Niyet bir işi Allah rızası için yapmayı kalpten geçirmektir. İhlas ise
niyet sağlamlılığı anlamına gelir. Yapılan işler, iyi niyet yani ihlas
olduğu zaman Allah katında değerlidir.
Gösteriş için yapılan ibadetlerin, işlerin hiçbir değeri olmadığını
Peygamberimiz (sav) şu misalle açıklamıştır:
“Kıyamet gününde ilk defa bir şehit hakkında hüküm verilecek ve Allah
ona ne yaptığını sorduğunda:
- Senin uğrunda çarpıştım, şehit oldum diyecek.
Fakat Cenab-ı Hak ona:
- Yalan söyledin. Sana cesur adam desinler diye çarpıştın,
buyuracak ve o adam yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Daha sonra ilim öğrenip öğreten ve Kuran okuyan birisi getirilecek.
Ona da ne yaptığı sorulacak.
- İlim öğrendim ve öğrettim. Senin rızan için Kuran okudum, diyecek.
Allah Teala ona:
- Yalan söyledin. İlmi sana alim desinler diye öğrendin ve Kuranı da
güzel okuyor desinler diye okudun. Nitekim öyle de denildi, buyuracak.
O da yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Sonra da zengin bir adam getirilecek. O da malını Allah rızası için
harcadığını söyleyecek. Allah ona da:
- Yalan söyledin. Malını cömert adam desinler diye sarf ettin diyecek
ve o da diğerleri gibi cehenneme atılacak.”
Hz. Ömer'in (ra) rivayet ettiği niyet konusundaki temel hadislerden
birinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Yapılan işler niyetlere göre değerlendirilir. Herkes yaptığı işin
karşılığını niyetlere göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resulü’ne
varmak, onlara hicret etmekse eline geçecek sevap da Allah’a ve
Resulü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya
evleneceği bir kadına kavuşmak için yola kavuşmak için yola çıkmışsa,
onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlendirilir.”
Bu hadis-i şerifin içerisinde geçen ‘dünyalık ve evleneceği kadın’
ibaresinin ise şu olay üzerine geçtiği nakledilir:
Sahabelerden biri Ümmü Kays adlı bir hanımla evlenmek ister. Fakat
Ümmü Kays Medine’ye hicret etmeyi düşünmektedir ve kendisiyle evlenmek
isteyen sahabeye niyeti ciddiyse Medine’ye hicret etmeyi ve orada
evlenmeyi teklif eder. Hicreti henüz düşünmeyen bu sahabe Ümmü Kays
ile evlenebilmek için hicret eder. Bu durumu bilen diğer Ashab ona
‘Muhaciru Ümmül Kays’ lakabını takarak o zatın hicret sevabı alıp
almadığını tartışmaya başlarlar. O nedenle Peygamber efendimiz de bu
hadisiyle konuya açıklık getirerek tartışmayı sonlandırır.
Bunu tam zıddının yani niyeti halis tutup da Allah katında değerli bir
ameli yapamamanın da yapmış gibi sevapla ecirlendirileceğini ise Cabir
bin Abdullah (ra) şöyle anlatıyor:
“Bir defasında Peygamber(sav) ile bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu
ki:
- Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki siz bir
yolda yürüdüğünüz veya bir vadiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle
birlikte gibidir.” (Müslim, İmare 159)
Ebu Yezid Ma’n İbni Yezid (ra) anlatıyor:
“Babam Yezid sadaka vermek üzere birkaç dinarı yanına aldı ve onları
Mescid-i Nebevi’de oturan birinin yanına koydu. Ben Mescid’e uğrayarak
paraları aldım ve babama götürdüm. Babam: ‘Vallahi ben onları sen
alasın diye koymamıştım.’ deyince durumu Peygamber efendimize arz
ettim. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: Yezid sen niyet ettiğin
sadaka sevabını kazandın. Ma’n! Aldığın para da senindir.” (Buhari,
Zekat 15)
Yani önemli olan iyi niyette bulunmuş olmaktır. Niyet edilen
davranışın yerine ulaşıp ulaşmaması değildir.
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:
Resulullah (sav) buyurdular ki:
“Allah Teala sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil kalplerinize
bakar.”
(Müslim, Birr 33)
Ebu Ümame El Bahili (ra) anlatıyor:
‘Adamın biri Resulullah’a gelerek:
- Para ve şöhret için savaşan adam nasıl bir sevap alır? diye sordu.
Hz. Peygamber:
- Hiçbir şey kazanamaz buyurdu. Adam bu soruyu Resulullah’a üç kez
sordu ve her defasında aynı cevabı aldı. Sonra Peygamber Efendimiz
şöyle buyurdular: “Allah Teala sadece kendi rızası için yapılan
ibadetleri kabul eder, başkasını değil.” (Nesai,Cihad 24)
Böylece bir kere daha niyette Allah rızası yoksa cihad gibi önemli bir
vecibe de olsa ihlas olmadan bir değer ifade etmediği ortaya
konulmuştur. Bu noktada kötü bir iş yalnızca niyet boyutunda kalır da
icraata dökülmezse; iyilik olarak addedileceği müjdesi Ebul Abbas
Abdullah İbni Abbas’ın Resulullah (sav)den naklettiği bir hadiste
bildirilmiştir:
“Allah Teala iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra
bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak
isterde yapamazsa Allah bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kabul
eder; ve kim bir iyilik yapmak ister de onu yaparsa Allah o iyiliği on
mislinden başlayıp yedi yüz misliyle hatta kat kat fazlasıyla yazar.
Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse Allah bunu mükemmel bir
iyilik olarak kaydeder; ve kim bir kötülük yapmak ister de onu yaparsa
Allah o kötülüğe sadece bir günah yazar.”
Hadis-i şerifte geçen iyi niyetlerin özellikle de kötülük yapmaya
niyet edip de vazgeçmenin faziletine dair bir kıssayı Abdullah bin
Ömer Hz. Peygamberden şöyle rivayet ediyor:
“Sizden öncekilerden üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca
uyumak için bir mağaraya girdiler fakat dağdan kopan bir kaya
mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
Yaptığımız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başkası bizi
kurtaramaz dediler ve bir tanesi anlatmaya başladı:
- Allah’ım! Benim çok yaşlı bir anam ve babam vardı. Onlar yemeklerini
yemeden kimseye bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem
bulmak için gittim döndüğümde hayvanları sağıp sütlerini onlara
götürdüm fakat uyumuşlardı. Onları uyandırmak istemediğim gibi, ev
halkının da bir şey yiyip içmesini de istemedim Elimde süt kabı sabaha
kadar uyanmalarını bekledim. Sonunda uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim
şayet ben bunu senin rızanı kazanmak için yaptıysam şu sıkıntıyı
uzaklaştır, dedi. Kaya biraz aralandı ama çıkılacak gibi değildi.
Diğeri söze başladı:
- Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum ve
ona sahip olmak istedim. Fakat o reddetti. Bir yıl kıtlık olmuştu.
Amcamın kızı çıkageldi. Kendisini bana vermek şartıyla ona buğday
verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman Allah’tan kork ve bana
dokunma dedi. En çok arzu ettiğim o olduğu halde, kendisinden
uzaklaştım, verdiklerimi de geri almadım. Allah’ım! Eğer ben bunu
senin rızan için yaptıysam şu kaya sıkıntısından kurtar bizi, diye
yalvardı. Kaya yine biraz hareket etti fakat çıkılacak kadar açılmadı.
Bu kez üçüncüsü başladı:
- Allah’ım! Vaktiyle birçok işçim vardı. Parasını almadan giden biri
dışında hepsinin ücretini verdim. O adamın parasını ise çalıştırdım.
Bu paradan büyük bir servet oldu. Bir gün bu adam gelip ücretini
istedi. Bende: ‘Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler
senindir’ dedim. Adam: ‘Ey Allah’ın kulu benimle alay etme’ deyince
‘alay etmiyorum’ dedim. Bunun üzerine o tüm bunları alıp götürdü.
Allah’ım ben bu işi senin rızan için yapmışsam şu sıkıntımızı gider
dedi. Ve kaya tamamen açıldı. Onlar da rahatça çıktılar.
Tüm bu hadis-i şeriflerde gördüğümüz yaptığımız her işte niyet, ihlas
ve samimiyet çerçevesinde hareket etmemiz. Bu noktayı tam tuttukça
Allah’ın yardımı da tam olacak, amellerimizin hem dünya hem ahirete
bakan güzel neticeleri belki de hiç umulmadık zamanlarda karşımıza
gelecektir. Ama kelimenin tam manasıyla niyet ettiğimizde yani dille
değil, kalben, gönülden Allah’a tam teslimiyet içerisinde… İşte o
zaman Müslümanlar olarak halledemediğimiz ortak müşküllerimiz çıkış
yolu bulacak, eksiklerimiz ikame edilecektir.