Hadis Seçmeleri

_____ H a z:  M ü c a h i d  P İ Ş K İ N _____
..: iklimayedi@patikalar.net :..
















Bütün bu hadisler, İslam'ın toplumsal yönüne ve namazın bir toplum olarak müslümanların hayatındaki önemine dikkat çekmektedir. Birbirinden haberi olmayan, bırakın aynı mahallede oturma mefhumunu, aynı binada oturup komşu olma değerlerini bile yitirmiş bizler için cemaatle namazın bu kadar ecirli, önemli addedilmesinin arkasındaki hikmetini idrak etmek pek zor olmasa gerektir. Hele böylesi bir zamanda, fertler arasına nifak, ayrılık sokulmaya çalışılan, herkesi tekleştirmeye, bencilleştirmeye çalışan bir sistem içerisinde müslümanlar olarak cemaatle, camide namaz kılmak gibi bir imkanımız, fırsatımız, ibadetimiz varken hallaç pamuğu gibi savrulmamız ne anlama geliyor acaba?



 

 

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Rasulullah (as) buyurdular ki, münafıklara en ağır gelen namaz yatsı ve sabah namazlarıdır. Eğer bu iki namazdaki hayrın ne olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa onları kılmaya gelirlerdi. Nefsim kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki, ezan okutup namaza başlamayı, sonra halkın namazını kıldırmasını yerime birini bırakmayı, sonrada beraberlerinde odun desteleri olan bir gurup erkekle namaza gelmeyenlere gitmeyi ve evlerini üzerlerine yıkmayı düşündüm." (Buhari, Ezan 29, Husumat 5, Ahkam 52; müslim Mesacid 252, kütüb-ü sitte, cilt 9, 2785)

Hadis-i Şerif muhakkak surette cemaatle namaz kılmanın önemini, gereğini ve ecrini anlatmak için mubalağa sigasıyla söylenmiştir. Değilse gerçek manasıyla, Peygamberin, kafirlere mahsus bir cezayla müslümanların cezalandırılmasını istemesi muhaldir. Asr-ı saadette münafıklar hiçbir bahaneleri, engelleri olmadığı halde namazı cemaatle kılmayı terk ederlerdi. Çünkü namazın cemaatle kılınması toplumsal bir birliktelik anlamına geliyor, nifakın, fesadın çürütüldüğü, kovulduğu manasına geliyordu. Haberleşme, uhuvvet, ülfet, hal, hatır sorma gibi toplumsal ihtiyaçlara imkan sunuyor ve toplumun dinamizmine el veriyordu. Bu da elbette münafıkların işine gelmiyor ve bu oyunu bozmak için ellerinden geldiğince çaba sarf ediyorlardı. Bu meyanda hadisin başka bir veçhinde cemaat kaçkını münafıklar için Peygamber şöyle buyurmuştur: "Onlardan herhangi biri, mescitte biraz etlice kemik bulacağını bilseydi mutlaka sürünerek de olsa gelirdi."

Ibn-i Mesud (ra) anlatıyor:
"Ben gördüm ki, namaz(ı beraber kılmak)dan sadece herkesçe malum münafıklarla hastalar geri kalmaktaydı. Öyle ki, iki kişinin arasında yürüyebilecek durumda olan hastalar bile namaz için geliyorlardı.", Ebu Davud'daki rivayette şu ziyade var: "... Sizden her birinizin evinde mutlaka bir mescit var. Eğer namazı evlerin,izde kılıp mescitlerinizi terkederseniz Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberin sünnetini terkedince de küfran-ı nimete düşmüş olursunuz." (Müslim, Mesacid 256, Kütüb-ü Sitte, cilt 9, 2786-2787)

