ESMAÜ'L HÜSNA NEDEN ÖNEMLİDİR?

Haz: Mücahid PİŞKİN
iklimayedi@patikalar.net

Esma, ismin çoğuludur. ‘İsim’in aslı “sümüv; yücelik”, veya “vesim; damgalamak” maddeleridir. Mastarı olan ‘sevm’, ‘sema’ ile ilgilidir, ki ‘sema’ yükseltmek anlamındadır; gökyüzüne de yükseltilmiş olan anlamında ‘sema’ denilir. Bu anlamda isim, bir şeyi zihne yükselten işaret veya delil şeklinde tanımlanmıştır. ‘Mevsim’, bilinen yani, isimlenen, zihne yükseltilen demektir. İsim, sözlüklerde ve kavram kitaplarında birbirine yakın olmakla beraber, birçok şekilde tanımlanmıştır. İsim; ‘nefsinde anlama götüren şey’, ‘bir şeyin zihinde doğmasını sağlayan işaret ve alamet’, ‘tek başına anlaşılır bir manaya delalet eden kelime’ dir. Dilbilimciler ismi şöyle tanımlarlar: “Ayrı ve ya fiile ve harfe mukabil olan anlama götüren, kendisiyle hem sıfat, hem zarf, hem de edatın kastedildiği lafızdır.” Kastedilen o manaya veya onun dışta veya zihinde gerçekleşen asıl şekline müsemma denir. Dikkat edilirse, bütün bunlardan, “isim, herhangi bir ‘şey’in manasını anlamaya açılan kapıdır” tanımı rahatlıkla çıkarılabilir.

Mana; muhatabın, ‘şey’le ilişki içerisinde olan’ın neyliğine, nasıllığına bakmaksızın, ‘şey’in sahip olduğu, ihtiva ettiği(gerçek)dir. Anlam ise, her ne kadar ‘şey’le alakalı olsa da, daha çok ‘şey’le ilişkiye girenin, muhatap olan’ın zihninde oluşan, zihninde taşıdığı ‘şey’e dair(gerçek)dir. Durum böyle oldukta, mana ile anlamın her zaman mutabık olmadığı vakıadır. İşte burada, elimizde bu buluşmayı, mana-anlam buluşmasını mümkün/sıhhatli/isabetli kılacak anahtar olarak ‘isim’ler vardır. Sıfatlar da ismin kısımlarındandır. Bunun için isimler, özel isim veya cins isim, veya umuma delalet eden (ilim, cehalet gibi) isim diye kısımlara ayrıldığı gibi zarf isim veya sıfat isim diye de ayrılır. Yüce Allah’ın esma-ül hüsnasında da bu farkın önemi vardır. İsmin, nam anlamı da vardır. “Ben bu işi falan kimse namına yapıyorum” gibi otoriteden haber verir. Kuran’daki bazı ayetlere bakacak olursak;

Siz Allah’ı bırakıp sadece sizin ve atalarınızın taktığı isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm Allah’tan başkasının değildir.” Yusuf-40

Bu ayette, ilah, rab, mabud gibi isimler almaya layık olan Allah olduğu halde, müşriklerin, tağutların bu isimleri bir takım ‘şey’lere verdiği belirtiliyor. Yani insanların bu isimler altında tapındıkları şeyler, bu isimleri almayı hak etmiş olmayıp dolayısıyla bu isimlerle ‘müsemma’ olması mümkün olmayan ’şey’lerdir. ‘Şey’lere müsemma ol(a)madıkları isimleri vermek, itikadi noktada küfür, genel olarak zulümdür.

“Halbuki onlar Allah’a ortak koştular. ‘Bari onlara isim verin’ de. Yoksa siz Allah’a yeryüzünde bilmeyeceği bir şey mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş laf mı ediyorsunuz?” Rad-33

Ortak koştuklarınız necidir, nasıldır, bunu gösterecek isimler verin bakalım, hak edecekler, taşıyabilecekler mi, yoksa boş laf mı etmiş olacaksınız? Onlar bu isimleri taşıyamazlar, o isimler ‘gerçek’ten bir parça haczedemezler, oysa “Celal ve ikram sahibi Rabb’inin ismi mübarektir” Rahman-78 (bu ayetteki isim ile müsemma aynı şey dersek?!)

“Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere arz edip ‘eğer siz davanızda sadık iseniz, şunların isimlerini bana haber verin’ dedi. Dediler ki, ‘biz seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir ilmimiz yoktur. Muhakkak sen her şeyi hakkıyla bilensin. Üstün hikmet sahibisin’.  ‘Ey Adem, bunlara onları isimleriyle haber ver.’ dedi. Bu emir üzerine Adem onlara isimleriyle onları haber verince, ‘ben size, ‘ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim’ dememiş miydim!’ dedi.” Bakara 31-33

Bu isimler nedir, neyi kapsamaktadır? Bununla alakalı bir çok görüş vardır. Bu isimler insanların tanışmalarına, anlaşmalarına sebep olan bütün isimlerdir. Ayrıca, eşyanın duyguları, sırrı, diğer deyimle o duygulardan oluşan ilmi biçimlerdir. Ademoğulları bütün zamanlarda vaki olan öğrenme ve ilerlemelerini (hem fiziki, hem ruhi) esas itibariyle, Adem’in yaratılış bakımından şereflendirildiği bu ‘isim’leri öğrenme özelliğine borçludur. Adem’e ,‘eşya’nın ‘isim’lerini meleklere anlat, emri verildikten sonra Adem  ‘isim’lerin müsemmalarını arz edince, Allah “ben sizin bilmediklerinizi bilirim” diyerek, Adem kıssasının hülasasında, insanın hilafetinin hikmet ve sebepleri ve ona layık olma vesilesi olarak ‘isim’leri anlama, öğrenme, öğretme yeteneği olduğu vurgulamaktadır, ve aynı şeyin eksikliğinin melekleri Rabb’in halifeliğinden uzak ettiğini.

Bütün dinlerde, hayat düzenlerinde, ideolojilerde bir tür ‘tanrı’, ‘yüce güç’ inancı vardır, hatta bir çoğunda bu ‘tek’tir bile, İslam’da olduğu gibi. Bizleri Müslüman yapan, ve dolayısıyla kimilerini kafir, inandığımız ‘tanrı’nı9n sadece ‘bir’ olması değil, ehlince malum olan bir çok sıfatının (isminin) ve bunların tecellilerinin bizce hakkının teslim edilmesidir. Dolayısıyla, İslam’ımızın sıhhatine, teslimiyetimizin derecesine, imanımızın ‘gerçek’liğine dair sorulacak en temel soru, ‘ nasıl bir Allah’a inanıyoruz’ olacaktır. Bunun cevabı da Kuran’da ve sahih sünnettedir, Allah, isimleriyle bize kendini Kuran’da tanıtmaktadır. “En güzel isimler O’nundur”.  ‘Şey’i anlamanın yolu ‘müsemma’ olduğu ismi anlamaktan geçer. Onlarca ayette Allah (CC) isimlerini tesbih etmeyi, anmayı emretmektedir, çoğu ayette kullanılan, ze-ke-ra ve se-be-ha köklerinden gelme fiiller, hatırlama, anlama, bilme, idrak etme manalarındadır, salt tekrar ve terennüm etme değil. Bu şekliyle, Allah (CC)’ı en iyi yine kendi isimlendirmesiyle tanıyabiliriz. Bu ‘yol’un yolcularınınsa en büyük azıkları, Rabb’lerine dair ilimleridir. Rabb’i tanımak kendini tanımaktır, kendini tanımak ise ‘fıtrat’ ile tanışmak, her ‘şey’le buluşmak ve ‘tek’e katılmaktır. ‘Hayat’a doğru yerden bakabilmek ve yaratılış gayesiyle uyum sağlayabilmektir. Esma-ül Hüsna neden önemlidir sorusunun cevabı da işte burada yatmaktadır.  

 

 

 

 

 

 

 

 

Onlarca ayette Allah (CC) isimlerini tesbih etmeyi, anmayı emretmektedir, çoğu ayette kullanılan, ze-ke-ra ve se-be-ha köklerinden gelme fiiller, hatırlama, anlama, bilme, idrak etme manalarındadır, salt tekrar ve terennüm etme değil. Bu şekliyle, Allah (CC)’ı en iyi yine kendi isimlendirmesiyle tanıyabiliriz. Bu ‘yol’un yolcularınınsa en büyük azıkları, Rabb’lerine dair ilimleridir. Rabb’i tanımak kendini tanımaktır, kendini tanımak ise ‘fıtrat’ ile tanışmak, her ‘şey’le buluşmak ve ‘tek’e katılmaktır. ‘Hayat’a doğru yerden bakabilmek ve yaratılış gayesiyle uyum sağlayabilmektir. Esma-ül Hüsna neden önemlidir sorusunun cevabı da işte burada yatmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım