Kültürümüzün
temel taşlarından birisini teşkil eden Kastamonu, geçmişten
bu yana pek çok uygarlığa kucak açmış ve uygarlıkların
izlerini asırlar boyu sînesinde saklamıştır. Tarihin ilk
dönemlerinden beri Etiler, Lidyalılar, Doğu Roma ve Osmanlı
İmparatorluğu gibi devletler, bu bölgede hâkimiyet kurmaya
çalışmış, bunun sonucunda da bölge tarihi dokusu içerisinde
önemli bir kültürel merkez haline gelmiştir.1
Edebiyatımızın
İslâm uygarlığı çerçevesinde gelişen ve bugün “Klasik
Edebiyat” ifadesiyle belirttiğimiz sürecin yansımalarını,
geçmişten günümüze kültürel bir köprü oluşturan bu
şirin Anadolu kentinde bulmak mümkündür.
Bu
yazımızda Kastamonu’nun dîvan şiirine olan katkılarını
incelemeye çalışacağız. Osmanlı Devleti’nin önemli
sancaklarından birisi olan Kastamonu, kültürel zenginliğini,
dîvan şiirine kazandırdığı sanatçılarla ortaya koymuştur.
Bugün geçmişin koridorlarını bizlere açan Şuarâ
tezkirelerine ve bu yöndeki eserlere baktığımızda, gerek
Kastamonu’da, gerekse çeşitli sebeplerle burada yaşamını
sürdüren bir hayli divan şairinin varlığına tanık
oluyoruz.
Sehî’nin
sadece Tâli’î, Latîfî ve Sun’î’yi Kastamonulu göstermesine
karşılık Latîfî’nin, övüp bağlandığı şehrinden gösterdiği
şairler hayli kalabalıktır.2 Latîfî sonraki dönemlerin
tezkire yazarlarınca, bu tavrından dolayı yer yer eleştirilse
de, devrine kadar Kastamonu’da yetişmiş pek çok şairi
edebiyat dünyasına kazandırmakla önemli bir görevi yerine
getirmiştir.
Burada
zikredeceğimiz şairlerin ortak yönü şiirle
ilgilenmeleridir. Bununla birlikte toplumsal yapıdaki
konumlarına baktığımızda kadı, şeyhülislam, âlim, müderris,
müfti, nişancı, kazasker, müneccim, nâib, sipahi, kâtip,
nakkaş, kethüdâ gibi çeşitli meslek erbabından kimseler
olduğu görülmektedir.3
Kastamonu’da
doğup yetişmiş, görevleri gereği burada yaşamış, ya da
yaşamlarının büyük bir bölümünü burada geçirmiş,
sonuçta Kastamonulu olarak adlandırabileceğimiz dîvan
şairlerinden tespit edebildiklerimizi alfabetik sırayla açıklamak
istiyoruz:
ÂFİTÂBÎ:
Doğum yerini Sehî Tosya, Âşık Çelebi, Hasan Çelebi ve
Riyâzî Merzifon, Latîfî ve Âlî ise Amasya olarak
vermektedirler. II.Bayezid Amasya’da şehzâde iken musahibi
olmuş, şehzâde Ahmed’in de hizmetinde bulunmuştur.
Tasavvufa yönelmiş ve Amasya’da vefat etmiştir.4 Latîfî’ye
göre renkli ve güzel şiirleri bulunmaktadır:5
Matlâ:
Yine diş yarası var sîb-i zenahdânında
Yine şeftalü yemişler gibi bostânında
Diğer:
Dilde kim sûz ola ney gibi nefesden bilinir
Hanenin şenliği içindeki sesten bilinir
ANDELÎBÎ:
Kastamonuludur. Hasan Çelebi ve Âşık Çelebi daha belirsiz
bir ifade ile Anadoludan olduğunu söylemekle yetinir. İstanbulda
imamlık yapmıştır. Sesinin güzelliğinden dolayı Bülbül
Hasan sanıyla tanınmış ve bu yüzden de Andelîbî
mahlasını kullanmıştır. Kaynaklar şiirlerinin değersizliği
konusunda birleşmektedirler.6
ÂRİF:
Babası tanınmış kadılardan Kastamonulu Sâlim
Efendi’dir. Reisü’l-küttâb Ârif Efendi sanıyla tanındı.
Üçüncü defa nişancılık görevinden azledildikten sonra
18117de öldü. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan şâirin
bir de divanı bulunmaktadır.7
Matlâ:
İnayet her kime yüz tutsa isyânı nikâb olmaz
Güneş doğduk da zîra perde-i zulmet hicâb olmaz.8
ÂRİF
MEHMED EFENDİ: Kastamonu’da doğmuş, sonrada Hoca Neş’et
Efendi’ye intisab etmiş ve İdris Ağa’nın kâtibi olmuştur.
Hâcegân rütbesine ulaşmış, dîvan tezkireciliği, padişah
kethüdalığı, Yusuf Ziya Paşa sadaretinde rûz-nâme hocalığı
ve çavuşbaşılık yapmış, nişancı olmuştur.9
BEYÂNÎ:
Kastamonu’da doğan şair hayıtını kâtiplik yaparak geçirdi.Hat
sanatında tanınmış olan şair, Yavuz Sultan Selim devrinde
ölmüştür. Şiirlerinde cinas sanatını bol ve ustalıkla
kullanmıştır. Latifelerinde hatır göze olup, çirkinlik
ve mizaha kaçmamıştır. Son derece yetenekli ve olgun bir
genç olarak tanınmıştır.10
Matlâ:
Dedim yolunda can versem hey âfet
Geçer mi minnete dedi ne minnet
CÂMÎ:
Kastamonu’da doğdu. Gezgin bir derviş olarak pek çok
diyar gezdi. İran’a giderek Molla Câmî ile görüştü ve
bir süre onun hizmetinde bulundu. Çok az konuşması ve
halktan uzak yaşaması, mescit ve imaretlerde yatıp kalkması
ile dikkat çekmiştir. Hasan Çelebi şiirlerini değersiz
bulmaktadır.11
Matlâ:
Nice bir nefse uyup bu sege segbânlık edem
Yeridir fakr u fenâ mülküne sultanlık edem12
DÂÎ:
Kastamonu’da doğan şair, cami görevlisi olarak çalışmıştır.
Fatih döneminde yaşamış ve İstanbul’un fethinde bulunmuştur.
Şiirlerinde ilk dönem şairlerin yolunu izlemiştir.
Duahanların okuduğu duaların çoğu onun eseridir. Matlâlarının
çoğunda ya îham ya da cinas sanatını kullanmıştır.13
Matlâ:
Darb-ı âhım o kadar silleledi ey mâh göğü
Haşre dek döner ise gitmeye bir zerre göğü
DİLÎRÎ:
Kastamonu sancağında yetişmiş bir sipahidir. Kanuni devri
şairlerinden olup mertliği ve cesurluğu ile tanınmıştır.
Sipahi edası taşıyan gazelleri ve yiğitçe söylenmiş pek
çok şiiri bulunmaktadır.14
Matlâ:
Arsa-i aşk ey gönül merdâneler meydanıdır
Kelleler topu o meydanın kılıç çevgânıdır
FÂHİR:
Kastamonu’da doğdu. Asıl adı Ahmet’tir. Öğrenimini
tamamladıktan sonra müderrislik yaptı. Râmiz’in
tespitlerine göre döneminde şiir ve inşâsıyla tanınmıştır.15
FERİDE
HANIM: Baharzâde kerimesi Kastamonulu olup 1837 de doğmuştur.
Babasında arapça ve Farsça dersleri almış, hat sanatıyla
uğraşmıştır. İcazet aldıktan sonra 8-10 kadar Kur’an
ve bir o kadar da Muhammediye yazmıştır. 16 yaşında
Kastamonulu Ali Ârif Efendi ile evlenmiş, eşinin rahatsızlanarak
dört yıl sonra ölümüyle kendini okumaya ve ilmî çalışmalara
adamıştır.1903 yılında 68 yaşındayken Kastamonu’da ölmüştür.16
Matlâ:
Fikr idüp baht-ı siyâhım katî yandım bu gece
Cevr-i dil-dâr ile cânımdan usandım bu gece
DERVİŞ
AHMED: Derviş Ahmed ya da Ahmed el-Garbî mahlasıyla şiirler
yazmış olup Tosyalı olduğu rivayet edilmektedir.12.yy.da
yaşadığı divanındaki bazı kayıtlardan anlaşılmaktadır.
