|
İMAN
- İSLAM - TEVHİD
|
Haz:
Mücahid PİŞKİN
iklimayedi@patikalar.net |
|
"E-me-ne" kökünden türemiş bir kavram olup çok yaygın bir kullanımı vardır. Bu kökten türeyen fiiller lügatte şu manalarda geçmektedir, 'emin olmak, korkusuz ve asude olmak, güvenli ve güvenilir olmak, itimat etmek, güven beslemek, tasdik etmek, boyun eğmek, temin etmek, hayatı sigorta etmek, aracı sigortalatmak, himaye istemek, eman taleb etmek'.
"Allah'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz." Araf;7/99
"O'nun, sizi kara tarafında yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız. İsra;17/68 ayetlerinde emin olmak manasında,
"Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum); Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir." Yusuf;12/64
"Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz." Yusuf;12/11 ayetlerinde itimat etmek, güvenmek manalarında,
"Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar." Al-i İmran;3/75 ayetinde güvenilir olmak manasında,
"Kendilerini açlıktan doyurdu ve her çeşit korkudan emin kıldı. Kureyş;106/4 ayetinde emanet veren, emin kılan, temin eden manasında kullanılmıştır bu kök. Bu ve benzer lügat anlamlarıyla onlarca ayette bu kökten, iman kelimesinin türediği kökten türeyen kalıplar kullanılmakta ve iman kavramını her şeyiyle anlamamıza yardım etmektedir. İman, güvenmeyi, teslimiyeti, boyun eğmeyi, itimat etmeyi, inanmayı içerir, kapsar. Kuran literatüründe, Allah-kul ilişkisini tanımlayan, düzenleyen, açıklayan bir misyonu vardır.
"Ey Rabb'imiz! Gerçek şu ki biz, "Rabb'inize inanın!" diye imana çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbi'miz!" Al-i İmran;3/193
"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." Bakara;2/256
"Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır. Peygamber sizi, Rabb'inize iman etmeye çağırdığı halde niçin Allah'a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer inanırsanız."
Hadid;57/7,8
Kuran, müslümanların Allah anlayışında hiçbir açık yer bırakmamış, imanlarının niteliğini, neyi, neleri kapsadığını açıklamıştır:
"Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. 'Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabb'imiz, affına sığındık! Dönüş sanadır' dediler." Bakara;2/285
"De ki: Biz, Allah a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yakup oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırmayız. Biz ancak O'na teslim oluruz." Al-i İmran;3/84
"Biz, Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına: 'Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir Rab edinmeyin' diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık." İsra;17/2
"Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın." Yunus;10/84
"Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin.
Ankebut;29/56
"Ey İnsanlar! Rabb'inize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." Lokman;31/33
"Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar." Bakara;2/4
Bu ayetlerde imanın boyutları açıklanmakta, ancak her rüknünün hakkı verildiği takdirde tastamam bir iman olacağı vurgulanmaktadır;
"Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip 'Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu?" Nisa;4/150
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir." Nisa;4/59
Allah Teala her zaman tek olduğunu, eşinin benzerinin olmadığını, tek yetki ve hakimiyetin kendisinde olduğunu yüzlerce ayette vurgulamakta ve sahte tanrıların inkarını imanın ilk şartı olarak saymaktadır;
"De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." O halde de ki: "O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, BİRDİR, karşı durulamaz güç sahibidir."
Rad;13/16
"İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi." Bakara;2/165
"İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir." Bakara;2/163
"O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. Ne kazanacağınızı da bilir." Enam;6/3
"De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur." İhlas;112/1-4
Her hususta O'na teslim olduktan sonra peygamberini de tanımalı, ona iman etmeli ve onu hakem saymalıdır.
"Hayır, Rabb'ine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." Nisa;4/65
" Ey insanlar! Resûl size Rabb'inizden gerçeği getirdi, şu halde kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz, göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz hepsi Allah'ındır. (O'nun sizin inanmanıza ihtiyacı yoktur). Allah geniş ilim ve hikmet sahibidir." Nisa;4/170
"Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır." Nisa;4/136
İman en temel direklerinden birisi de ahiret inancıdır. Ahiret inancı sağlıklı ve Kuran'ın istediği gibi olmayan bir insanın mümin olması, iman etmiş olması mümkün değildir. Çünkü Kuran bir çok müeyyidesini, adalet anlayışını, hesabı ahiret inancı üzerine inşa etmiştir.
"Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır." Al-i İmran;3/114
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?" Enam;6/32
Kamil bir iman, Allah Teala ile beraber, son peygamberine, öncekilere, meleklere ve ahiret gününe iman etmekle, onlara boyun eğmekle, onlara güvenmekle hasıl olacaktır.
Kuran'da iman kelimesinin geçtiği her yerde amel kelimesinin geçtiğini görmekteyiz. Hiçbir zaman imanın amelden ayrı bahsedilmemesi iman-amel ilişkisi noktasında tartışmalara yol açmıştır.
"İman edip sâlih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır."
Hacc;22/50
"Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler." Sebe;34/37
"Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir. Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur." Fatır;35/10
Bu bağlamda, imanın niteliği konusunda İslam alimleri tartışmışlardır. İmanın nasıl gerçekleşeceği, nasıl devam edeceği konusunda ihtilaflar çıkmıştır. Amel olmadan iman olur mu, iman dil ile söylemek midir, yoksa amellerle gösterilmesi mi gerekir tarzında onlarca soru bu tartışmaların temel soruları olmuştur. Bu sorulara herkesi ikna edecek bir cevap vermek elbette mümkün olmayacaktır, zaten mesele iman olunca bu kendiliğinden olmaktadır. Çünkü, imanın ana merkezi kalp olup, kalp de adı üzerinde, sabit olmayan, dönüşen, değişen manalarına gelir.
"İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?" Ankebut;29/2
ayeti gereği iman ettim demekle, mümin oldum demekle bu işin gerçekleşmediği ortadadır. Allah Teala, değişik vesilelerle, değişik fırsatlarda ve şekillerde insanı imtihan edecek, imanını ölçecek, emanetinin derecesine bakacaktır;
"Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır." Enfal;8/28
"Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz." Enbiya;21/35
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, imanın bir sözden ibaret olmadığı, insana yükümlülükler getirdiği, daha doğrusu zaten var olan yükümlülükleri hatırlama eylemi olduğu açıktır. Varlığı ile yokluğu arasında muhakkak ve keskin bir farkın olması gerektiği, geldiği yeri, girdiği kalbi değiştireceği, dönüştüreceği, kalpten beyne ve bütün diğer organlara hükmedeceği, hükmetmesi gerektiği açıktır. Bunlara gücü yetmeyen, girdiği yeri dönüştürmeyen, eğitmeyen ve Rabb'e yakınlaştırmayan iman kemale ermemiş, tamamlanmamış bir imandır.
"İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır." Enam;6/81
"Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır."
Enfal;8/2-4
"Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler, zekâtı verirler, iffetlerini korurlar.
Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
Yine onlar ki, ahidlerine riayet ederler, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır, Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar." Müminun;23/1-11
Bunlar ve bunlar gibi nice ayette iman edenlerden, müminlerden bahsederken Allah Teala, imanları gereği yaptıkları amellerden, imanın meyvelerinden, beraberinde getirmesi gerekenlerden bahsetmektedir. Bunları gerektirmeyen iman zaaflıdır, eksiktir. İman korunması gereken, hassasiyet isteyen ve desteklenmesi gereken bir nimettir. Bu da amellerle, salih amellerle yapılabilir.
"Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını artırdı?" İman edenlere gelince onların imanlarını artırır ve onlar
sevinirler."Tevbe;9/124
Mümin kendisine yüklenen emaneti yerine getiren emin kişidir.
"Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi."
Ahzab;33/72
Bu emaneti yüklendiğinin farkında olan insandır mümin, bunun gereğini yerine getiren insandır mümin.
"Se-le-me" kökünden gelen islam kavramı, benzer kalıplarıyla beraber, "kurtulmuş olmak, selamette olmak, arıza ve manialardan uzak bulunma, harbi terketme, sulh, teslim olma, kurtarmak" manalarındadır.
"Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, Sağlam ve sihhatte (salim) iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı)." Kalem;68/43
"Ey iman edenler! Hep birden kurtuluş yoluna, barışa (silm) girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır." Bakara;2/208
"Eğer onlar sulhe yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir." Enfal;8/61
"Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan (selemen) bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler." Zümer;39/29
"Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir (müsteslim)." Saffat;37/26
Bu ayetlerde sözlük anlamıyla kullanılan bu kökten türenme kelimeler İslam'ın manasını bize açmaktadır. İslam Allah'ın bize has kıldığı dinin ismidir.
"Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur." Al-i İnmran;3/19
" Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." Al-i İmran;3/85
"Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir."Maide;5/3
Din olarak İslam'ı kabul edenler müslüman olarak adlandırılırlar, teslim olanlar olarak.
"Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: "Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de: "Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir." Al-i İmran;3/20
"Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi." Maide;5/111
"Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın." Yunus;10/84
İnsana düşman olan şeytan, insanı felaketlere ve karanlığa çağırır, oysa Allah Selam'dır, her şeyi selamete erdirmek ister, kendine teslim olanlara güven verir, selamet verir. Allah'ın elçileri insanları selamete erdirmek, Allah'ın Selam ismine herkesi mazhar etmek, herkesi kurtarmak için Allah'a teslim olmaya çağırırlar.
"Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir." Yunus;10/25
"Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi?" Yasin;36/60
Allah Teala, bizlerden müslümanlar olarak ölmemizi istemekte huzuruna müslümanlar olarak, kendisine teslim olanlar olarak gelmemizi istemektedir;
"Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi)." Bakara;2/132
"Ey Rabbim! Mülkten bana verdin ve bana olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!" Yusuf;12/101
"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." Ai İmran;3/102
İslam, kainattaki tüm varlıkların tabi oldukları ve insanın da iradesiyle tabi olmasının istendiği hayat tarzıdır.
"Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler." Rad;13/15
"Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (Ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir." Al-i İmran;3/83
Mümin ve müslüman arasındaki bir farkın olduğu şu ayetle vurgulanmaktadır;
" Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama 'islam olduk' deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." Hucurat;49/14
Bu ayetten anlaşıldığı kadarıyla hakkıyla mümin olabilmek için öncelikle hakkıyla teslim olmak gerekiyor. O halde diyebiliriz ki, İslam din olarak, mümin olma kural ve yollarının bir bütünüdür ve tam anlamıyla İslam'ı gerçekleştiren kişi hakkıyla iman etmiş kişidir.
İman ve İslam tevhid temeli üzerine kurulmuştur. İnsan hayatı namına, ve dolayısıyla dünyaya dair, kainata dair her şeyin temelinde yatan tevhid'dir, birliktir. Allah Teala da Kuranında en çok ve çok sık bir şekilde tekliğini, birliğini, yalnız olduğunu ve hatta kainatın bunun delili olduğunu vurgulamıştır.
"İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir." Bakara;2/163
"De ki: Bana sadece, sizin ilâhınızın ancak bir tek Allah olduğu vahyedildi. Hâla müslüman olmayacak mısınız?" Enbiya;21/108
"Onların (göklerde ve yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez." Kehf;18/26
"Rabb'in, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir." Kasas;28/68
Allah Teala, kendisine şirk koşulmasını, birliğinin ikrar edilmemesini en büyük zulüm, affedilemez hata olarak değerlendirmekte, ve şiddetle bundan sakındırmaktadır.
"Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti." Lokman;31/13
"Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik, derler." Mümin;40/84
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah iftira etmiş olur." Nisa;4/48
"İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi." Enam;6/88
Allah'ın birliğini kabul etmedikten sonra, O'na ortaklar koştuktan sonra, hükmü, dini O'na hasretmedikten sonra yapılacak hiçbir şeyin fayda etmediği açıktır. Kuran'ın kendisi de bu birliğin delilidir;
"Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı." Nisa;4/82
Bir müslüman, bir mümin kişi bu birliği tüm kainata hasretmeli, hepsinin arkasındaki Mutlak Varlığı hissetmelidir. Kendisini de bu birliğin bir parçası olarak hissedebilmeli, ayrılığın, farklılığın arkasındaki birliğin farkına varmalıdır. İman BİR'lik üzerinedir, İslam BİR'lik üzerinedir, kainat BİR'lik üzerinenir, hayat BİR'lik üzerinedir. Her şey TEVHİD'dir.