ŞİMDİKİ ZAMANIN İZİNDE
Selahattin YUSUF

Haz: Beytullah ÖNCE
beytix@patikalar.net

Birey Yayıncılık, Kasım 2000

"Şimdi, 'Zaman' deyince eli silaha atacaklar, filozoflardır.
'Zamanımız' deyince de hemen herkesin müdahale edecek gücü vardır. Ancak 'zamanımız' hakkında en tuhaf, un uçuk sözü bana kalırsa bir çok yıl önce yaşayan Shakespeare söylemiştir: 'Zaman çığrından çıktı!'"

Selahattin Yusuf'un yaşadığımız zamanın izini büyük bir titizlikle sürdürürken, elde ettiği bazı ipuçlarını, biz okuyucularıyla paylaştığı kitabı 'Şimdiki Zamanın İzinde', 1996-2000 yılı arasında bir gazete köşesinde yayınlanmış yazılardan seçilmiş bulunuyor. Kitapta yer alan yazılar, köşe yazısı olması sebebiyle, gittikçe kâbusa dönen soru(n)larımızı detaylı olarak anlatmasa da; okuyucu, yazarın genel soru(n)larımız hakkında detaylı bir gözlemden sonra elde etmiş olduğu kanaatlerle yüz yüze geliyor. Hakan Albayrak'ın ifadesiyle; "Gündelik kuru politikaların, kaypak sağcılığın, pragmatizmin, cehaletin, kabalığın, ruhsuzluğun, şiirsizliğin, zevksizliğin işgali altındaki günümüzün kurtarılmış belgeleri olarak görüyorum bu yazıları. Sapına kadar insani ve sapına kadar şairane şeyler dönüyor burada..."

Kitabın, genel olarak popüler kültürün bizim hayatımıza ne şekilde yansıdığını anlattığını söyleyebiliriz: İçindeki dansın derin ritmine dokunmayı unutan insan, tüm estetik kaygılarını yitirerek, üçüncü sınıf bir pop şarkıcısının peşinden koşacaktır. Bu kitle insanının dikkatinin istenen bir şekilde başka yerlere çevrilmesi işlemi de elbette, Özal'ın açtığı yollarda koşturanlar, yani eski marksistler, 'dünün cenazede slogan atan militanları, bu günün iyi reklam metni yazarı ve kreatörleridir ve onların reklam propagandaları sayesinde; 'IBM'den, Tarkan'dan, Vakko'dan, Futbol'dan, flörtten, Madonna'dan, McDonalds'tan, MTV'den şüphe etmek artık sıradan insanın cüretini aşıyor.' Kabul etmeliyiz ki, insan giderek sıradanlaşıyor, kitleler halinde yaşayan zombilere dönüşüyor... Oysa yaşam asla bir parodi değildir.

Gündelik hayatta sanatın nerede durduğuna da yer yer yazılarında değiniyor Selahattin Yusuf. 'Türkiye'de sanat, sanat sosyetemizin bu trajik kopmayı, bu ezeli gerçekliği çocuksu bir naiflikle algılamaya yatkın olmasından dolayı güdük ve çelimsiz kalmıştır. Ölüm, başka edebiyat evrenlerinin ana sorunsalıdır; bizim için ise üzerinde kafa yorulacak bir şey değildir. Ancak zaman zaman maruz kalınacak ve güzel pamuklu şekerlere sarılarak geçiştirilecek bir şoktur o." Ayrıca müziğin insan ruhu üzerinde ve hayatın gidişatında nasıl etkili olabileceğini 'Pasif Direnişin Müziği' adlı yazısında anlatırken okuyucuyu bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: 'Türkiye'de ezilen bir yığın sivil halk için müziğimiz ne yapabiliyor?' Ayrıca Türk sineması ve tiyatrosu üzerine de yazıların olduğu kitabın bir yerinde S. Yusuf'un tespitini de buraya aktaralım: 'Rol yapmak yalan söylemektir. Sanatçı rol yapmaz.'

Kitabı bitirip kapağını kapadığınızda, aklınıza satır aralarına sıkıştırılmış bir sürü soru kalıyor. Yazarın bir çok konuda araladığı sorunların kapısından geçip, biraz da sizin kafa yormanız gerekiyor...

Yazar ve kitabı hakkındaki son sözü Hakan Albayrak' a bırakıyorum: "Selahattin yazılarını yazarken, yol boyunca edindiği bilgileri, tecrübeleri, hassasiyetleri seferber ediyor. Fena halde önemsiyor yaptığı işi. Fena halde önemsiyor okurlarını. İnsanı bayağılaşmaya zorlayan piyasa şartlarının karşısına dikiliyor. Herkesin hasretle andığı eski zaman muharrirlerinin o şık kalemşörlerin yolunu takip ediyor. Söylemeliyim ki kendisi, yazarlığını kıskandığım birkaç adamdan biridir." 

Aşağıda kitabı okurken altını çizdiğim bazı satırları bulabilirsiniz.

"İster uçurumdan düşen ve ciğerlerine saldıran ilk hava akımının darbesiyle çığlığı koparan bebeği düşünelim, ister gündelik kaba yaşamın hırpalamalarıyla yaralanan ve kafasında büyük sorular biriken yetişkinleri düşünelim, yaşam mutlaka ağır bir karmaşa olarak sunuyor kendini."

"Yaşamı 'motor!' nidasını duyar duymaz yaşamaya başladık biz. Paradi değil bu görmüyor musunuz, yaşıyoruz!"

"Bu topraklarla ünsiyet kurabilecek, beslenme bağı kurabilecek bir sanatın, Din'in en azından bir sosyal olgu olarak ağırbaşlı ve efendice bir tarafsızlıkla işlemesi şarttır."

"Şimdi, Batı'nın söylediği gibi, GlobalLEŞiyoruz."

"Avrupalılar bizden Yetmiş milyonluk büyük ülke diye bahsederken, Yetmiş milyon sağılacak inek diye içlerinden geçirmediklerinden emin değilim. Çünkü ilericiliğimizin ve çağdaşlığımızın basit bir tüketim ilericiliğine ve çağdaşlığına dayandığını onlar da biliyorlar."

"Çocuklukla yetişkinlik arasında, doğmakla ölmek arasındaki farkın tamamı vardır." 

"Bu yaşamı insanların değil de, insanlardan sadır olmuş eşyanın (giriş-çıkış zillerinin, fabrika düdüklerinin, arabaların, kahve makinesinin, bilgisayarların, makam koltuklarının, borsa trendlerinin, yürüyen merdivenlerin) yaşadığı şüphesi her geçen gün biraz daha kemiriyor içimi."

"Hız, etraftaki her şeyi tektipleştirerek önemsizleştirir ve onların arasına kendi heyecanını, kendi akışkanlığını, yaşamın gerçek nabzı olarak yerleştirir."

"Zaman, geçiyordu şüphesiz."


 

 


Yazar ve kitabı hakkındaki son sözü Hakan Albayrak' a bırakıyorum: "Selahattin yazılarını yazarken, yol boyunca edindiği bilgileri, tecrübeleri, hassasiyetleri seferber ediyor. Fena halde önemsiyor yaptığı işi. Fena halde önemsiyor okurlarını. İnsanı bayağılaşmaya zorlayan piyasa şartlarının karşısına dikiliyor. Herkesin hasretle andığı eski zaman muharrirlerinin o şık kalemşörlerin yolunu takip ediyor. Söylemeliyim ki kendisi, yazarlığını kıskandığım birkaç adamdan biridir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım