Er-RAHMAN,  Er-RAHİM

Haz: Mücahid PİŞKİN
iklimayedi@patikalar.net

Er-Rahman, sadece Yüce Allah (cc)’a mahsus bir isimdir, özel bir manası vardır. Fakat “Allah” gibi zat ismi değil, sıfat ismidir. Aslında, “er-Rahman”, içerdiği niteliğe sahip olan her şahsı nitelemeye uygun olduğu halde, hem öyle bir şahıs var olmadığından, hem de, daha ziyade, o sıfatla seçkin olan özel bir kişi (Allah) için kullanılması çokça görüldüğünden, yalnız O’nun sıfatı olarak kullanılır. Sıfatın üstünlüğü bir derece daha kuvvet bulunca isim olarak da kullanılır, ki er-Rahman böyledir. Bu üstün gelme ya gerçekten veya varsayım şeklinde olur. Eğer, önce genel olarak kullanılmışsa ve daha sonra bir şeye tahsis edilmişse “gerçek anlamı”yla, eğer önce genel olarak kullanılmamış da dil ile ilgili bir kural gereğince ise “varsayım anlamı”yla olmuştur denilir. er-Rahman ismi, varsayım tarafı ağır basan ve yalnızca Allah için kullanılan bir özel isimdir. Ra-hi-me ve rah-met köklerinden türemiş ve sürekli ve pek fazla acıma manasına gelen bir kipte çok merhametli, çok rahmet sahibi manasındadır. Böyle olunca da, bu sıfat kimde bulunursa ona er-Rahman demek kıyas yoluyla mümkündür. Halbuki er-Rahman hiç böyle kullanılmamış, rahmeti sonsuz, ezeli ve gerçek anlamda nimet veren bir manaya tahsis edilmiş olduğundan dolayı başlangıçtan itibaren Yüce Allah’tan başkasına Rahman denilmemiştir. Ancak yalancı peygamber Müseyleme’ye, bir defa, haddini aşan yağcı bir şair, belirtisiz olarak, ‘sen Rahman olmaya devam ediyorsun’  tabirini kullanmış ve buna rağmen “er-Rahman” dememiştir. Böyle olduğu halde şairin hata ettiği Arap dilbilimcilerce belirtilmiştir. Anlaşıldığı gibi”er-Rahman” Allah’a ait bir sıfat isimdir. Bundan dolayı aslında sıfat olması itibariyle, çok merhametli, çok rahmet sahibi, pek merhametli, gayet merhametli veya sonsuz rahmet sahibi diye tefsir edilebilse de, kendine has özelliğinden ve isim olmasından dolayı tercümesi mümkün olmaz. Meallerde “esirgeyici” şekliyle çevrilmektedir, ancak bunun tam karşılık olmadığı, bir yönüne tekabül ettiği açıktır. “Esirgemek” kıskanmayı ve dolayısıyla korumayı ve hatta yazık etmeyi de ihtiva eder. “Acımak” şekliyle çevirmekte yeterli değildir, çünkü acımak, acı çekmeyi içerir bu ise kusurdur, Allah’a yakışmaz. Merhametli sıfatından anlaşılan tatlı mana, diğerlerinden anlaşılmamaktadır. Bu yüzden eskilerimiz “yarlığamak” fiilini kullanmışlar “Allah rahmetiyle yarlığar” demişlerdir. Özetle Rahman “pek merhametli” diye tefsir olunsa da, bu şekil tercüme sayılamaz, çünkü, en azından, “pek merhametli” yalnızca Allah için kullanılan sıfat ya da isim değildir. Dolayısıyla, zihnimizde oluşan o manayı atfetmek en doğrusudur.

Allah isminden sonra en çok zikredilen, kendisinin en çok vurguladığı, en çok tanıtmak istediği yönü Rahman ismiyle izhar edilmiştir.

“Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde de ki: size selam olsun, çünkü Rabbiniz rahmet etmeyi kendi üzerine yazdı.” (6/54)

“Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (7/156) ve rahmetinden ümit kesilmesini küfür olarak nitelemektedir (15/56, 29/23). Kuran’da 57 defa zikredilen bu isim için

“De ki; ister Allah deyin, ister Rahman deyin, çünkü en güzel isimler O’nundur.” (25/26) denilerek ve belirtisiz olarak, yani sadece “Rahman” şekliyle, kullanılmayarak önemi ve farkı vurgulanmıştır. Kuran’da kullanıldığı yerlerde, beraberinde hemen öncesinde veya sonrasında, çoğunlukla, ya tekliğinden, benzersizliğinden, çocuk edinmediğinden bahsedilmiş (böylelikle Allah’ın vahdetinden hemen sonra Rahmanlığı vurgulanmış oluyor), ya insanlara hidayet bahşetme, mühlet verme, ihtiyaçlarını gidermesinden bahsedilmiştir (böylelikle merhametinin canlı, cansız her şeyi kapsadığı vurgulanmış oluyor.)

