![]() |
Harry Potter Üzerine... |
|
|||||||
|
_____Alper
YENER_____ |
|||||||||
|
Harry Potter denilince “o da ne?” diyecek pek az kişi kalmıştır herhalde. Hemen herkes televizyonda, kitapçılarda yahut sokak sergilerinde rastlamıştır herhalde, üzerinde şimşeği andıran harflerle Harry Potter yazan kitaplara. Ben gerçek manada ilk kez geçen yaz tatilinde eve döndüğümde, kitaplığımızın raflarında, tanıştım Harry Potter’la. Okul ortamında televizyonla pek haşır neşir değilimdir, eve gelmeden önce onu sadece “Harry Potter Çılgınlığı” başlıklı afişlerde görmüştüm. Bende biraz çok popüler olan kitaplardan uzak kalma eğilimi vardır bu nedenle bu o zamanlar Harry Potter’ın neyin nesi kimin fesi olduğu ile ilgilenmemiştim bile. Ancak evimde hatta kütüphanemizin raflarında rastlayınca kendisine ilgimi çekti biraz, doğrusu. “Nedir bu?” diye sordum evdekilere, kitaba hala soğuk hislerle bakarken. Abim almış, bir solukta okuduğunu söylüyordu, bana da okumam için ısrar etti. Ben de elimde okuyacak bir sürü kitap olduğunu, onları bitirince bakacağımı söyledim. Gerçekten de okumam gereken kitaplar vardı, onlar bitince “bir göz atayım şu Potter’a” dedim kendi kendime. Kitabın adı “Harry Potter ve Felsefe Taşı” idi. Kitabı okumaya başladığımda konusunu bilmiyordum, bu nedenle okuduğum her sayfa çok acayip geliyordu bana. İlk sayfalarda az çok bu Harry Potter’ın ne olduğunu anlamıştım. Harry Potter büyücü olan fakat kendisi bunun farkında olmayan on bir yaşında bir çocuktu. “İlginç” dedim ve okumaya devam ettim. Kitabın, konusuna az çok vâkıf olmamı sağlayan sayfalarını geçtikten sonra, onu daha dikkatli okumaya başladım. Hayal gücünün bir eseri olan bu kitap macera dolu olduğu için sürükleyici bir hal almıştı. Fakat benim kitabı dikkatle okuyor olmamın nedeni kitabın beni sarması değildi, aslında ben kitapta bir mantık hatası arıyordum, Harry Potter çılgınlığının karşısında durmak için. Sen git böyle bir kitabı oku daha sonra içinde mantık hatası ara diyebilirsiniz. Ancak bir takım kabuller üzerine kurulu olan Harry Potter dünyasının beni çekebilmesi için kendi içersinde tutarlı olması gerekiyordu. Nitekim de tutarlıydı. Büyüler ve büyücüler vardı kitapta ama onların da kuralları vardı, kanunları vardı ve kitabın herhangi bir yerine büyü yaparak başta anlatılan hiçbir şeyi değiştiremiyorlardı. Kitap kendi kurduğu mantık çerçevesinde ilerliyordu ve o şekilde sonlandı. Ben ilk kitabı okurken abim, ikinci hatta üçüncü kitabı da almıştı. Ben de bir dizi filmi seyreder gibi diğer kitapları da okudum. Hatta geçen ay içinde bir hayli hacimli olan dördüncü kitabı da okudum. Yüzlerce sayfalık hayal gücü üzerine kurulu bu roman serisinde, küçük bir noktasına değinilen her şey, ilk kitaptan itibaren yeri geldiğinde mantık kazanıyor ve anlamlandırılıyordu. Aslında Harry Potter’ın benim ilgimi çekmesinin esas nedeni de buydu sanırım. Doğrusu kitabı okumaya başladığımda muhakkak bir yerinde falso vereceğini düşünmüştüm ancak Türkçe’ye çevrilmiş olan dört kitapta bu düşünceme yer bulamadım. Bu noktada J.K. Rowling’i takdir etmek gerekiyor sanırım. Şimdi Biraz Joanne Kathleen Rowling’den bahsederek Harry Potter’ın doğuş hikayesine değinmek istiyorum.