16 yaşında taundan vefat eden oğlu için hece ve aruzla
mersiyeler yazmıştır. Bu mersiyelerden eşinin oğlundan önce
öldüğü, bir kızıyla bir oğlunun kaldığını ve sıkıntı
içinde yaşadıklarını anlıyoruz. Bâki ve Nâbi’nin
birer gazelini tahmis etmiş olan bu şâirin aruzla yazdığı
şiirler oldukça başarılıdır.17
İZZET
EFENDİ: Tosyalı, mârifet sahibi bir zattır. Eğitimini İstanbul’da
almış, şehzadelere hat sanatı hocalığı yapmıştır. Ârifâne
ve mutasavvıfâne şiirleri bulunmaktadır. Hüner ve zerafet
sahibi bir kişi olan şair, neyzenlikle de tanınmıştır.
Avamil Mu’ribi ve Keşfü’l-İrab gibi eserleride bulunan
şair, mûsiki sanatında “tarz-ı cedîd” adlı
bir makamın da mucididir. Aynı makamın peşrevi de
kendisinindir.18
Matlâ:
İzzetâ dem de geçer gam da geçer âlemde
Vaktini hoş geçirip şöylece eğlenmelidir
Diğer:
Terk eyle mâsivâyı gözet sırr-ı vahdeti
Benlik hayâlin eyleme zinhâr sen sen ol
FERRUHÎ:
Kanuni döneminde yaşayan Ferruhî, Kastamonu’da doğdu.
Halinden memnun, güleç yüzlü bir mizaca sahip olan şair,
görmüş geçirmiş, feleğin sillesini yemiş, laubali,
tuhaf bir kişiliğe sahipti. Halk arasında tanınmış bazı
matla ve kıtaları bulunmaktadır.19
Matlâ:
Âlemin çün güzerânüzre durur ayş-ı demi
Beni mesrûr u melûl etmeye zevk u elemi
FUÂDÎ:
1560 yılında Kastamonu’da doğmuştur. Asıl adı Ömer
olduğu için Ömer Fuâdî olarak da bilinmektedir. Şiirlerinde
Fuâdî mahlasını kullanmıştır. Şeyh Şa’bân-ı
Veli’nin müntesiplerinden Himmet Dede’nin oğludur. Çocukluk
yıllarını Şa’bân-ı Velî’nin sohbetlerine katılarakgeçirmiştir.
İlk tahsilini Kur’an mektebinde yaptıktan sonra medreseye
devam etmiş, Arapça ve Farsça’yı bu dillerde ilmî, edebî
ve tasavvufî eserler verecek düzeyde öğrenmiştir.
Önceleri
müfti müsevvitliği yaptıktan sonra Abdülbâki Efendi’ye
intisap etmiş, onun vefatıyla da seyr u sülûkunu Muhiddin
Efendi’den tamamlamıştır. On yedi yıllık müridlik
hayatının sonunda Şa’baniyye tekkesine şeyh olmuştur.
Bu süreçte pek çok hizmetlerde bulunan şair 1636 yılında
vefat etmiştir.
Sanatında
öğretici unsurları ön planda tutan Fuâdî, nazım ve
nesir otuza yakın esere imza atmıştır. Şa’bâniliğin
tanınmasında çok önemli bir yeri olan sanatçı, âşıkâne
söylediği şiirleriyle de devrinde ses getirmiştir.
Eserlerinde daha çok mutasavvıf kimliğini ön plana çıkaran
sanatçı, Kasîde-i Pendiyye gibi şiirlerinde, devrin aksaklıklarını,
bozulan ve yozlaşan yönleri, sebep-sonuç ilişkisi içinde
sorgulamakta herhangi bir sakınca görmemiştir.
Halvetîlik
içinde yetişip yoğrulan Fuâdî’nin şiirlerindeki en önemli
yapı tasavvufi söyleme dayanmaktadır. O, hayal unsurlarından
çok reel dünyadan aldığı kesitlerle meramını anlatma
yoluna gitmiş, bunda başarılı da olmuştur. Şiirlerindeki
akıcı söyleyiş bizlere, asırların gerisindeki Yunus’u
çağrıştıracak derecededir. Bu türden beğendiği şiirleri,
eserlerinin çoğunda yer almaktadır.20
Matlâ:
Gitti cismim geldi bir can yerine
Gitti cânım geldi cânân yerine
Diğer:
Mûra basma seni mârân ısırır
Körpe incitme ki arslan ısırır
Kıblenin ehlini tekfîr etme
Kâ’be hakkı seni kaplan ısırır
Gülü bülbülden ayırma zinhar
Elini hâr-ı gülistân ısırır 21
FÜNÛNÎ:
Kastamonu’da doğan şair, başkalarına ait şiirleri çalmakla
tanındı. Kendisine ait mesnevilerin de olduğu
bilinmektedir.22
HÂKÎ:
Kastamonu’da doğdu. İlk dönem Osmanlı şairlerindendir.
Çandarlı İsmail Bey döneminde yaşadı. Divanı halk arasında
meşhurdur.23
HALÎMÎ:
Kastamonu’da doğup yetişen şairlerdendir. Öğrenimini
bitirdikten ya da yarıda bıraktıktan sonra İran’a gider.
Dönüşünde Trabzon valisi olan Yavuz Sultan Selim’in
musahibi ve hocası olur. Padişahla birlikte Mısır seferine
katılır. Şam’da ölen şairin cenazesinde Yavuz Sultan
Selim bizzat hazır bulunur. Hoş sohbet, Arap ve Fars
edebiyatlarını iyi bilen Halîmî, muammâ çözmede ustaydı.
Nazik gazelleri ve güzel şiirleri bulunan şair, şiirlerini
kimseye göstermeyip sakladığından dolayı şair olarak
devrinde pek tanınmamıştır.24
Matlâ:
Ol mihr-i ruh ki halkı yakan hüsnü tâbdır
Germ olmasın mı yer yüzünün âfitâbıdır
HAMDÎ:
Kastamonu’da doğan şair, fakih, bilge ve dindar kişiler zümresindendir.
Latifî’nin dedisidir. Fatih dönemi şairlerindendir. Zamanında
çok tanınıp okunmuş ama sonradan unutulmuştur. Şiirleriyle
tanına ilk Hamdî budur. Çok sayıda kaside ve gazeli ile mürettep
divanı vardır.25
Matlâ:
Pertevinden yüzüne kimse nigâh eyleyemez
Nazara ol eseri mihr ile mâh eyleyemez
HARÎRÎ:
Kastamonu’da doğdu. Dönemin önde gelenlerinden ve söz
sultanlarının da en önemlilerindendir. İyi bir inşâ
ustası, tarih düşürücü ve sanatın her alanında mükemmel
ve iyi yetişmiş biridir. Zor muammâların çözülmesinde,
Arapça ve Farsça karmaşık, anlaşılması güç muhayyel
beyitlerin anlaşılmasında büyük maharet sahibidir.
Kanuni’nin fetihlerini de yazan Harîrî’nin gazel söylemede
pek o kadar mahareti ve yeteneği yoktu.26
HASÎB:
Kastamonu’da doğmuş ve Hüseyin Ferdi adlı bir şair
tarafından yetiştirilmiştir. Divan kâtibi, Mısır
muhasebecisi ve Baltacı Mehmed Paşa’nın vezirliği sırasında
baş mukataacı oldu. Ali Paşa’nın Petervaradin sonucunu
önceden fal yoluyla söylediği için Bozcaada’da
hapsedildi. Söylediklerinin çıkması üzerine serbest bırakılıp
görev verildi. Mora defterdarı iken öldü.27 Görevinden alınıp
yerine Ördek İsmail efendi getirilince, vezir Ali Paşa’ya
kızgınlığının ifadesi olan sert bir kaside yazmıştır.
Aşağıdaki beyit bu kasideden alınmıştır:28
Beni
kaz avlayup Ördek Efendi yerime geçmiş
Gönül
şir-pençe-i şâhin ki gam da bestedir hâlâ
İZZÎ:
Kastamonuludur. Asıl adı Numan olup Şeyh Abdülaziz-zâde
Efendi’nin oğludur. Medine’ye gitmiş ve orada otuz yaşlarındayken
ölmüştür.29
KIYÂSÎ:
Kastamonu’da doğmuş olup Âşık Çelebi, Hasan Çelebi ve
Âlî’ye göre asıl adı Kıyas, Riyâzî’ye göre ise İbrahim’dir.
İstanbul’da öğrenimine başlamışsa da tamamlayamamıştır.
Önce sipahi olan Kıyâsî, Saçlı Emir’in ölümünden
sonra mülazım olmuştur. Naiblik, müderrislik ve kadılık
görevlerinde de bulunmuş olup çeşitli şiirleri
bulunmaktadır.30
Matlâ:
Hâkin gubârıyım senin ey gonca-leb nigâr
Anma beni ki hâtırına gelmeye gubâr
LATÎFÎ:
1490 yılında kendi ifadesiyle “cennete benzeyen yöre”
olarak tasvir ettiği Kastamonu’da ddoğdu. Asıl adı Abdüllatif
olduğu için Latîfî mahlasını kullanmıştır.Öğrenimini
gördükten sonra kâtip ve muhasip olmuş, bazı imaretlerde
görev yapmıştır. III.Murad devri başlarında Mısır’da
ölmüştür.
Latîfî
Anadolu sahasında ikinci örnek olan şairler tezkiresini
yazmıştır. Bu eser, türürnün en başarılı örneklerinden
birisi olarak görülmektedir. Tezkiresinde kendine de yer
vermiş, şiir ve şair hakkındaki görüşlerini açıklamıştır.
Latîfî’nin bunların dışında divanı ve çeşitli
eserleri de bulunmaktadır.31
Beyt:
Gele bir dem dala toprak dehânım
Çürüye sebzeler gibi lisânım
LÂYİHÎ:
Kastamonu’da doğmuş ve öğrenimini tamamlayarak danışmend
olmuştur. Ticaret hayatına atılmış ve gemiyle
Hindistan’a giderken boğularak ölmüştür.32
MAHVÎ:
Kastamonu’da doğan Mahvî, köylü olmasına rağmen iyi
bir öğrenim görerek kendisini yetiştirmiştir. Mülazım zümresinden
olup oğlu ile karşılıklı şiir söyleşirdi. Âşıkane söylediği
şiirleriyle tanınmıştır.33
MUSTAFA:
Tosya’da doğmuştur. Küçük Mustafa Efendi sanıyla tanınmıştır.
Doğduğu şehrin adı Tusiyye’den geldiği için bazı şiirlerinde
Tûsî mahlasını kullanmıştır. Arapzâde Efendi’den mülazım
olan Mustafa, Semâniye medresesinde de müderrislik görevinde
bulunmuştur.Dönemin tanınmış şairlerindendir. Enteresan
ve az görülen ilmî olayları ve acayip latifeleri bir
kitapta toplamıştır.34
MUSTAFA
ÇELEBİ: Tosyalı olup âlim ve şâir bir zattır.
“Ahlaku’s-Saltana” adında ahlâki bir eseri,
“Selciye” manzumesi ve bazı şiirleri vardır. 1595’te
vefat etmiş olup İstanbul’daki Kurşunlu türbede medfun
bulunmaktadır. Şiirlerinde Tûsî mahlasını kullanmıştır.35
Matlâ:
Ser-i kûyunda olursa no’la eşkim sâil
Su gibi ol bûy-ı servalçağa oldu mâil
NÂDÎ:
Kastamonu’da doğmuştur. Öğrenimini tamamladıktan sonra
kâtip olarak çalışmış, III.Ahmed’in sadrazamı Arabacı
Ali Paşa’ya baş tezkireci olarak tayin edilmiştir.
Zamanla defterdarlık, Kahire’de bazı vezirlere divan
efendisi, rikap kaymakamı, Mehmet Paşa’ya tezkireci ve
Basra valisi Ahmet Paşa’ya kethüda olarak görev yaptı.1622
yılında Basra’da yaşamını yitirdi.36
Matlâ:
Ey perî gülçîn-i bâğ-ı vuslatın kimdir acep
Bî-tekellüf nâilî cemiyyetin kimdir acep
NEŞÂTÎ:
Kastamonu’dan yetişen tımar sahibi şairlerden biridir.
Emsalleri arasında parmakla gösterilen şairlerden
birisidir. Sanatın çeşitli dallarında ehildir. Beğenilen
çok sayıda gazel, kaside ve şiirleri bulunmaktadır.37
Matlâ:
Şevk-i la’linle dîde kan ağlar
Mey içip kati mest olan ağlar
NİHÂNÎ:
Kastamonu’da doğan Nihânî kadılık görevinde bulunmuş
ve gördüğü bir rüya üzerine bu görevinden ayrılmıştır.
Mükemmel bir divan sahibi olan şair, Kanuni dönemi şairlerindendir.
Şiirlerinde mutasavvıf yönü belirgin olarak göze çarpmaktadır.
Aşağıdaki beyitler onun şiirlerindendir:38
Sûfilik
tâc ile abâ oldu
Hayf kim marifet hebâ oldu
Dâniş
ü fazlı ehl-i ilm olanın
Kaba dülbend ile kabâ oldu
Ümerâ
kapısında anın için
Ulemâ abd-ı müşterâ oldu
NÛRÎ:
Kastamonulu olup kadılar zümresindendir. Eyüp’teki Dârü’l-hadîse
ilk defa müderris olan Arap Çelebi’nin babasıdır. Fatih
devrinde yaşamış ve üç dilde şiir söylemiştir.
Eserleri ve şiirleri zamanla unutulmuştur.39
Matlâ:
Niceleri bu menzili cây-ı ikâmet sandılar
İşbu hâristân-ı dehri bâğ-ı cennet sandılar
RÂTİP:
Tosya’da doğmuş olup, asıl adı Seyyid Ebu Bekir
Efendi’dir. Öğrenim görüp kâtip olmuş ve hâcegân sınıfına
katılmıştır. Hayatının sonlarına doğru Rodos’a sürgün
edilen şair orada 1800 yılında ölmüştür.Nakşıbendi
tarikatına mensup olan Râtib’in divanı bulunmaktadır.40
SA’Dİ
ÇELEBİ: Kastamonu’da doğmuş, iyi bir öğrenim görerek
Samsunizâde Mehmed Efendi’den mülazım, müderris ve kadı
olmuştur. Sahn müderrisliğinden İstanbul kadılığına ve
oradan da şeyhülislamlığa yükselmiştir. Beyzâvî
tefsirine ve Hidâye’ye şerh yazmış, şiirle ilgilenmiştir.
Devrindeki yakınmaları dile getiren şu gazel onun inci saçan
şiirlerindendir:41
Gazel:
Âleme doldu meserret lîk ben şâd olmadım
Âh kim ben bende bir dem gamdan âzâd olmadım
Ben
nice alam arûs-ı baht u devletten murâd
İki kadı askerin birine damad olmadım
Ömrümü
kesb-i fezâilde abes harc eyledim
Cehl ile ünvân bulup âlemde dil-şâd olmadım
Matlâ:
Sanma bu devri fâzıl u kâmil zamanıdır
Öldü cihanda fazl işi câhil zamanıdır
SENÂYÎ:
Kastamonu’da doğdu. II.Mehmed döneminde camide na’t-hân
görevini yaptığından “Senâyî” mahlasını almıştır.
İyi bir lügatçi, Farsçacı ve güzel şarkı söyleyen
biriydi. Şiir alanında ise fazla yetenekli değildi.42
Matlâ:
Haddine benzemeyeydi güle kem derler idi
Zülfüne benzemese sünbüle kem derler idi
SIDKÎ:
Tosya’da doğan Sıdkî’nin asıl adı Mustafa Paşa’dır.
Önce divanda kâtiplik yapan şair, sonra sırasıyla
tezkireci, reisü’l-küttâp ve nişancı olarak çalışmıştır.43
SUN’Î:
Kastamonu’da doğan şair Necati’nin öğrencilerinden
olduğu için Necâti Sun’îsi diye tanınmıştır. II.Bayezid’in
şehzadelerinden Sultan Mahmud’un divan kâtibi, onun ölümünden
sonra da oğlu Sultan Orhan’a nişancı olmuştur. Kaside ve
matlaları güzel olan şairin pek çok şiiri bulunmaktadır.
Ama eserleri ziyan olduğu için pek tanınmamıştır.44
Matlâ:
Niçin gider gözümden kaddi hayâli anın
Yerinde su mu çıktı o serv-i dil-sitânın
Gazel:
Ey dost çünki gördü cemâlin ayân uyûn
Şerh eylemekte oldu anı bu zebân zebûn
İns
ü perî n’olur ki bu hüsn ü bu lutf ile
Görse cemâlini ola hûr-i cinân cünûn
İncinme
cevr-i dehr-i cefâ-pîşeden gönül
Dûnân bülend olur dahi ferzânegân nigûn
ŞÂNÎ:
Kastamonulu bilgin şairlerden tanınmış biridir. Kemalpaşazâde’den
mülazım olmuştur. Bağdat seferine katılmış ve canını
Kasr-i Şirin’de vermiştir. Nükteci bir mizaca sahip olan
şairin şiirlerinde de bu özellik gözlenmektedir. Şirin’in
hikayesini nazmettiği Ferhatnâme adlı bir esri bulunmaktadır.45
Gazel:
Ey felek meylin eğer câhil ü nâdâna ise
Ben dahi tâ o kadar kâmil ü dânâ değilim
Bana
bu cevr nedir sâhib-i irfân sanıp
Ehl-i fazl anladın ise beni hâşâ değilim
Echel-i
dûn u denîyim bana da bir nazar et
Gayriden humk u belâhette de ednâ değilim
İmtihan
eyle beni cehl ile gelsin cehele
Ki gabâvette bugün kimseye hemtâ değilim
Mansıb
olmak nic’olur göstereyim cühhâle
Cehl ile şimdi hele dahi tüvânâ değilim
ŞÂVUR:
Bu da Kastamonu’dan ve kadı şairler grubundandır. Necâti’nin
öğrencisi olup müderrislik ve kadılık görevlerinde
bulunmuştur. Kanuni döneminde ölmüştür. Şiir ve
musikide ustadır. Şiirleri Necâtî tarzındadır. Gazel müfretleri
de bulunmaktadır:
Matlâ:
Gözlük tutarım görmeyeli rûy-ı nigârı
Dört oldu gözüm yol gözedir görmeye yârı
Diğer:
Dolup gül yüzlü dilberlerle meclis döndü gülzâra
Güle yer yok meğer yapıştıram penbeyle dîvâra
Şâvur’un
her ne kadar mizacı, sağlığı ve huyu yerli yerinde ise de
ayakları biraz yere eğri basmaktaydı,yani topaldı.
Kastamonu’nun Araç ilçesine kadı olduğu zaman Taliî şaka
yoluyla şu beyiti söylemiştir:
Beyt:
Şâvur-ı a’rec kim bugün akzâ’l-kuzât olmak diler
Bin yıl ki tahsîl eyleye Araç anın mi’râcıdır
Şâvur ise bunu şöyle cevaplamaktadır:
Ta’n eyler imiş bana ayaksız diyu câhil
Nola ayagım yoğ ise her fende elim var46
ŞEMSÎ:
Kastamonu’da doğan Şemsî, Cenderecizâde olarak tanımıştır.
Muhiddin Şemsî Efendi olarak da bilinmektedir. Meşhur
sadrazam Hayrettin Paşa ahfâdındandır. Gençliğinde
ticaret için İran’a gitmiş, dönüşünde ise Fatih ve
Bayezid’e defterdar olmuştur. Üç dilde şiirleri olan Şemsî,
1492 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve Süleymaniye türbesi
kabristanına defnedilmiştir.47
Matlâ:
Vâr iken gülzâr-ı hüsnün gülsitâna bakmazam
Mihr-i ruhsârın dururken âsumâna bakmazam
Gazel:
Güzelden umulan budur safâ pehlûya sarmaktır
Güzellik olmadan zâyi’ sezâ pehlûya sarmaktır
Marîz-i
aşka çün verdi tabîb-i leblerin şerbet
Velî kanun-ı hikmette şifâ pehlûya sarmaktır
Ne
hoş hıfz eylemiş Şemsî kelâmullâhı sadr-ı yâr
Anın gibi güzel sadr-ı revâ pehlûya sarmaktır
ŞEMSÎ:
Kastamonulu kadı şairlerdendir. Molla Şemsî-i Edvârî
olarak tanınan Şemsî, Necâti’nin takipçilerindendir. Özellikle
musiki konusunda eser ve beste sahibidir.48
Matlâ:
Atma tîr-i gamzeni peykân-ı dilden jeng alır
İşidicek hem yaşım bu mâcerâyı renk alır
ŞEMSÎ:
Kastamonu’da doğdu. Camide na’t okumakla görevli bir zat
idi. Kanuni döneminin ilk zamanlarında ölmüştür. Musiki
ilminin ustası ve eşsiz bir besteciydi. Şiir ve muamma çözmede
de yetenekliydi.49
Matlâ:
Vermesin hatt-ı ruhun âyine-i kalbe keder
Ol gubârı koma mir’ât-ı izârında gider
ŞEYDÂ:
Riyâzi Kastamonu’da, Ahdî Rumeli’de, diğer kaynaklarda
ise İstanbul’da doğduğu ileri sürülmektedir.
Manisa’da oturdu. Âşık Çelebi’nin has öğrencisi ve kâtibi
olduğu için Âşık Çelebi şeydâsı olarak tanındı. Şeyhî
Efendi’den mülazım oldu. Kanuni dönemi şairlerindendir.
Çok şiir yazmış olan Şeydâ, divan sahibidir.50
TÂLİÎ:
Kastamonu’dandır. Şiir alanında söz sultanı ve herkesin
beğendiği bir kimsedir. Latîfî, Necâtî’ye denk bir şair
olarak göstermektedir. Şiirlerinde atasözü ve deyimleri
kafiye yapmış ve o güne kadar kullanılmayan redifleri
kullanmıştır. Şiirlerinde tercüme, çalıntı, alıntı
ve tazmin yoktur. Sultan Selim devrinde İstanbul’da yeniçeri
katibi olmuştur.51
Matlâ:
Akl durmaz gece gündüz let urur beynimize
Ki kudûret bıraka aşk ile mâbeynimize
TÜRÂBÎ:
Kastamonu’da doğan şair, Şeyhî’nin muasırlarındandır.
Çeşitli konularda kendini yetiştirdikten sonra tasavvufa yönelmiştir.
Hadis ve tefsirle uğraşmış, vaizlik yapmıştır. Mezarlıklarda
yatıp kalkan şair, tekke duvarlarına yazılar yazmıştır.
Sehî, Sultan Cem’e hoca olduğunu ve hazineden maaş aldığını
söyler. Şiirleri didaktik ve tasavvufidir.52
Matlâ:
Var mıdır bir sır Hudâdan anda ki sır olmaya
Kâfir ü mü’minde ey dil görme bir şahsı tehî
ZAÎFÎ:
Kastamonu’da doğmuştur. Asıl adı Mehmed Çelebi olup
Hocazâde sanıyla tanınmıştır. Danışmentliği sırasında
üne kavuşmuştur. Âlim şairlerden biri olup, ilmî çalışmalarını
bırakıp Nakşıbendi tarikatına girmiştir.53
Matlâ:
Cân u dil vaslından özge bir temennâ bulmadı
Dîde dîdârından özge bir temâşâ bulmadı
ZEYNEP:
Kastamonu yöresinde yetişmiş, kadınlar arasında az
rastlanan meşhur biridir. Son derece yetenekli bir yapıya
sahipti. Farsça ve Türkçe şiirler yazıp Sultan Mehmet adına
Divan tertiplemiştir. Aşağıdaki tanınmış gazel de
onundur:54
Gazel:
Keşf et nikâbını yeri göğü münevver et
Bu âlem-i anâsırı firdevs-i enver et
Depret
lebini cûşa getir havz-ı kevseri
Anber saçını çöz bu cihânı muattar et
Hattın
berat yazdı sabâya dedi ki tez
Var milket-i Hıtâ ile Çîn’i musahhar et
Âb-ı
hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender et
Zeyneb
ko meyli zînet-i dünyaya zen gibi
Merdâne var sâde dil ol terk-i zîver et
Sonuç
olarak yukarıda biyografilerine yer verilen şairlerden de
anlaşılacağı gibi Kastamonu, kültür ve edebiyat
tarihimizin teşekkülünde önemli bir misyon üstlenmiştir.
Asırların getirdiği kültürel mirasın birikimi olarak algıladığımız
bu tür yansımalar, edebî hayatımız açısından son
derece önemlidir. Kastamonu kültürel fonksiyonunu, geçmişte
olduğu gibi bugün de tarihi sorumluluğu ve bilinci içinde
yerine getirme çabasını sergilemektedir. Bu çabalar
sonucu, hem bu şirin Anadolu kentinin kültürel kimliği
yeniden şekillenecek, hem de millî kültürümüze önemli
katkılar yapılacaktır.