UÇURUMLAR

Ayşe BİLGEN


Ankara kalesine çıkıp bu koca başkente hiç baktınız mı? Kaleden Ankara’nın hemen hemen her yerini görmek mümkün. Bu seyirle Ankara küçülür ufacık kalır. Önce kalenin etekleri döker saçar içindekileri. Tepede ancak birbirine dayanarak ayakta kalacakmış hissi veren evler, eğrelti bacalardan tüten yoksulluk, köpek havlamaları, sebzecilerin bağırışı, buz gibi sularda yıkanıp gelişigüzel asılmış çamaşırlar... Bunlar hep size uzak gelen ama yerli yerinde gerçeklerdir.

Sabah erken saatlerde başlar buralarda hayat. Kardeşleri, Altındağ, Türközü, Çinçin gibi gözünü kırpmamıştır Bent Deresi de geceleri. Sarhoş naraları, köpek havlamaları, küfür dolu kavgalar. Tavşan uykusundan uyanır gibi gün ışığıyla birlikte yeni koşturmalar için uyanır. Derme çatma evlerde güneş yerine 40 vattlık ampuller karşılar ev halkını. Gözler mahmurdur, Şöyle sobanın yanında biraz daha uyusam diye nazlanılır. Evin hanımı onlara ancak sobanın sıcak suyunu lütfeder. Çocuklar, belki on beşinde belki on üçünde yüzlerinden buharlar çıka çıka girerler odaya. Sabahtan işe çıkıp öğleden sonra okula gideceklerdir .Belki okula gidiyorum deyip top oynamaya kaçacaklardır. Zeytin, ucuz peynir, sobada ısıtılmış ekmeğin üzerine sürülmüş yağla, koyu demli çayla yapılır kahvaltı ve herkes dağılır. Çocuklar mendil, simit, sakız satmaya, baba fabrikaya, anne de şehrin diğer ucundaki bir eve temizliğe...

Kadıncağız hızlı adımlarla Hacı Bayram’ı geçer. Milyonlarca kere geçmiştir belki oradan. Bazen dua eder bazen görmez bile. Hacı Bayram kimdir, nasıl yaşamıştır bilmez. Yoksul dostudur, buna inanmış gerisini merak etmemiştir. Heykeli de geçip otobüs durağına gelir. "Hoşdere-Çankaya" otobüsüne güçlükle biner bir yandan da söylenir, ‘ne vardı sofrayı toplayacak geç kaldım işte.’ Otobüs her duraktan aldığı insanlarla dolar taşar. Kızılay, Bakanlık derken yavaş yavaş boşalır. Kadıncağız gideceği evin önüne gelince üstünü başını düzeltir.

Evin hanımı çıkmak üzeredir. Diş hekimidir kendisi,çocuklarını okudukları koleje bırakıp oradan muayenehanesine gidecektir. Yapacağı işleri hızla tarif eder ona; mutfak toplanacak, camlar silinip ortalık süpürülecek, ütü yapıldıktan sonra yemek pişirilecek çocuklar okuldan gelince karınları doyurulacaktır.

Onlar gidince önce mutfağa geçer. Kahvaltı sofrasını toplamaya başlar. Zeytin, kaşar peynir, beyaz peynir, pastırma, salam, taze sıkılmış portakal suları, çay, haşlanmış yumurta kabukları. Aceleyle toplar sofrayı, bir yandan da çocukları gelir aklına. Küçücük elleriyle buz gibi havada mendil satışları yaralar yüreciğini, doğru dürüst edemedikleri kahvaltı çöreklenir kalır içine. Mutfakta işini bitirince pencerelere yönelir. Sokağa şöyle bir göz atar. Her taraf ne kadar temizdir. İnsanlar bakımlı, düzgün giyimli. Anlam veremez bunca çelişkiye. Bir yanı yaban durur buralara bir yanı sever. Düşünmek istemez hayatını. İşini bitirip gitmek gelir içinden

Akşama doğru önce çocuklar, sonra evin hanımı gelir. Ele tutuşturulan biraz para, bir poşet, içi kullanılmayan giysi dolu, ’Çarşamba günü bekliyorum’ çağrısı ile yeniden düşülür yola. Yol uzundur, yol trafiktir, yorgunluk çökmüştür omuzlarına. Evin olduğu tepeye güç bela tırmanılır. Küçük oğlan gelir ardından el yüz kan içinde. Kavga vardır yine, yine gönül yorgunlukları. Mahalledeki kadınlar zor ayırmıştır iki afacanı. Gider öbür çocuğun annesinden özür dilemeye. Dönüşte buzdolabının karşısında kalınır ne pişirmeli diye. Ispanak takılır eline, yanına da tarhana yapmalı der. Gözünün önüne öğleyin pişirdiği tavuk dolma gelir ...

....

Ankara’ya kaleden hiç baktınız mı? Atakule’ye değil, Anıtkabir’e değil, Gençlik Parkı’na değil ama yoksul evlere, ama Ankara’nın kırgın yüzüne. Bakın iyi bakın, yazın mahalle arasında çeyiz ören kızlar göreceksiniz. Karum’da satılan malların taklidini almak için pazarda annesine yalvaran kızlar göreceksiniz. Ellerindeki sigarayı yetişkin edasıyla havaya savuran delikanlılar göreceksiniz. Kahvenin yolunu doğuştan bilen delikanlılar. Pembe düşlerini göreceksiniz gelecek üstüne, gençliklerinin hayallerini göreceksiniz. Bastonuna dayanarak güç bela yürüyen dedeler, nineler göreceksiniz. Yüzü gözü morarmış, bağıra bağıra ağlayan dayak yemiş bir kadın göreceksiniz. Yılgın, bezgin kadınlar. Ve erkekler işsiz, işsizliğinin verdiği öfkeyi karısını döverek yansıtan erkekler. Çocuklar burunları akan, ayaklarında lastik ayakkabılar, eli yüzü toprakla oynamaktan simsiyah. Oyun her yerde oyun, çocuk her yerde çocuk.

Ankara'ya iyi bakın. Aslında ne kadar küçük olduğunu görünce şaşıracaksınız. Burası gerçekten başkent mi? diye kendinize sorup utanacaksınız. İki yakasını bir araya getiremeyen bir memur olduğunu göreceksiniz Ankara’nın. Onca uçurumun nasıl oluştuğuna şaşacaksınız. Bir yanı hazandayken bir yanının baharda olmasını anlayamayacaksınız. Bir gün kaleye çıkın ve Ankara’ya şöyle bir bakın. Size söyleyecek çok sözü var!..

 


Ankara'ya iyi bakın. Aslında ne kadar küçük olduğunu görünce şaşıracaksınız. Burası gerçekten başkent mi? diye kendinize sorup utanacaksınız. İki yakasını bir araya getiremeyen bir memur olduğunu göreceksiniz Ankara’nın. Onca uçurumun nasıl oluştuğuna şaşacaksınız. Bir yanı hazandayken bir yanının baharda olmasını anlayamayacaksınız. Bir gün kaleye çıkın ve Ankara’ya şöyle bir bakın. Size söyleyecek çok sözü var!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANASAYFA

Patikalar © 2001
Fa
&aL Tasarım