Lisedeyken en iyi olduğu alan İngilizce ve en sevdiği şeyse, çalışkan ve ciddi arkadaşlarına öğle yemeği arasında, hepsinin kahramansı işler başardığı seri hikayeler anlatmakmış. Liseden sonra İngiltere’de Exeter Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümüne girmiş. Üniversiteyi bitirince Fransızca’sını geliştirmek amacıyla bir sene Paris’te yaşayıp, daha sonra Londra’ya dönerek sekreterlik yapmaya başlamış. Ona göre bir ofiste çalışmanın en iyi yönü kimse sizi izlemiyorken bilgisayarın başında hikayeler yazmak. 1990 yılında Manchester’dan Londra’ya giden bir trende iken, büyücü olan fakat bunu bilmeyen bir çocuk fikri aklına gelmiş. “Büyücülük için, okula giden bir çocuk”. O sırada kabaca o çocuğu zihninde canlandırabiliyormuş. Tren King’s Cross istasyonuna yanaştığında Rowling’in aklında bir çok karakter ve taslağın ilk bölümleri tamamıyla hazır haldeymiş. Hikayeye genel halini öğle yemeği saatlerinde gittiği kafelerde vermiş. Bu hikaye(Harry Potter)fikri aklına geldiği sıralarda Rowling iki ayrı roman üzerinde çalışıyormuş. 1992’de sekreterliği bırakarak Portekiz’e İngilizce öğretmenliği yapmaya gitmiş ve bir Portekizli ile evlenmiş. Öğle ve akşamları çalışıyor, sabahları ise yazıyormuş. Kocasından ayrılması üzerine küçük çocuğu ile İngiltere’ye geri döndüğünde valizi Harry Potter notları ile doluymuş. Yeni bir işe başlamadan önce kitabını bitirmek için Edinburg’da kız kardeşinin yakınında bir eve taşınmış. Romanı bitirdikten sonra basımevlerine göndermeye başlayan Rowling bir çok kez eli boş dönmüş. Ancak sonunda kitabı Bloomsbury Çocuk Kitapları tarafından kabul edilmiş.
Ve daha sonra bir Amerikan Şirketi oldukça yüksek bir meblağ ödeyerek kitabın Amerikada’ki yayın haklarını almış. Bu Rowling’in 7 kitap olarak düşündüğü serisini tamamlaması için beklediği fırsat olmuş. “Harry Potter ve Felsefe Taşı” Amerika’da basılması ile birlikte hem çocuk hem de yetişkin kitapları en çok satanlar listesinde ilk sıraya yükselmiş. 1999 Haziran ayında Harry Potter ve Sırlar Odası, 1999
Ey Kitaplar 30’u aşkın dile çevrilmiş. Ve ilk kitap konu alınarak 2001’de gösterime giren bir film yapılmış(ülkemizde 1. Şubat 2002 tarihinde gösterime girecek) ve o da izlenme rekorları kırmış. Rowling’in dikkate değer bu başarısının sırrı onun kendi deyimiyle hayal gücünde yatıyor. “Harry’nin öğrendiği şey aslında potansiyelini geliştirmek. Büyücülük sadece benim kullandığım benzetmedir.” Ona neden “Potter” ve neden böyle bir hikaye diye sorulduğunda Bu açıdan bakınca Harry Potter’ın çıkış noktasının Peter Pan adlı hikayeyle aynı olduğunu görüyoruz. Fakat Harry Potter’ın Peter Pan’dan farkı şu noktada ortaya çıkıyor; her ne kadar kitapta yaşanan olaylar tamamen hayal gücünün eseri olsa bile, kişilerin dünyasında gelişenler, yaşanan mücadeleler ve arkadaşlık ilişkileri yaşadığımız dünya ile birebir eşlenebilmekte. J. K. Rowling’in eleştirmen çevresinden artı puan almasının sebebi de burada yatıyor. Çünkü roman onun dediği gibi büyü objesi üzerine bina edilmiş fakat aslında her ailenin (en azından İngiliz toplumunda) çocukları ile ve her çocuğun okulda yaşayabileceği olaylardan bahsediyor. Gelelim Türkiye ve Harry Potter Çılgınlığına. 1997 yılından itibaren dünyada olaylar yaratan bu kitap geçtiğimiz yıla kadar Türkiye’de neredeyse hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Şu anda yayın hakları Yapıkredi Yayıncılık’ta bulunan Harry Potter’ın ilk kitabı aslında 1999 yılında Dost Kitabevi tarafından Harry Potter ve Büyülü Taş ismiyle piyasaya sürülmüş. Fakat reklam yetersizliği nedeniyle kitap adını duyuramadan Dost Kitabevi yayın haklarını Yapıkredi’ye kaptırmış. Yapıkredi için kitap yeniden tercüme edilmiş ve Harry Potter ve Felsefe Taşı adıyla 2001 yılı içersinde piyasaya sürülmüş.
