 |
Birkaç Kitap Üzerine
Sevgilinin Evi, Ömer LEKESİZ
Ev-Kabe Simgeciliği Üzerine bir Çözümleme alt başlığıyla
yayınlanan kitapta, Ömer Lekesiz, üç tane evi ortak bir zeminde
değerlendirmeye çalışıyor. Eve ait simgeleri en rahat
çözümleyebileceğimiz, normal, şu yaşadığımız evlerden, bu evlerdeki
insanlardan, eşyadan ve yaşananlardan başlıyor sözlerine. Kapıyı,
köşeyi, pencereyi, çocuğu anlatıyor. İlerleyen aşamada Kabe
simgeciliğiyle Kabe’yi anlamaya çalışıyoruz. Kabe’ye Arapların ‘beyt’
demekle yetindiğini hatırlatalım. Yazarın üçüncü eviyse dünyanın
bizzat kendisi. Bu noktada Ömer Lekesiz’in Kabe’yi dünya-ev ile ebedi
ev arasındaki geçişi sağlayan bir kapı olarak bize sunması önem
kazanıyor. Belki de öte dünyanın izlerini toplayacağımız ve bu izleri
takip edeceğimizi söyleyebiliriz. Sanırım, ev hayatımızı, dünya
hayatımızı ve Kabe’yi(hac desek daha iyi olur) ortak bir zemine
almanın, çakıştırmanın ebedi-ev’de mutluluğun yolu olduğunu
söyleyebiliriz. İçimizdeki cennet özlemini depreştirecek bir şeyler
olmalı. Çok ilginç figürler ve Hasan Aycın çizgileriyle süslenmiş
kitap, zihni planda da Sezai Karakoç, Eliade ve Bachelard gibi
isimlerin desteğini almış çok güzel bir çalışma. Kitabın Yedigece
Yayınları’ndan çıktığını hatırlatıp, özellikle ev’lenmek niyetinde
olanlara tavsiye ettiğimizi belirtelim.
Ata Senfoni, Necib Fazıl Kısakürek
Üstad çok önemli bir isim. Bundan başka ne söylenebilir bilemiyorum.
Bu ülkede bütün Müslümanların üzerinde anlaştıkları tek isim odur.
Eğer bu ülkede biz Müslümanların kardeşliğinden söz edeceksek, bunun
fikri planda neş’et edeceği bir isim varsa odur. Ne yazık ki Said
Nursi ya da Sezai Karakoç böyle değildir. İsmet Özel’e nedense düşman
olan Müslümanlar dahi vardır. Bunu anlamak çok zor. Neyse, şimdi siz
bir adam düşünün ki o adam bir senfoni yazsın ve bunu ata ithaf etsin.
At ya da mesela kedi hakkında bir senfoni yazabileceğini düşüneniz var
mı aranızda? Burada insanın eşyaya karşı duruşundaki zarifliğin
boyutlarını kestirebiliyor musunuz? Bu nasıl bir bakış, bu nasıl bir
inceliktir, bunu anlayabileniniz var mı acaba? Bakın ben de henüz bu
kitabı okumadım, sadece başlığından dolayı çarpılmış haldeyim, fakat
inşallah Patikalar’ın bu sayısı çıktıktan ve bu yazı bilgisayar
ekranınızda zuhur ettikten sonra beraberce okuyalım.
Koku, Patrick Suskind
Oldum olası insanların neden roman okuduklarını anlamamışımdır. Yok
falanca gözünü iki milim sağa çevirmiş, ayağını hafifçe kaldırmış, bir
başkası kollarını göğsünde bağlamış… Bana ne bütün bunlardan demekten
kendimi alamadım. Hele bir de eski zamanlarda yazarların sayfa
sayısına göre para kazandıklarını öğrendim ya iyice tiksindim bu
işten. Best-Seller kitaplarla ise aram hiç iyi olmadı. Sıhhatli bir
eleştiri olmadığını söyleyeceksiniz ama sırf bu kadar insan okuduysa
kötüdür muhakkak diye düşünmüşümdür çoğu zaman. Acayip önyargılarla
okuyup en sonunda da kötü olduğuna karar vermişimdir. Bütün bunları
burada best-seller olmuş bir romandan bahsedeceğim için yazdım. Bakın
efendim, artık iyi bir kitap, iyi bir senaryo yazmak istiyorsanız,
çarpıcı bir karakter bulun, bu karakterin üzerine eserinizi inşa edin,
gerisine de çok karışmayın. Gözünü, dilini, elini ve kulağını zaruret
olmadıkça hiç kullanmayan karakterimiz, burnuyla bütün bu
ihtiyaçlarını gideren birisi. Cani ruhlu, hissiz, sapık, tam da
yaşadığı zamanın Avrupa’sının pisliğine bulaşmış Grenouille, mesafe
tanımaksızın her şeyin kokusunu alabilen ve güzel kokuya düşkün sapık
herifin biri. Çevresindekiler ona hep o yokmuş gibi davranıyorlar.
Grenouille bunun nedenini anladığında ‘aman ya rabbi!’ demekten
kendimi alamamıştım. Çevirmenden ya da yazardan kaynaklanıyor
olabilir, dilce çok da iyi bulmadığımı söylesem de çok sıkı bir
karakter ve süper bir kurguyla yazılmış iyi bir kitap.
İçimizde Bir Yer, Ahmet Atlan
Yine okumadığım bir kitap hakkında bir şeyler yazacağım. Kitabı
süpermarketlere de düşürdüler ya… Bu insanlara ne denir bilemiyorum.
Okumayın lütfen. Ayıptır. Hani işiniz gereği falan değilse okumayın.
Başka bir şey yapın, mesela saçlarınızı tarayın. Televizyonda maç
izleyin daha iyidir, belki Henry gol atar da ‘ya bu adam manyak top
oynuyor’ falan dersiniz, kesinlikle daha iyi edersiniz.
Özgür Bir Toplumda Bilim, Paul Feyerabend
Yönteme karşı adlı eseriyle bilim karşıtı söylemin en önemli
temsilcilerinden biri haline gelmiş olan Feyerabend’in bu kitabı da
aynı minval üzerine devam ediyor. Bilemiyorum belki önce Yönteme Karşı
okunmalıdır. Tam bir direnme kitabıyla karşılaştığımızı belirtmeliyim.
Filozofun derdi aslında bilimle değil, bilimin diktatörlüğü ele
geçirmesinde. Göz kamaşmasına karşı dikkatli olmalıyız, yoksa görmek
zorlaşır. Bilimin de bir çeşit mit olduğu, söz gelimi falcılıktan pek
de bir farkı olmadığı, kendi ilkesi olan iğrenç rasyonellikle dahi bir
ilişkisinden bahsedilemeyeceği gibi öğrene geldiklerimize çok zıt
tezleri iyi bil dilci ve mantıkçı olarak çok iyi çözümlüyor. Bilimin
demokrasi diktatörlüğünün en önemli aracı haline gelmesine, toplumun
hem de hiçbir mahareti yokken bilim yoluyla baskı altına alınmasına
karşı çıkıyor. Bilimin değerinin ancak diğer usuller gibi bilgi edinme
yollarından biri olmasından ibaret olduğuna işaret ediyor, fazlası
haram. Modernitenin en önemli ayağına yapılan bu saldırıyı
memnuniyetle karşıladım. Özellikle bilime tapınma yolunda yerlerini
tesbit edemeyen biz Müslümanlar için önemli bir eser olduğunu
düşünüyorum. Hani ille de bir Batılı söyleyecek ya ondan.
Bir Kandilin Alevi, Gaston Bachelard
Yedigece bu memleketin en iyi yayınevlerinden biridir bence. Aslına
bakarsanız sırf Hasan Aycın’ın o muhteşem çizgilerini mesela
Bocurgat’ı yayınlasalardı bile bunu söyleyebilirdik. Bu arada
değinmeden geçemeyeceğim, bir kitaba Bocurgat gibi dehşet bir isim
verilmesi ne demektir! Kitaba bu ismi İsmet Özel’in verdiğini
belirtelim. Neyse, Yedigece, çok az sayıda ama kaliteli kitaplar
basıyor. Bunlardan biri gerçek bir imge ustası olan Bachelard’ın ‘Bir
Kandilin Alevi’ isimli bu eseri. Aslında bu kitabı sanırım Öteki
Yayınevi de bastı, fakat ne gerek var, siz Müslüman yayınevinin
baskısını okuyun, tabi kalite ihmal edilmiyorsa(?) Hem ben Fahrettin
Aslan’ın çevirisini de çok beğendim. “İnsan pastörize edilmiş bir
dünyada mutlu olamazdı; hayatı geri getirebilmek için dünyama mikrop
doldurmalıydım. Muhayyileye dönmek ve şiiri keşfetmek gerekiyordu.” Bu
cümleleri söyleyen bir insanın alev, ateş, kandil ve yanmak hakkındaki
çözümlemelerinin yer aldığı gerçekten zihin açıcı bir kitap. Bütün
bunlardan bahsederken karanlıktan ve geceden de bahsetmek zorunluluğu
var tabi. Işığı ve karanlığı zihnimizde nereye koyacağız, meydan
okumalara ne kaynaklık edecek, ümit nedir… Gaz lambanızı yakın ve
okuyun, tabi bu arada Edison’a sövmeyi de ihmal etmeyin.
Yaşamak, Cahit Zarifoğlu
Anı ya da mektupları okumaktan hep sıkıldım. Hep bir sahtelik
hissettim veya önce yazardan izin almam gerektiği gibi bir hisse
kapıldım. Cahit Zarifoğlu’nun adına Yaşamak koyduğu bu günlüğü benim
için çok değerli metinler. Bütün bu yuvarlanıp gitmelerin arasında,
acının yorumlanmasında tıkandığım her an, alıp şöyle bir baktığım
dostum gibi bir şey. Bırakın kalbimi, gözlerimin dahi perdelendiği
hayatımda, bir insanın eşyaya ve vakaya bu denli zarif bakabilmesi, bu
denli farkında olması, bu denli diri olması, bu denli bir ‘yaşamak’
üzere bulunması beni hep hayrete düşürmüştür. Zarif Prens’imizin o
kendine has üslubuyla tanıklık ettiklerini aktarışı tek kelimeyle
mükemmel. İnsan tanıklık ettiği kadardır diyorum ben. Cahit Zarifoğlu
şiiriyle ilgilenen kardeşlerime de ‘Yaşamak’ın Zarifoğlu’nun şiirine
yönelik bize ciddi açılımlar sunduğunu söylemek isterim. Yine
hüzünlendim, bilemiyorum başka ne diyeyim. Allah zarif prens’imize
rahmet etsin, mekanını cennet eylesin.
|
|
Bütün bu yuvarlanıp gitmelerin arasında, acının yorumlanmasında
tıkandığım her an, alıp şöyle bir baktığım dostum gibi bir şey.
Bırakın kalbimi, gözlerimin dahi perdelendiği hayatımda, bir insanın
eşyaya ve vakaya bu denli zarif bakabilmesi, bu denli farkında
olması, bu denli diri olması, bu denli bir ‘yaşamak’ üzere bulunması
beni hep hayrete düşürmüştür.
|
|

..:
ANASAYFA :..
|
|
Patikalar
©
2004 |
Mehmet BATAR
mehmethbatar@patikalar.net
|
|