Ibn- Ömer (ra) anlatıyor: Rasulullah (as) buyurdular ki:
"Safları düz kılın, aradaki boşlukları kapatın, kardeşlerinizin (sizi düzeltmeye çalışan) ellerine karşı nazik olun. Arada şeytan gedikleri bırakmayın. Kim safa kavuşursa Allah ona kavuşur. Kim de saftan koparsa Allah da ondan kopar." (Ebu Davud, Salat 94, 666, Kütüb-ü Sitte, cilt 9, 2817)

Bütün bu hadisler, İslam'ın toplumsal yönüne ve namazın bir toplum olarak müslümanların hayatındaki önemine dikkat çekmektedir. Birbirinden haberi olmayan, bırakın aynı mahallede oturma mefhumunu, aynı binada oturup komşu olma değerlerini bile yitirmiş bizler için cemaatle namazın bu kadar ecirli, önemli addedilmesinin arkasındaki hikmetini idrak etmek pek zor olmasa gerektir. Hele böylesi bir zamanda, fertler arasına nifak, ayrılık sokulmaya çalışılan, herkesi tekleştirmeye, bencilleştirmeye çalışan bir sistem içerisinde müslümanlar olarak cemaatle, camide namaz kılmak gibi bir imkanımız, fırsatımız, ibadetimiz varken hallaç pamuğu gibi savrulmamız ne anlama geliyor acaba? Asr-ı saadette bir kişi eğer birkaç vakit üst üste namaza mescide gelemezse, bu bir sıkıntısı, hastalığı olduğuna yorulur ve ziyaretine gidilir ve topluca mesele her ne ise halledilmeye çalışılırdı! Bu bilinç, bu uyanıklık ve bu birliktelik bilincine erişmek temennisiyle...

Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor:
"Resulullah (a.s.)'ı şunları söylerken işittim:
"Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "inna lillahi ve inna ileyhi raci'un,allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minha: "Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver" derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir."
Müslim, Cenaiz 3, 918; Tirmizi, Daavat 88, 3516; Kütüb-ü Sitte, c.9, 3233)

Habbab İbnu'l-Eret (r.a.) anlatıyor:
"Resulullah (a.s.) Ka'be'nin gölgesinde bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikayette bulunduk:
"Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?" dedik. Şu cevabı verdi: 
"sizden önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindimi Sana'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu içinde sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz."
(Buhari, Menakib-ül Esrar 29, Menakıb 25, Kütüb-ü Sitte, c.9, 3239)

Ebu Ümame'den (r.a.) Rasulullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Ey Ademoğlu! Geçiminden fazlasını vermen senin hakkında hayırlı, onu yanında alıkoyman hakkında şerdir. Geçimine yetecek kadar olan dünyalıktan dolayı kınanmazsın. İnfak etmeye, geçindirmek zorunda olduğun yakınlarından başla". (Tirmizi rivayet etmiş ve hadis hasen-sahihtir demiştir.)

İbn Mes'ud'dan (r.a.) Rasulullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Yalnız şu iki konuda gıbta edilir: Allah adamın mal vermiş ve o şahsı malını hakka uygun olarak harcamaya muvaffak kılmıştır. Gıbta edileceklerin ikincisi;Allah'ın kendisine hikmet ve ilim verdiği onun da bu ilme ve hikmete uygun olarak hareket edip, başkalarına da öğrettiği kişidir". (Buhari ve Müslim).

Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayete göre Nebi (s.a) şöyle buyurmuştur.
"Yedi grup insan vardır ki Allah Teala onları kendi (arşının) gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı o günde (kıyamet) gölgelendirir. Bu insanlar şunlardır:

1. Adaletli idareci, 
2. Gençliğini Allah'a ibadetle geçiren genç, 
3. Kalbi camilere bağlı olan kimse, 
4. Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan iki kimse, 
5. Güzel ve varlıklı bir kadın tarafından zinaya çağırıldığı halde "Hayır ben Allah'tan korkarım" diyen kimse, 
6. Sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli sadaka veren, 
7. Yalnız başına Allah'ı zikredip, gözleri yaşaran kimse".
(Buhari ve Müslim).


 

Patikalar © 2002
Fa&aL Tasarım