelimesi, sağlam ölçü anlamına ve kıstar ise kalıp parayı geçerinden ayıran sarraf anlamındadır. Çok ilginç bir şekilde bu kökten türeyip mastarı kast olan fiiller ise "zulmetmek, haktan ayrılmak, sapmak, adalet üzere davranmamak,, başkasının nasibine el atmak" anlamına da gelir. Bu şekliyle Kuran-ı Kerim'de şöyle geçmiştir: " İçimizde, teslim olanlar (müslümanlar) da var, hak yoldan sapanlar (kasitler) da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara (kasitlere) gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." Cin; 72/14-15 Anlayışlı, insaflı, adaletli davranmayı emrederken ve bu emrine uyanlar için şu ayeti indirmiştir: " Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı (teberru) ve onlara kıst ile davranmanızı (tuksitu) yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları (muksitun) sever." Mümtehine; 60/8 Bu fiilin üstünlük derecesi bildiren haliyle eksat kelimesi de daha adaletli, daha mutedil ve daha hakka yakın anlamlarında şu ayette geçmektedir: " Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın... Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha eksat (hakka yakın, adil, doğru), şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur..." Bakara;2/282 " Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu (eksat olan) budur." Ahzab;33/5 Kıst kelimesi adalet kelimesiyle çok ortak manalar içermekle beraber, ki bu kelimenin karşılığını çeviri ve meallerde çoğu defa adalet olarak görmekteyiz, adl ve adaletten daha fazla insaf ve merhamet anlamaları ihtiva eder. Dolayısıyla insaf ve merhamete dayalı, bunlardan kaynaklanan bir doğruluk, hakka davet ve/veya hak üzere duruş ve adalet diyebiliriz kıst için. Aşırılığa kaçmamak, haktan nasip vermek, nasip almak, doğru davranmak anlamlarında eksata şeklinde Kuran'da çokça kullanılır: " Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle bulun ve onları iksat edin. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever." Hucurat;49/9 Bu ayet-i celilede çok önemli bir şekilde adl ve kıst kelimeleri yan yana geçmektedir. Bu ayeti anladığımızda fark biraz daha netleşecektir. Burada iksat etmek taraflardan her birine hakkını verin, insaflı davranın, aşırılıktan kaçının, nasiplerini hak ile verin anlamlarında tefsir edilmektedir. Kıstas kelimesi dosdoğru ölçü, insaflı ve adaletli ölçü anlamında şu ayetlerde geçer: " Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi (kıstas) ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir." İsra;17/35 " Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın." Şuara;26/ 181-182 Kıstta da adalette olduğu gibi vasat olma, orta yoldan gitme, aşırılıktan kaçınma anlamları gizlidir. Nitekim, iktisad kelimesi yaygın olarak kullandığımız bir kelime olup aynı kökten gelmektedir, ve "hakkaniyetle davranmak, aşırı harcama yapmamak" anlamlarına gelir. Kıst ile adalet ile hükmetmekle, yaşamakla emrolunduk, peygamberler bile bu hukuku tesis etmek, öğretmek için gönderilmişlerdir. " Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların aralarında kıstı yaşatmaları için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür." Hadid;57/25
| ||||||||
|
| |||||||||
| |||||||||