Hatıra


   Kadir gecesi 2004 yılı. Ankara. Kocatepe yollarında dehşet bir kalabalık. Her yer araba ile dolu. Arabaların arasında camiye ulaşmaya çalışan bir sürü de insan. Kalabalığın arasında bir de biz...

Güç bela avluya ulaşıyoruz. Arka kapıda insanlar yığılı, “kitap fuarının içindeki kapıdan girelim” diyoruz. Pek fazla kimse yok, “rahat gireriz”. Kapıdan içeri girme eylemimiz başarısızlıkla sonuçlanıyor çünkü cami, kapı ağzına kadar dolu. Şaşırıyoruz. Yatsı ezanına henüz kırk dakika var. Fuar da boş sayılır. “Dışarı çıkalım” diyoruz. Ama girdiğimiz yerin ters istikametinden. Avlunun öbür tarafına çıkıyoruz. “Aşağı taraflarda bir yerler vardır belki” derken camide neresi varsa kapısının açık ve içerisinin dolu olduğunu görüyoruz. Hayretler içinde kalıyoruz. Cabası koskoca avlunun yarısı insanla örtülü, hem de saf tutmuş insanla. Bir o kadarı da ayakta bekleşiyor. Gözlerimize inanamıyor, şaşkınlığa dalıyoruz. Lakin, seccade boyunda kesilmiş incecik kağıt satıcılarının sesleriyle kendimize geliyoruz. Gördüğümüz kağıtlar “bir milyon TL.” “El insaf” diyoruz. “Başka yere mi gitsek” diye düşünürken eve dönüp muşamba ve üzerine battaniye alarak geri gelmeye karar veriyoruz. Acele ediyoruz. İçimizde bir ses “avluda da yer kalmayacak galiba” diyor bize. Ama “olsun” diyoruz sonra “ne büyük mutluluk olur insanlar sığmasa da yollara dökülseler”.

Muşamba ve battaniye ile döndüğümüzde safların bir yan erkek bir yan kadın ama yan yana kurulmaya devam ettiğini görüyoruz. Muşambamızı yere serip üzerine battaniyemizi koymaya üç çocuk yardım ediyor. Ellerinde bir milyonluk kağıtlar var. Onların üzerine oturacaklar. Muşamba beş kişi alır. Battaniye de dört kişi. Biz iki kişiyiz. İki kişi olduğumuzu ve battaniyemize oturabileceklerini öğrenince “Allah razı olsun” diyorlar. İkisi battaniyeye oturuyor. Diğeri de muşambanın geri kalan kısmına kağıtları üst üste koyup oturuyor. Sonra öğreniyoruz ki kağıtları ikiyüzelli binden almışlar. Ama hala beşyüze ve bir milyon’a satanlar da var. Biz avlunun ortasından geride daha yerimizi yeni yapmışken arkamız önümüz kadar doluyor ve bir sürü insan da hala ayakta.

Ezan okunurken bazıları kağıt olsun bulamadıkları için hüzünle evlerine dönerken bazıları da merdivenlerde dahi saf tutmuş hazır bekleşiyorlar. Kameralar bile gelmiş. “Galiba yirmibeş - otuz bin kişi var dışarıda, içeride girebildikleri yerlerde de bir o kadarı vardır herhalde, aman Allah’ım ne büyük rakam” diyoruz içimizden.

Namaz kılınırken sanki etrafta başka hiçbir ses yokmuş gibi berrak ulaşıyor imamın sesi kulaklarımıza. Yumuşak olan hava esmeye başlayınca biraz biraz üşüyoruz ki, ayağımızın altında battaniye serili. Bir de incecik kağıtlarda duranlar var, onlar daha fazla üşüyor olmalılar. Lakin hiç kimse halinden şikayetçi değil!

Üşüyoruz ve mutluyuz. Ankara’da böyle bir şey görmedik çünkü evvelden. İçeride sıcak sıcak otursaydık daha mutlu olamazdık herhalde.

Namaz bitiyor, fatiha okunuyor. Battaniyemizdekilerle helalleşiyoruz.

Millet ayağa kalkıp da aşağı iniş kapılarında sıkışma yaşanınca olayın büyüklüğü daha da belirginleşiyor. Caddeye inmek için epey bekliyoruz.

“Bu gece kesinlikle Kadir Gecesi” diye düşünüyoruz merdivenlerde. Gecenin sevincini paylaşmak ve inanamadıklarımızı anlatmak için Kızılay’a iniyoruz. Anlattıklarımız üzere herkes şaşırıyor ve mutlu oluyor.

Eve dönerken bir üst geçitte komünist tipli kemancı, her zaman metal müzik çalmaya çalıştığı yerde bu gece Çağrı’nın film müziğini çalıyor. Başarılı olduğu söylenemez. Ama bu da çok ilginç. Daha da ilginci normalde kendi müşterisini çaldığı için kemancıya söven sarhoş adam, sazı bir yanında dikili, öbür yanında kendinden uzak şarap bardağı, başını önüne eğmiş sanki hüzünlenir bir edayla kemancıyı dinliyor.

Şaşkınlığımız, gülücüklerimize yansıyor. “Bu kesinlikle bir mucize, bu kesinlikle Kadir Gecesi” diyoruz bir daha.

Evet bu bir mucize şahadet ediyoruz. Bilimin hiçbir yönüyle, açıklama getiremeyecekleri kalplere doğan bu mucizeyi bize yaşattığı için Allah’a şükrediyoruz.

Kalplere doğan ama onlara sığmayan bu mucizeyi hep hatırlayacağımızın sevinciyle evimize giriyoruz.

Ve dua ediyoruz: “Allah günahlarımızı bağışlasın.”

Ezan okunurken bazıları kağıt olsun bulamadıkları için hüzünle evlerine dönerken bazıları da merdivenlerde dahi saf tutmuş hazır bekleşiyorlar. Kameralar bile gelmiş. “Galiba yirmibeş - otuz bin kişi var dışarıda, içeride girebildikleri yerlerde de bir o kadarı vardır herhalde, aman Allah’ım ne büyük rakam” diyoruz içimizden.

..: ANASAYFA :..

Patikalar © 2004


Edi-Tar