Filmdeki mekanlar ve kişilikler neredeyse kitaptaki müthiş hayal gücü eserleri ile eşdeğerde yapılmış yada seçilmişler. Fakat ben filmi seyrettiğimde hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Çünkü bana kitapta ilgi çekici gelen bazı noktalara filmde değinilmemişti bile. Sanırım kitabı filmi seyretmeden önce okuyan hemen herkes filmde küçük de olsa bir hayal kırıklığı yaşayacak. Kitabın Türkiye’de bu kadar ilgi görüyor olmasının ana nedeninin reklam olduğunu söylemiştim, fakat daha öncelerden bahsettiğim gibi konu ilginizi çekiyorsa kitaplar gerçekten de okunmaya değer. “Harry Potter bir çocuk kitabı mı?” sorusuna verilecek cevabın, çok karmaşık olmasa da kuru “evet” yada “hayır” sözleriyle geçiştirilecek kadar basit olmadığını düşünüyorum. Çünkü hikayeyi Yüzüklerin Efendisi ile karşılaştırdığımda fantezi açısından çok farklı yapıda olmadıklarını görüyorum. İkisi de varolmayan hayatlar üzerine kurulu, hayal gücünün son haddi kullanılarak ortaya çıkarılmış hikayeler. Aralarındaki tek fark (konuları dışında) Harry Potter’ın ana karakterlerinin çocuk, Yüzüklerin Efendisi’ninkilerin ise genel itibariyle Harry Potter’ınkilere nazaran yaşça daha büyük olmaları. Bu açıdan yaklaştığımda bence eğer Yüzüklerin Efendisi bir yetişkin kitabı olarak kabul ediliyor ise Harry Potter da pekala bir yetişkin kitabı olarak kabul edilebilir. Ancak Harry Potter’ın konusuna geldiğimizde on bir yaşındaki bir çocuğun gerçek kimliğini bulması ile yedi yıl boyunca sürecek olan bir büyücülük okuluna devam etmesi üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Aslında her kitap bir ders yılı boyunca Harry Potter’ın başından geçenleri anlatıyor. Bu noktada kitap çocuk kitapları kategorisine girebilir. Ama eğer bu kitabı satıldığı üzere Bilimkurgu/Fantezi kitapları kategorisinde inceliyorsak zaman çocuk yada yetişkin kitabı diye bir ayrım yapmamız zaten mümkün olmuyor. Hikaye gördüğü ilgiye layık mı yahut bizim çocuklarımıza bir şey katacak mı diye düşünüyorsanız aslında burada çok fazla söylenecek bir şey yok. Konu eğer ilginizi çekiyorsa kitabın gerçekten okunmaya değer olduğunu söylemiştim fakat yazar İngiliz olduğu için yansıttığı olaylar doğal olarak genelde kendi toplumu ile alakalı. Bununla beraber bizim inanç sistemimizde cadılar ve büyücülere pek fazla yer olmadığı için sanırım konular yaşantımızın içine oturtulabilecek cinsten değil. Lâkin bu demek değil ki çocuklarımız bu hikayede yaşanan olaylardan kendilerine bir takım dersler çıkartamayacak, aksine her ne kadar toplum olarak İngilizlerle veya diğer Hıristiyan toplumlarla çok benzeşmiyorsak da hikayede başarıyla işlenmiş olan dostluk, dürüstlük ve buna benzer birçok kavram çocukların ders çıkarabileceği cinsten. Sanırım sözü fazla uzattım. Son olarak gerek çocuk gerek yetişkin kitabı olsun, kişiye bir şey katsın yada katmasın Harry Potter hikayelerini her yaştan insanın severek okuyacağını (okuduğunu) düşünüyorum. Duyduğum kadarıyla J.K. Rowling yedi kitaplık serisini tamamlamış. Sanırım yakın zaman içersinde tüm kitapları dilimize çevrilmiş olarak bulacağız. Benim size tavsiyem eğer vaktiniz varsa en azından bir kereliğine Harry Potter çılgınlığına katılmanız.
|
||||||||
|
|
|||||||||
|
|||||||||