er-Rahim de aynı kökten, ‘ra-hi-me’ kökünden, sıfat-ı mübalağa ile ism-i fail olarak ‘çok merhamet edici’ manasına ikinci bir sıfattır. Yalnız sadece sıfat olarak kullanılır, nitelenen olmadan (er-Rahman’ın aksine) tek başına kullanılamaz. Bundan dolayı, Rahman gibi genellikle sıfat olarak kullanılan kelime ve özel isim olmayıp Allah’tan başkası için de kullanılabilir. Kuran’da geçtiği ayetin içeriğiyle ilgili olarak Allah’ın diğer isimleriyle terkip oluşturarak çok yerde geçmektedir. Beraber kullanıldığı isimler, er-Rahman, Tevvab, Aziz, Rauf, Gafur, Vedud dikkat edilirse nüanslarla beraber hep rahmetle, sevmekle, bağışlamakla alakalı isimler olup Rahim ismini belirlemekte, Rahman isminden ayırmaktadır. Görüyoruz ki, Rahman, Rahim ikisi de rahmet mastarından “pek çokluk” ifade eden bir sıfat olmakla beraber, aralarında önemli farklar vardır. 

Rahman, Yüce Allah’ın bir özel ismi olduğundan dolayı, ezeliyet ve ölümsüzlüğü içine alır. Bundan dolayı, bu cins rahmet, merhamet ve nimet vermenin kullardan ortaya çıkması düşünülemez. Rahim ise yalnız Allah’a ait olmadığından sonsuzluğu gerektirmez. Bundan dolayı böyle bir merhametin ve nimet vermenin kullar tarafından da yapılması düşünülebilir. Demek Rahman’ın rahmeti bir şarta bağlı değil iken, Rahim’in rahmeti şarta bağlıdır. Rahman olmanın Allah’a mahsus olması, O’ndan başkasına ait bir özelliği ilgilendirmemesi ve ancak izafet ile kullanılabilmesi bütün alemlerde bir şeyi şart koşmadan genel bir mana ifade eder. Yüce Allah Rahman olduğu için ezeli rahmeti umumidir, her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtri kabiliyet ve ihsanlar Allah’ın Rahman oluşundan kaynaklanan oluşlardır. Bu itibarla, içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat, varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebridir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahman’a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kainattaki her şey Rahman’ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah’ın Rahman oluşu göğünden yeryüzüne, canlısından cansızına, inananından inanmayanına bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Fakat bu kadarla kalsa idi, alim ile cahilin, hayat ile ölümün, çalışma ile tembelliğin, itaat ile isyanın, iman ile küfrün, nankörlük ile şükrün, doğru ile eğrinin, adalet ile zulmün hiçbir farkı kalmamış olur ve kainatta iradeyi gerektiren iş ve hareketlerden hiçbir iz bulunmaz, bunların hiçbir önemi olmazdı. Tabiatı rahmetin gereğine mahkum tanırdık, çünkü hiçbir şeyin irade ve seçme hürriyetinden bahsedilmezdi. Bu şartlar altında ise Allah’ın Rahman oluşu mutlak bir kemal ile olmazdı. Bundan dolayı, yüce Allah kendi irade ve tavrını gösterebilmesi için, akıllı ve iradesi olan varlıklar (bunlara insan ve cin diyoruz) yaratmış, rahmetinden faydalanma imkanı vermiş, kötü irade ve çalışmalarına göre nimetlerden mahrum etmekle, onları cezalandırma ve kendi iradesiyle onların iradesi arasında uyum istemekle Rahman oluşunu kemale erdirmiştir. İşte bu durumda, Allah Rahman olmasından başka bir de Rahim olmakla vasıflanmış ve Rahman oluşunun rahmeti kendisine aitken, Rahim olmasıyla rahmetinden irade sahiplerine pay vermiştir. Başlangıçta çalışana, çalışmayana bakmadan varlık alemine göndermek ve o şekilde idare etmek Rahman oluşun bir rahmeti iken, daha sonra çalışanlara çalıştıklarını da ayrıca bağışlamak Rahim oluşun bir rahmetidir. Allah’ın Rahman oluşu mutlak ve genel ümitsizliğe imkan bırakmayan bir mutlak ümit ve lütuftur. Allah’ın Rahim oluşu ise; özel ümitsizliğin cevabı ve özel emel ve maksatlarımızın, çabalama ve faaliyet göstermemizin ve sorumluluğumuzun mükafatı olan bir arzunun sebebidir. Demek ki, Allah’ın Rahman oluşunun karşısında dünya ve ahiret, mümin ve kafir eşit iken, Rahim oluşunun karşısında bunlar açık bir şekilde birbirinden ayrılırlar;

“Bir bölük cennete, bir bölük ateştedir” (42/7)

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah’ın Rahman oluşu mutlak ve genel ümitsizliğe imkan bırakmayan bir mutlak ümit ve lütuftur. Allah’ın Rahim oluşu ise; özel ümitsizliğin cevabı ve özel emel ve maksatlarımızın, çabalama ve faaliyet göstermemizin ve sorumluluğumuzun mükafatı olan bir arzunun sebebidir. Demek ki, Allah’ın Rahman oluşunun karşısında dünya ve ahiret, mümin ve kafir eşit iken, Rahim oluşunun karşısında bunlar açık bir şekilde birbirinden ayrılırlar;

“Bir bölük cennete, bir bölük ateştedir” (42/7)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım